Realize olduğunda küresel ekonominin ve siyasetin geleceğini tepeden tırnağa değiştirecek “Bir Kuşak Bir Yol Projesi (OBOR, İngilizce One Belt One Road kısaltması)”, Türkiye’yi de içine alan yapısıyla, önümüzdeki 50 seneyi şekillendirecek 1 trilyon doları aşan yatırımı ve 3 milyardan fazla nüfusu bünyesinde taşıyan Çin’in başlattığı devasa bir projedir. Proje ülkeler arasındaki insani ve kültürel bağları da güçlendirmeyi amaçlamaktadır. 65 ülkenin bilfiil dahil olduğu proje, Asya’nın en doğusu ile Atlas Okyanusu’nun Avrupa kıyılarını birbirine bağlayacak ve küresel ekonomiyi güçlendirecektir. Projeye iştirak eden ülkelerin çoğunluğu, düşük ya da orta gelirli ülkelerden oluşmaktadır ve bu nedenle bu ülkelerde büyük bir heyecana sebep olmuştur. 2021 yılı itibarıyla Çin, Tek Kuşak Tek Yol Projesi’ne yönelik olarak Türkiye’nin de dâhil olduğu 138 ülke ve 31 uluslararası örgütle toplam 202 anlaşma imzalamıştır.
Projenin amacı; başta Asya-Avrupa hattındaki önemli ekonomiler arasında bir ulaştırma altyapısı, ticaret ve yatırım bağlantısı kurmaktır. Küresel bir kapsama ulaşan projenin, kara ve denizden iki önemli uluslararası ticaret güzergahı bulunuyor; kuşak kısmını oluşturan İpek Yolu Ekonomik Kuşağı ve yol kısmını oluşturan Deniz İpek Yolu.
Konuyla ilgili haritalardan da görebileceğiniz gibi Kuşak kavramı ile Orta Çin’den başlayan ve Moskova, Rotterdam üzerinden Venedik’e uzanan karayolu, demiryolu, petrol ve gaz boru hatları ve diğer altyapı projelerinden oluşan bir kara ulaştırma ağları bütünü kastediliyor. Proje kapsamında, tek bir rota yerine, Asya-Avrupa yönünde kara köprülerinden oluşan koridorlar planlanıyor. Projeyle Çin, beş bağlantı yoluyla, Avrasya kıtasını merkeze yerleştiren yeni bir uluslararası düzenin donanımını yaratmayı planlanmaktadır. Türkiye, bu koridorlar içinde Orta Koridor olarak adlandırılan Çin- Merkez ve Batı Asya Koridoru üzerinde yer alıyor.
Yol kavramı ise, projenin denizyolu ağına karşılık geliyor. Proje kapsamında güney ve güney doğu Asya’dan Doğu Afrika ve Akdeniz’in kuzeyine kadar uzanan deniz bölgesinde limanlar ve diğer kıyı yapıları ağı planlanıyor.
Proje kapsamındaki kara ve deniz güzergahları ile Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarını geçerek Çin ekonomisi ile gelişmiş Avrupa ekonomisinin birbirine bağlanmasına olanak sağlaması hedefleniyor. Girişimin, aynı zamanda diğer ülkelerle kurulan çok yönlü işbirlikleri sayesinde Çin’in küresel sorunların çözümünde merkezi oyuncu olmasının da önünün açarak, uluslararası barışa katkı sağlacayacağı belirtiliyor. Gelecek on yıl içinde yurt dışı harcamalarının 100 milyar doları bulması beklenen Çin, proje için yaklaşık 1 trilyon dolarlık hükümet fonu ayırdığını duyurdu.
Türkiye’nin projeye entegrasyonu için iki ülke arasında imzalanan anlaşma ile ilk aşamada 40 milyar dolarlık bir bütçe öngörüldü. Ancak yatırımlar için her yıl harcanması planlanan miktar hayli düşük, 750 milyon dolar. Türkiye, OBOR projesinde alternatif koridorlardan birisi olan Orta Koridor üzerinde bulunduğu için jeopolitik bir konuma sahip. OBOR güzergahında kritik bir noktada yer alan Türkiye, jeopolitik konumunun güçlü olması, güçlü üretim ve yüksek potansiyeli, Karadeniz taşımacılığında önemli bir aktarma ülkesi olması gibi üstünlükleriyle öne çıkıyor. Son dönemde inşa edilen Yavuz Sultan Selim ve Osmangazi Köprüleri, 18 MartÇanakkale Köprüsü, Avrasya Tüneli gibi projeler, Çin’in ‘Bir Yol Bir Kuşak’ projesine önemli lojistik ve ulaşım fırsatı verecek önemli bir halka konumunda. Projenin verdiği heyecan ile Çin-Türkiye ticaret işbirlikleri de gelişim gösteriyor ve ülke arasında ithalat-ihracat hacmi her geçen gün artıyor. Çin, Türkiye’nin en büyük 19’uncu ihracat, ancak en büyük ithalat pazarı ülkesi.
