WhatsApp
Advert
Advert

AĞIRLAŞMIŞ AHLAK VE TOPLUMSAL SORUNLARIMIZI ANCAK “AKIL VE BİLİM” İLE YOLUNA KOYABİLİRİZ!

Yayınlanma Tarihi :
author

Selami TÜTÜNCÜOĞLU

Tevazu (alçak gönüllülük) eskiden ülkemizde takdir edilen bir özellik iken, bugün maalesef değerbilir insanların yok denecek kadar azalması ile zaaf halini almıştır. Farkındaysanız gazete, dergi, TV, radyo veya sosyal medyada ağızlarından her çıkanı veya her yazdığını/söylediğini sıradan insanlara lütfettikleri hikmet yüklü kelam sayanlar, birde bu kalitesiz üretimlerine alkış bekliyorlar, hatta hiç çekinmeden kendi paylaşımlarını bile kendileri beğenip, alkışlayabiliyorlar!

Oradan buradan edinilmiş sıradan fikirleri veya küçük bir çabayla heryerden ulaşılabilen bilgi kırıntılarını, yamalı bohça şeklinde birleştirince ortaya çıkan ürünü, düzenli olarak ve tantanalı bir şekilde etraflarına saçmaktan hiç çekinmiyorlar. Öte yandan başlık ne kadar iddialı olursa (nasıl olsa onlara göre, içerik-başlık ilişkisi olmasa da olur), anlatılanlar ne kadar dikkat çekici, kesin ve keskin ifade edilirse, o kadar hızlı kabul görüyor ahali tarafından. Bu fenomen mertebesine ulaşmış (!), kerameti kendinden menkul mühim kişilerin vazgeçilmez lakırdıları, akademik şüphe yerine belirsiz kaynaklara (adı sanı duyulmamış sözde İsviçreli bilim adamları gibi) dayansa da, kimi zaman filozof, kimi zaman sosyolog, kimi zaman psikolog edasıyla söylenince, yani bilimsel üsluba giydirilince ve kalitesizliğe maruz kalanların da bilgi birikimi eksikliği ve verileri kontrol etme alışkanlığı olmayınca, bu kalitesi yerlerde sürünen ifşaatların yayılma hızı da artıyor.

Çağımızın büyük fenomenleri (!), bilimsel tespit ve çıkarımlarını esinlendiği (çoğunlukla arakladığı) kaynaktan söz etmeden, kendi yumurtlamış gibi ortaya koyarsa, haa birde isminin önüne “stratejist” veya “bilmem ne uzmanı” gibi yalandan bir sıfat yakıştırırsa, hakkındaki övgüler de bir o kadar artıyor. Sanırım bu işin sihri, sağdan soldan edinilmiş veya kendine yakıştırılmış sıfatlarda ve tevazudan uzak olmakta gizli.

Malumunuz "Esnaflık" kavramının mecazi anlamı, aslında yergi içerir ve bir işin ve/veya durumun basit ve şahsi çıkarlara hizmet eder biçimine atfen söylenir. Yani toplumsal (ve bazen de akademik) bir konuda kesilen ahkâm, aslında esnafın müşteri toplama gayretindeki gelgel yaklaşımının aynısıdır ve esasen bu, bazı meslekler için en hafif deyimiyle ayıptır, ama toplumumuzda artık yaygın biçimde kullanılan bir davranıştır. Örneğin hukuk alanı, esnaf yaklaşımını asla kaldırmaz. Gel gör ki, ortalık esnaf avukattan, noterden, hatta savcı ve hakimden bile geçilmez hale geldi. Maalesef bu esnaflık medya sayesinde öyle kabul gördü ki, hukuk fakültesini yenice bitirmiş gençler, bu bilgisiz fikir sahiplerinin itibarına aldanıp, henüz meslekte onca eksikleri varken, her konuda fikir yumurtlamaktan çekinmez oldular. Kimi zaman kiracı-evsahibi ilişkileri, kimi zaman dolandırıcılık, kimi zaman sansasyonel bir cinayet, kimi zaman anayasa, kimi zaman da LinkedIn‘de şirket-uluslararası ticaret vb. konularında bol keseden bilgi paylaşımında bulunarak sosyal medyada “şunu yerseniz faydalı, bunu yerseniz zararlı” türünden teşhis ve tedavi yapan hekimlerle yarışır hale geldiler.

