Farkındaysanız Trump’ın Kasım 2024’de iktidara gelmesiyle Dünyada eski siyasi ve ekonomik düzen sarsılıyor. Bunun ne kadar farkındasınız bilmiyorum, ama yeni uygulamalar yapay zeka devrimi ile birleştiğinde, bu değişimin 150-200 yılda bir olan, ana dalga değişimlerden birisi olduğunu söyleyebilirim.
Uluslararası ekopolitik sistemde değişim öyle büyük ki, 2. Dünya Savaşının sona erdiği 1945'den bu yana oluşmuş tüm dengeler yavaş yavaş bozuluyor ve o dönemde kurulmuş uluslararası teşkilatların işlevleri azaltılıyor. Bu değişim bence kısa dönemli veya geçici değil, ana sistem değişiyor.
Bu değişim beraberinde ne tür riskler getiriyor konusuna bakacak olursak, ilk önce şunu söyleyebilirim; Trump ile ortaya çıkan ve her geçen gün artan bu gerilim; artan gümrük vergileri, ticari savaşlar ve hiç çekinmeden açıkca yapılan tehditlerle dünya barışını bariz biçimde tehdit ediyor. Örneğin piyasalar ve küresel iş ortamındaki bozulmalar, yatırımcılar ile işdünyasında, ayrıca ülkelerde de endişe ve korkulara yol açıyor.
Bu durum, doğal olarak yatırımcıların risk iştahını olumsuz etkiliyor. Yatırımcılar panik ile ellerindeki hisse senetlerini satmaya başladılar bile ve iş insanları daha savunmacı bir duruş sergilemeye yöneldi. Bu durumda, yatırımlar azalacağı için, toplam iktisadi çıktının da düşeceği, yani toplam arzın sınırlanacağını söyleyebiliriz. Yatırımların azalması ve/veya durması, işsizliğin artmasına ve insanların fakirleşmesine neden olacaktır.
Bunların sonucunda fiyatlar artıp küresel bazda enflasyon yükselecektir. Talep de elbette düşecek, ama bir süre sonra dengeye gelecektir, fakat dengeye gelene kadar bir süre talep yönlü enflasyon yaşanacaktır. Arz yönlü enflasyon ise daha uzun süre devam edebilir, hatta Çin’de yaşandığı gibi küresel bazda deflasyon da beklenmelidir.
Küreselleşmeye son darbeyi vuran bu olumsuzluktan, elbette küresel tedarik zincirleri ve maliyetler negatif olarak etkilenecektir. Maliyetlerin yükseldiği ve üretimin pahalılaştığını düşünürsek, ucuza ticaret zorlaşacaktır.
Dünyanın üretim merkezi olan Doğu Asya ülkelerinin, özellikle Çin ve Hindistan'ın ürün ve hizmet sektöründeki kapasite fazlaları, gelişmekte olan ülkelere doğru yönelecek, hatta o ülkeleri istila sonucunu bile doğurabilecektir. Zaten Trump'ın ana hedefi, en büyük rakibi Çin ve AB’yi güçsüzleştirmek olduğundan, bu ülkelerdeki atıl kapasite, öteki dünyaya yönelecek ve pek çok gelişmekte olan ülkenin firmaları, haksız rekabetle yüz yüze kalacaktır.
Ülke liderleri sağduyulu hareket etmez ve misilleme yaparak ticaret savaşları kızışırsa, bunun önümüzdeki dönemde sıcak savaşlara dönüşme ihtimali de gözardı edilmemelidir.
Ülkemizin bu gelişmelerden etkilenmemesi mümkün değildir. Bu nedenle, iç siyasi tartışmalarla, hatta çatışmalarla meşgul olmayı bırakarak, bu konularda beyin fırtınası seansları ile doğan fırsatlar ortaya çıkarılıp, ülke stratejimizi belirlemek ve özellikle küresel bazda öne çıktığımız sektörlerde nasıl yol alınacağını belirlemek zorundayız. Bu yazdıklarım bazı siyasilere ve işdünyası karar vericilerine önemsiz gelebilir, ama teknolojik devrim ile birleştiğinde, bu değişimin gelecek asıra yön vereceğini rahatlıkla söyleyebilirim.
Bence Türkiye’nin iç pazarı ve komşu pazarları, hiç olmadığı kadar önem kazanmaya başlamıştır. Bu nedenle öncelikle komşularımız, daha sonra diğer tüm ülkeler ile birebir iyi ilişkiler kurmak zorundayız, artık gerginlikten beslenen iç ve dış siyasete son vermeliyiz.
Türkiye hem AB’ye, hem de ABD’ye stratejik çıkarları doğrultusunda yakınlaşmalıdır, bunlar birbirinin alternatifi değildir. Ancak bu tarafsızlığımıza halel getirmemeli, Atatürk’ün gösterdiği istikamette dengeli pozitif bir politika sürdürülmelidir. Bu dönemde Çin ve Rusya’ya çok yakınlaşmak, bence ülkemiz için doğru bir yol olmayacaktır. Ancak bu onlarla ilişkilerin gerginleşmesi anlamına gelmemeli, ilişkiler belli boyutta çıkarlarımız doğrultusunda sürdürülmelidir.
Yatırım yapmayı planlayan firmalar, fizibilitelerini geleceği öngörerek çok iyi yapmalıdır. Dünya yatırımı keserken doğru yatırımları yapanların, bu dönemde avantaj sağlayacağı unutulmamalıdır. Tabi burada önemli olan, yumurtaları aynı sepete koymamaktır. ABD'ye yatırım alternatifi ise ciddi olarak düşünülmelidir, çünkü Trump ciddi teşvikler vermektedir.
Ülkemizdeki firmaların bu tür futurist meseleleri anlayıp değerlendirebilecek yönetim kurulları maalesef yoktur. Bu nedenle şirket yönetim kurullarının acilen bu konuları doğru anlayıp aksiyon alabilecek, bağımsız ve yetkin üyeler ile güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Özetle dünya ekopolitiği farklı bir kulvara girmiştir. Bizim artık ülkemize zarar veren kısır iç siyasi tartışmaları bırakıp, yeni gelişmelere adapte olmamızın zamanı gelip geçmeden, bilindik siyasi iç kamuoyuna yönelik beyanlar yerine, bir an önce etkili aksiyonlar almalıyız düşüncesindeyim.
Yorumlar