Diğer taraftan gerek çok boyutu ile uzun süredir devam eden ABD-Çin rekabetinin tam ortasında bu projenin meydana çıkarılması, gerekse bu projenin arkasında yatan emperyal nedenler, ABD’yi rahatsız etti ve projeye destek veren ülkelere baskılarını artırdı. Bunun sonucunda İtalya, Çin’in Kuşak ve Yol Projesi’ne katılımını 2021 yılında sonlandırdığını açıkladı. Esasen İtalya, Giuseppe Conte'nin başbakan olduğu 2019'da altyapı girişimini imzalamış ve anlaşmayı imzalayan tek G7 ülkesi olmuştu. İtalya, Avrupa'nın büyük bir kısmı gibi, Pekin'in Rusya'ya verdiği desteğin devam etmesi ile birlikte Washington-Pekin geriliminin arasında kaldı. Avrupa ülkeleri, ekonomik baskı iddialarına karşı geri adım atarken, ticaret ve yatırım konusunda Çin ile ilişki kurma arzusunu dengelemek için mücadele ediyor. Yani bu proje Batı dünyasınca pek sıcak karşılanmadı ve realize olmaması için çaba sarfediliyor. Öte yandan Afrika ve Asya kıt’asında yer alan gelişmekte olan ülkelerde proje hızla ilerliyor ve Çin bu alanda çok ciddi yatırımlar yaptı ve yapmaya devam ediyor, ülkelerin ekonomisinde söz sahibi olmaya başladı, ayrıca askeri işbirliklerini de geliştiriyor. Bu ülkeler, topraklarına yapılan yatırımlardan memnunlar, ancak Çin’in bu projeyi kendi menfaatleri için uygulamaya koyduğu ve bir emperyal güç olduğu gözden kaçırılıyor.
Öte yandan dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin, pandemi sonrası hala ekonomik sıkıntılarını aşamadı ve ekonomik büyüme modelini son dönemde değiştirmeye başladı. Dışarıda Çin mallarına talep azaldığı, içeride maaliyetler yükseldiği için iç pazarı geliştirme çabalarına yönelmiş durumda. Bu süreçte, ekonomik büyümesi yüzde 11’lerden yüzde 6’ya geriledi. Projeyle, Çin kendi içindeki ekonomik dönüşüm sürecini de desteklemeyi amaçlıyor idi. Kısaca Çin ekonomisindeki gerileme, bu projeyi sekteye uğratabilir, en azından termin’in uzamasına sebep olabilir. Ayrıca İran Savaşı bu projeye büyük darbe vurdu. Öte yandan ABD’nin Çin’in projesini baltalamak için çıkardığı ve Hindistan'ı Ortadoğu üzerinden Avrupa'ya bağlayan yeni ticaret yolu Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) projesi, Eylül 2023'teki G20 Zirvesi sırasında Hindistan, ABD, Suudi Arabistan, BAE, Fransa, Almanya, İtalya ve Avrupa Birliği tarafından imzalanmıştır.
Sonuç olarak Bir Kuşak Bir Yol projesi gerçekten devasa ve kuşkusuz bizim için olumlu, ancak yukarıda açıkladığım gibi gerisinde emperyal motivasyonu da içeren bir projedir. Ülkemiz ekonomisi açısından faydaları hayli fazla, projenin ülkemiz içindeki realizasyonu esnasında ciddi bir yatırım geldi/gelecek, işsizliğe çare olacak, altyapı eksikliklerimizin bir kısmı tamamlanacak, geçiş güzergahında bulunmamız yıllarca gelir elde etmemize sebep olacak, dolayısıyla destek verilmesi ve nihayetlenmesi için çaba sarfedilmesi gerekir. Ancak yukarıda ifade ettiğim gibi ABD ve Batı dünyası bu projeye sıcak bakmıyor ve desteklemiyor, destekleyen ülkelere de baskılar sürüyor. Bu nedenlerle projenin planlanan zamanda sonuçlanmaması veya kadük kalması muhtemeldir. Diğer yandan komünist Çin ile ilişkilerin daha da ileri götürülmesi dünya emperyali ABD’nin hoşuna gitmeyecek, bize karşı sürdürülen olumsuz tavırlar devam edecektir. Öte yandan Çin’de emperyal bir ülkedir, bu projeyi kendi hegomanyasını tesis etmek üzere hayata geçirmeyi hedeflemiş ve özellikle az gelişmiş Afrika va Asya ülkelerinde ciddi mesafeler alarak, bu ülkelerde konuşlanmış ve bu çabasını ciddi şekilde sürdürmektedir, yani bu işin arkasında emperyallerin mücadelesi vardır. Bu sebeplerle projeye sağlanacak desteğin bu düşünceler minvalinde dikkatli biçimde verilmesi, dengeli bir politika izlenerek her safhada ülke menfaatlerimizin ön planda tutulması sağlanmalıdır, diğer türlü iki emperyalin arasında kalınacaktır.