Bu arada sosyal medya dahil yazılı ve görsel medyada hekimlerin ve hatta hekim olmadan dahi sağlık önerilerini büyük iddiayla yayanların yarattığı tehlikeler, bu hengâmede güme gider hale dönüştü.

Özetle sevgili dostlar kalitesizlik her geçen gün artıyor ve bu duruma nedense hiç kimse dur demiyor. Sadece iktidar medyası değil, muhalefet medyasından da kendini dev aynasında gören, ama aslında dünyasının daracık olduğunun farkında bile olmayan kimi yazarların paylaşımlarını veya konuşmacıları ekranda izlerken şunu düşünüyorum; biz nereye gidiyoruz ve temel meselemiz “iyi insan” olmak iken, neden bu yoldan çok saptık!

Aklıma birden ünlü Alman filozof Nietzsche geldi; çünkü kendisi “İyi ve Kötünün Ötesinde” eserinde “yüreksizi, korkağı, basit şeyleri önemseyeni, dar çıkarını düşüneni” aşağılık görmüştü. Keza, “Ahlâkın Soykütüğü Üstüne” eserinde ise insanoğlunun “iyi” ve “kötü” değer yargılarını hangi koşullar altında yarattığını sorgulamıştı. Dönemin bilgisini ve algısını köken/soy kütüğü araştırması ile irdeleyen Nietzsche’nin yolundan bir çok felsefeci de yürüdü. Bu değerli felsefecilerin değindiği ülkemizdeki vasatlığın sebebi ise bence belli; akıl ve bilimden uzaklaşmak sonucunda ortaya çıkan az gelişmişlik, fakat bunu değiştirmek için neden illaki yeni bir Atatürk beklentisi var, bunu anlamak mümkün değil!

Ülkemizde vasatlığın tanımı; ortalamanın altı olarak bilinmekte, ama bence eksiktir, çünkü vasatlık her türlü iyiliğin düşmanıdır! Bu olumsuz kavramın, ahlâk ile yakın ilgisi bulunmaktadır. Ahlaki değerler bakımından neyin kastedildiğini bilirsek, kavramın anlamına ancak tam olarak ulaşabiliriz.

Size bir örnek vereyim; yaşanmış bir olayda hırsıza hırsız, zalime zalim demek gerekiyor. Ama vasat kişi, çıkarlarını gözeterek hırsıza, haksıza, zalime bu özelliğini yüzüne haykırmak bir yana, ona arka çıkar. İşte ahlaki çürümüşlük budur ve bu durum maalesef ülkemizde oldukça yaygındır.

Yalın gerçeği, çıkarı veya korkaklığı nedeniyle söylememek; hırsızla, haksızla, zalimle işbirliğine girmektir ve vasatlığın davranışta ulaştığı sonuçtur. Vasat, kendisine sus payı olarak teklif edileni elde etmek için hiç çekinmeden taraf tutar ve aktif şekilde yalan söylemeye, hatta benzer durumda olan veya olabilecek başkalarıyla işbirliğine girişir. 

Bu çürümüşlüğün siyasi boyutu ise ülkemizde çok yüksek düzeydedir. Malumunuz siyasiler işler-güçler dağıtırken, etik kıstas olması gereken liyakatı temel almayıp, referansını salt “bana destek/tanıdık” üzerinden vermektedir. İşte vasatlığın doğurduğu çürüme tam da budur. 

Sonuçta toplum iyiler tarafından değil, kayırılan/işin ehli olmayanlar tarafından idare edilir hale dönüşür. Dalkavukların ve bu çürümüşlükten çıkar sağlayanların sürekli öne çıkarılması ise toplumsal çöküşe sebep olur ve çürüme her geçen gün büyüyüp derinleşir. Sonunda da korkarım toplumda oluşan büyük haksızlık ve adaletsizlik duygusu, bu yaygın vasatlığı, çıkar ortaklı çeteler haline bile dönüştürebilir.

