Sözlerime bazı temel tanımlarla başlayayım; bir ülkenin ithalatı sonucu mal ve hizmetler karşılığında ödediği toplam tutar, ihraç ettiği mal ve hizmetler karşılığında aldığı toplam tutardan daha fazla ise o ülkenin cari hesabı açık veriyor demektir. Yani kısaca cari açık, ithalatın ihracatı aşması durumunu tanımlar. Cari açık artarsa, ödemeler dengesi de açık verir, bunu telafi etmek için üretimi ve ihracatı artırmak yerine dışarıdan döviz temini yoluna gidilirse, bu defa ülkenin dış borçları da artar, bunun sonucunda TL değer kaybeder ve enflasyon oranları durmaksızın artar. Bu durum, ülkenin ekonomik dengelerinin, yatırım ortamının bozulmasına ve ülkemizi kalkındıracak dış yatırımların azalmasına sebep olur. Kısaca bir ülke eğer tükettiğinden daha fazla üretemiyor ve ithalatı ihracatını geçiyorsa cari açık verir ve makro ekonomik dengelerin hemen hepsi bozulur.
Yapılan hataları başka noktaya yöneltmek maksadıyla olsa gerek, Türkiye’de ne zaman ödemeler dengesi rakamları açıklansa, hemen insanlar altın ve enerji hariç verilere yöneltilir ve açığın daha düşük olduğu, hatta bazen açık yerine fazlalık verildiği gibi tuhaf değerlendirmeler yapılıp ortalığı bir iyimserlik kaplar. Ancak bizim gibi özellikle petrol gibi dışa daimi bağımlılığı olan bir ülkede böyle bir bakış açısı son derece yanlıştır, çünkü enerji ülkenin temel ihtiyacıdır ve vazgeçilemez.
Merkez Bankası’nın açıkladığı son rakamlara göre 2025 yılında cari işlemler hesabı yaklaşık 23.2,milyar dolar açık vermiştir. Ama enerji ve altın hariç toplam cari işlemler dengesi ile tanımlanan çekirdek cari işlemler dengesi, geçen yılın aynı ayında 3,6 milyar dolar fazla verirken, bu yıl 2,1 milyar dolar fazla verdiği görülmektedir.
Türkiye’nin cari işlemler açığının önemli bir kısmı dış ticaretinde verdiği açıktan kaynaklanmaktadır. Dış ticaret açığında da “enerji” ve “altın” ithalatı gibi iki kalem öne çıkmaktadır. Örneğin Türkiye 2023 yılında 52,7 milyar dolarlık net enerji ve 25,7 milyar dolarlık net altın ithalatı yapmıştır, eğer bu iki kalem olmasaydı ödemeler dengesi 2023’te 45,2 milyar dolar açık yerine, 33.2 milyar dolar fazla verebilirdi, ama vermemiştir.
Ancak bu tür bir bakış hiç anlamlı değildir, çünkü işin matematiği bellidir. Net biçimde enerji ithalatçısı konumunda olan Türkiye, fabrikalarının bacalarını tüttürebilmek, ısınabilmek, hayatı ve ekonomisini döndürebilmek için enerji ithal etmek zorunda olan bir ülkedir. Türkiye eğer enerji ithal edemezse ekonomik hayatını sürdüremez, büyüyemez ve ihracat da yapamaz. Dolayısıyla enerji verimliliği alanında çok büyük bir teknolojik sıçrama yapmadıkça veya topraklarımızda ya da denizlerimizde zengin petrol ve gaz yatakları bulamadıkça enerji dahil rakamları her zaman dikkate almak zorundayız. Bu makro ekonomik verilere enerji hariç bakmanın kendimizi kandırmaktan başka hiç bir anlamı yoktur.
Ancak altın ithalatında durum biraz farklıdır, çünkü ekonominin çarklarının dönmesi açısından altın, enerji kadar kritik bir meta değildir. Nitekim cari açığı azaltmak düşüncesinden hareketle Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek 2023 yılında göreve gelince, altın ithalatını yavaşlatmak için ağustos ayında işlenmemiş altın ithalatına kota uygulanması kararı alındı. Bu yetmedi Eylül ayında uygulamanın kapsamı biraz daha genişletildi. Sonuçta altın ithalatı geriledi ve 2023 yılı ocak ayında 4,8 milyar dolar olan altın ithalatı, bu yılın ocak ayında 936 milyon dolara kadar indi. Hal böyle olunca cari açıkta gerilemiş göründü.
Fakat olayın bir de diğer boyutu var. Altın ithalatına getirilen kota, öncelikle dünyada ilk 5’te yer alan kuyumculuk sektörümüzün hammadde ihtiyacını karşılayamaz duruma düşürdü ve sektör büyük zarar görmeye başladı, sektörde çalışan bir çok insan işsiz kaldı. Bu eksiği gidermek için kaçakçılık şebekeleri harekete geçti ve altın kaçakçılığı arttı, hemen her gün gazete sayfalarında bu konuda haberler görür olduk.
