Klasik iktisat okulunun babası olan Adam Smith'i mutlaka duymuştunuz, ekopolitik alanla ilgili olan dostlar mutlaka bilirler. Hepimiz onu iktisatçı olarak biliriz, ama o aslında bir ahlak felsefecisiydi. Onu yakından tanıdığımız "Ulusların Zenginliği" kitabından tam 17 sene önce kendisi "Ahlaki Duygular Teorisi" kitabını yazmış bir filozof.
İktisadın temeli olarak kabul edilen piyasaların otomatik olarak dengeye gelmesini şekillendiren o önemli çıkarımı "görünmez el" kuramında ise Smith; “sempati ve adalet” ile “hırsın freni ahlaktır” kavramlarını ön plana çıkarır; yani ahlak meselesinden hiç kopmaz. Smith şu hususları ünlü kitabında açıkca savunur, "Eğer piyasada dürüstlük, güven, sözünü tutma ve başkalarının hakkına saygı gibi ahlaki erdemler yoksa, o piyasa bir gün mutlaka çöker. Yani görünmez el, bencil insanların birbirini kandırdığı vahşi bir ormanda değil; hukukun, adaletin ve toplumsal ahlakın korunduğu bir iklimde çalışır!”
Öte yandan neo-klasik iktisat tarihinin önemli isimlerinden birisi olan ve faydanın ölçülebileceğini savunan Lozan Okulu'nun temsilcilerinden Leon Walras ekonomide tüm fiyatların (faiz, döviz kuru, kira, maaş, temettü vd.) birbirleriyle ilişkili olduğunu, birinde yaşanacak bir sorunun diğerlerini de kaçınılmaz olarak etkileyeceğini savunur. Kendi isminden türetilen Walrasyan denge modeline göre; fiyatlara müdahale edilmediği ve esnek olduğu sürece tüm piyasalar aynı anda kendiliğinden dengeye gelir. Aksine, piyasada müdahale ile oluşan bir dengesizlik varsa diğerlerinde de olur.
Bu noktadan hareketle eğer piyasada ahlaki bir zemin yoksa ve birilerine fayda sağlamak için sürekli müdahale ediliyorsa; fiyat esnekliği piyasayı dengeye getirmediği gibi, kaynakları dürüst ve adil kesimlerden bu vasıfları taşımayanlara karşı yönlendirir ve toplumda önemli bir bölüşüm problemine yol açar. Yani piyasada fiyatların esnekliği zorla elinden alıp birilerince müdahale edildiği an, toplumsal ahlakı kendi ellerinle çürütmeye başlarsın.
Bu durum bazılarına çok paradoksal gelebilir, ama durum öyle değildir. Örneğin “vatandaşa daha ucuz ekmek/simit yedireceğiz” veya “borsamızı koruyacağız” diye piyasadaki fiyat esnekliğine müdahale ederek alınan bir karar, çoğu insana doğru gelebilir, çünkü halkı yada küçük yatırımcıyı da düşünmek gerekir. Ama fiyat mekanizması ekonominin aklıdır; esnek olmayı gerektirir ve her zaman rasyonel kararlar alınmak zorundadır.
Ahlak ekonominin kalbidir; adalet ve dürüstlük üretmeyen iktisat olmaz! Akılsız bir kalp (fiyatlara müdahale ile sabitleyip, halka fayda sağladığını zannederek bundan iyi niyet beklemek) ekonomiyi felç eder! Kalpsiz bir akıl ise, yani ahlaktan yoksun, vahşi bir piyasa kesinlikle toplumu çürütür. İhtiyacımız olan şey, ahlaki bir zemin üzerinde özgürce hareket eden esnek fiyatlardır. Yani müdahale piyasada açgözlülük ve/veya haksızlık yada ahlaksızlık yapanlara müdahaleyi gerektirir; halka dalkavukluk yapmak için müdahale vatandaşa olumsuz yansıyan bir durumdur.
İktisat biliminin enflasyonu düşürmek veya kontrol altına almak için önerdiği para politikası, maliye politikası ve gelirler politikası tabii ki çok önemlidir. Ancak, herşeyin üzerinde ahlak gelir! Toplum içinde ahlakı tesis edemediğiniz sürece iktisattan bahsetmek mümkün değildir. Ahlakın temelinde de tabii ki inanç sistemi yatar. Ancak, bencilliğin ve açgözlülüğün neden olduğu sorunları çözmek için de evrensel temel kurallar geçerlidir. Bunlar da hukuk, adalet, demokrasi ve eğitim gibi konuları ülkeye yerleştirmeyi gerekli kılar. Bunları tesis etmeden ekonomik sorunları aşmak imkansızdır. Bu nedenle sadece ekonomik değil, hemen tüm sorunlarımızı aşmak için önce ahlak şarttır ve bunun için de bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor düşüncesindeyim!
Yorumlar