Diğer saptırılan konu ise; Yavuz Sultan Selim köprüsü, Avrasya tüneli, Çanakkale köprüsü, Marmaray, Kanal İstanbul ve 3. Havalimanı gibi projelerin tamamının OBOR’un bünyesinde olduğu iddiasıdır, bu doğru değildir. Bu projelerin hepsi OBOR’u desteklemiş olsalar bile, hepsinin bu proje ile direkt ilgileri yoktur, bir çoğu iktidarın Vizyon 2023 hedefleri doğrultusunda KÖİ (Kamu Özel Sektör Ortaklığı) yapılmış veya planlanmıştır, yani bedelini verilen yıllık garantiler ile ülke vatandaşı ödeyecektir. Sadece Çanakkale boğazı köprüsü, 3 Katlı Tüp Geçit Projesi, Filyos, Çandarlı ve Mersin limanları inşası ve Edirne-Kars hızlı tren ve bağlantıları demiryolu projesine yönelik çalışmalar, 2015 yılında Çin ile imzalanan mutabakat çerçevesinde yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir. Bu proje kapsamında ülkemizdeki en önemli hat olan Doğu-Batı Yüksek Hızlı Tren Hattı’nın, Edirne’den Kars’a kadar olan inşası 2017 yılında tamamlanmış ve Türkiye, Doğu ile Batıyı birbirine bağlayan, Bakü-Tİftis-Kars demiryolu hattının açılmasıyla transit ülke olarak konumunu sağlamlaştırmıştır.
İktidara yakın kişilerin bu projenin ülkemize getirisini abartarak “Türkiyenin bu proje ile her zamanki gibi bir köprü olacağı ve yeni dünya düzeninde daha önemli olacağı, Türk kimliğiyle Çin'e kadar, Müslüman kimliğiyle Afrika'ya kadar etkili olacağı” gibi ifadelerle son dönemde KÖİ kapsamında yapılan büyük projelere veya Kanal İstanbul gibi yapılması planlanan projelere gerekçe oluşturmaya çalışıyorlar. Şüphesiz ülkeye ve geleceğe yapılan her yatırım iyidir, ancak bu yatırımların siyasi sonuçlarına ilişkin ifadeler temenniden ibarettir, hatta daha da ileriye giderek “Cin şişeden çıktı” gibi söylemler sadece iç kamuoyuna yönelik siyasi propagandalardır.
YouTube ve sosyal medyada para kazanmak için bir çok niteliksiz insanın son dönemde türediğini ve bu mecralardan uzak durulması konusundaki görüşlerimi daha önce uzun uzadıya yazmıştım, tekrar etmiyorum. Ayrıca tavsiyem; söyleyen/yazan kişinin önce kim olduğuna (fikir beyan ettiği spesifik konularda akademik eğitimi ve saha tecrübesi varmı? Yoksa sağdan soldan duyduğu şeyleri süsleyerek mi söylüyor?) baktıktan sonra, uygun olanlara zaman ayırmak uygun olacaktır. Bu tür stratejik konularda söz söyleyebilecek background’a sahip olmayanların ifadelerini dikkate almaya ve videolarına zaman ayırmaya değmez düşüncesindeyim. Diğer taraftan komplo teorilerine ülkemizde çok fazla rağbet ediliyor, bu durum ülkemizin eğitim ve kültür seviyesi nedeniyle elbette yayımcılara çok takipçi kazandırıyor, ancak ben bu tür kişilerin takip edilmesini doğru bulmuyorum.
Yorumlar