İhracat verilerimize göre, Mücevher İhracatçıları Birliği (MİB) üzerinden yapılan mücevher ihracatımız 2023 yılında 7,7 milyar dolar civarında. TÜİK verilerine göre ise aynı yıl mücevher sektörü ihracatımız 13,5 milyar dolar olarak gerçekleşmiş. Bu rakamın içerisinde 3 milyar dolarlık turistlere yapılan kredi kartlı satışlar da yer alıyor. Ayrıca 15 bin doların altındaki çoğu mikro ihracat, MİB üzerinden geçmediği için Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine yansımamaktadır, ama TÜİK verilerinde görülmektedir. Özetle mücevher sektörü ihracatı 2023 yılında 13 milyar doları geçmiştir. Buna ilave olarak komşu ülkelerden gelip bavul ticareti olarak tanımlanan bir ihracat gelirimiz daha vardır, ama bunun kayıtlara girmemesi nedeniyle bu konudaki rakamları bilemiyoruz.
Özetle altın ithalatına konan kota uygulaması ile 4.8 milyar dolarlık altın ithalatımız 5 kata yakın azaldı, ama 13.5 milyar dolar ihracatımız da azaldı ve hala azalmaya devam ediyor, nitekim Mücevher İhracatçıları Birliği Başkanı yaptığı açıklamada geçen yılın aynı dönemine göre yıllık bazda % 100’e yakın bir düşüş yaşandığını ve bunun artabileceğini söyledi; kısaca cari açığımız düşmedi, tam tersine arttı, ayrıca kayıt dışına kaydı.
Öte yandan uygulamaya konan altın kotası nedeniyle, ülkemizde altına olan talep azalmamış, bilakis TL’ye olan güvenin bir türlü oluşturulamaması ve Fed’in faizi düşürme beklentileri sonucu ons altın fiyatlarının yükselişe geçmesiyle artmış, ilaveten kaçakçılığın önü açılarak dünya fiyatlarına kıyasla ciddi fiyat farkıyla sınırlarımızdan kaçak altın akmaya başlamış, oluşan bu fiyat farkından haksız kazanç sağlayan firma veya kişiler oluşmuştur. Bu kazancın kg başına 6-40 bin dolara kadar yükselmesi bir yana, kaçakçılara getirdikleri altın karşılığı ödenen yastık altı döviz de ne yazık ki kayıt dışı olarak ülkemizi terk etmektedir. Tüm bu yaşanan olumsuzluklar görmezden gelinerek, “cari açığı düşürüyoruz” teraneleriyle resmi rakamlara yansımayan ama suni biçimde kağıt üzerinde bazı sonuçlara ulaşılırken, ülke ekonomimize diğer açılardan zarar verilmektedir.
Diğer yandan altın, dünyanın her yerinde anında paraya çevrilebilen en önemli finansal araçtır, yani ülkeye altının girmesi bir kayıp değil, aksine zenginliği artırıcı bir kazançtır. Nitekim bu nedenle gelişmiş ülke Merkez Bankalarının kasaları altın ile doludur, zenginlik onunla ölçülür.
Tüm bunları ve yaşanacakları kota uygulamasının başladığı zamanda kapalı gruplarımda tek tek yazdım, ama maalesef kimseye dinletemedik. Belli ki kuyumculuk sektörünün artık nefes alamaz duruma düşmesi ve yaşananları yetkililerin de anlamaya başlaması ile ülkede altın arzında oluşan daralmanın önüne geçilmesi için Ziraat Bankası ve Vakıf Katılım Bankası'na yetkilendirilmiş kuyum işletmelerinin ihtiyaçlarının karşılanması için işlenmemiş altın ithalatı kotası tahsis edildi. Fakat bu uygulamanın da ihtiyacı karşılaması mümkün değildir, ayrıca rasyonel politikalara döndüğünü söyleyen ekonomi yönetiminin serbest piyasa ekonomisine bu tür müdahaleleri sürdürmesi son derece yanlıştır, bir taraftan veriler masa başında dizayn edilmeye çalışılırken diğer yandan başka reel alanlara zarar verilmektedir.
Sonuçta kota nedeniyle altın ithalatı yavaşlatılarak cari açık verileri suni olarak düşürüldü, ama Türkiye’ye yüksek miktarda kaçak altın girişi başladı ve kayıt dışına kaydı, sektör küçülmeye başladı, yurtdışı ile olan fiyat farkı artarak birilerine haksız kazanç kapısı açıldı, en önemlisi de altın yatırımcısı daha pahalıya altın satın alıp zarar gördü. Bu durumda ödemeler dengesindeki ve ülke ekonomisindeki gerçek resmi tam olarak görebildiğimiz söylenebilir mi, bu bir illüzyon, hatta enflasyon oranlarında yapıldığı gibi yanıltma değilmidir!
Yorumlar