İyi bir insan olma hedefinden toplumda gitgide uzaklaşıldığı, sürekli güçlüye ve siyasete yamanma gayreti, şöhrete uzanan vasat kolaycılığa doğru akıyor maalesef.

Biliyormusunuz dostlar ben 25-30 senedir TV‘lere uzağım; çünkü ne zaman “bir şey öğrenebilir miyim” diye ekran başına geçsem, konuşmalara tahammül edemiyorum. Ekrandaki işbirlikçiliğe soyunmuş vasat insanların, günlük basit çıkarlarını gerçekleştirmek için yalan-dolan her yolu, yordamı, yöntemi mubah görmesine inanın dayanamıyorum. Bu insanlar “Görevlendirildiğinin” görülmediğini sanıyor ve vasat ezberini tekrarlayıp duruyorlar.

Daha da üzücü olan; bu laf ebeliğinde beceri bakımından üstün olan ve mevki bakımından imtiyazlı şöhretlerin ahlaki değerler bakımından vasat olduklarını toplumda fark eden o kadar çok az kişi var ki! Maalesef ki, sayının azlığı vasat çetenin büyüklüğü ile orantılıdır.

Gerçeğe uygun akla, vicdanlı ahlaka göre davranışlar maalesef toplumumuzda insanlar arasında artık pek itibar görmüyor. Çoğunluk çıkar ilişkileri ortaklığına dâhil edilmek isteniyor, çünkü bu çark içinde iş-para-pul, ün-şöhret ön planda. Netice de insani değerleri bayağılaştıran, sıradanlaştıran, anlamsızlaştıran vasatlık, günümüzün kaçınılmaz yaşam tarzı oldu inanın!

Bundan salt iktidar ve avanesini kastetmiyorum ve sizlere dönüp kendi mahallenize de bakmanızı öneriyorum. Sadece ekrandaki konuşan boş kafalara değil, özellikle iktidar muhalefet fark etmez siyasilere ve görünürdeki akademisyenlere de bakın lütfen!

Hukuksuzluk, kuralsızlık ve adaletsizlik gibi her türlü çürümenin nedeni olan vasatlığa karşı mutlaka mücadele etmeliyiz, çıkış yolumuz budur. Çünkü güçlüden değil, haklıdan ve doğrudan yana olmak, iyi insan olmak demektir!

İyi bir insan olabilmek ve vasatlıkla mücadele için önce üstün ahlak sahibi olmak gerekiyor düşüncesindeyim. Unutmayın ki hayatta en büyük mutluluk, iyi insan özelliklerine sahip olmak ve sahip olduklarımızı başkalarıyla paylaşmakla gelir. Sadece kendine odaklanmak, ruhu doyurmaz; sevdiklerimize sunduğumuz yardım ve destek, uzun vadede mutlaka bize geri döner. 

Gerçek dostluklar, karşılıklı fedakarlık ve emekle kurulur. Yalnızca kendi isteklerimize odaklanırsak, dostluklarımızı kaybederiz. İyi bir dost, zor zamanlarda yanımızda olan kişidir.

Toplum, karşılıklı dayanışma ve fedakarlıkla ayakta kalır. Herkes kendi çıkarını gözetirse, toplum çöker. Dayanışma olmadan, güvenli ve huzurlu bir toplum düşünülemez.

Başkalarına yardım etmek sadece onları değil, bizi de mutlu eder. Küçük iyilikler yapmak, hayata değer katarken, başkalarına ilham verir.

Başkaları için bir şeyler yapabilmek, insanın en güçlü yönlerinden biridir. Bencil değil, fedakar olanlar toplumda saygı görür ve daha sağlıklı ilişkiler kurar.

Bilgi ve birikim sadece bizimle sınırlı kalıyorsa anlamını yitirir. Elde ettiklerimizi başkalarıyla paylaştıkça, başarılarımız daha değerli hale gelir. Başarı, diğerlerinin de hayatına dokunduğunda büyür.

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar