WhatsApp

CİDDİ BİR TEHDİT YOKKEN KÜRESEL SİLAH SANAYİ NEDEN YÜKSELİŞTE, HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ!

Yayınlanma Tarihi :
author

Selami TÜTÜNCÜOĞLU

Ankara’da bu hafta yapılan NATO Zirvesinde en fazla konuşulan konu malumunuz savunma sanayi oldu. Bir çok insan bunun farkında olmasa da yapılan veya yapılması taahhüt edilen bu tür harcamalar insanoğlunun refahı için ayrılan kaynakların azalmasına, yani ülkelerin fakirleşmesine, buna karşılık savaş ekonomisine bel bağlayan küresel silah baronları ile egemen grupların çıkarlarına hizmet etmektedir!

Bu duruma en güzel kanıt, dünya silah sanayine egemen olan şirketlerin, silah ve teçhizat sattıkları ülkelerin pekte kamuoyuna yansımayan  biçimde politikacı ve bürokratları ile olan içli dışlı cıvıklaşmış ilişkileridir. Bu şirketlerin temsilcileri, silah alımına karar verici kişilerin peşinden hiç ayrılmaz ve yaklaşma yöntemleri çok profesyoneldir. 

Öte yandan bu durumu çok iyi bilen ve satışı garantilenmiş ve önceden belirlenmiş mal ve hizmet üreterek, önümüzdeki yıllar içinde kaç kişiye o cihaz ve hizmetlerden kaç tanesini satacağını en başından hesaplayıp, ekonomik rotasını ona göre çizen küresel şirketler de ayrı bir baş ağrısıdır. Ki bu odaklar o kadar güçlüdürler ki, ne zaman nerede nasıl bir kriz veya savaş çıkacağını öngörüp, ona göre mal ve hizmet üretirler, bu büyük şirketlerin arkasında ise kapı gibi liderler ve/veya emperyal güçler vardır. Ne yazık ki bu düzenin farkında olan o kadar az insan var ki, farkında olupta buna ciddi bir itirazı olmayan, hatta bundan kişisel rant sağlayan insanlar ise bence insanlığın yüz karasıdır!

Patlayan her mermi, birilerinin ticari hedefiyle ve asırlık planlar çerçevesinde gerçekleştiği için, bunlar çok önceden bu odaklarca görülebiliyor. Yani birileri ekonomik ve politik kazanç hesaplarından yola çıkarak, dünyadaki tüm kriz ve savaşları bilinçli bir şekilde dizayn ediyor ve/veya körüklüyor. Nitekim şu sıralar yaşandığı gibi buna gerek olmadan, yani tehdit yokken, varmış gibi davranarak bu güçlere hizmet eden lider ve kuruluşlarda bulunuyor. Hatta terör örgütleri bunun için oluşturulup hedef ülkenin kaynaklarını tüketmek ve onu meşgul etmek için kullanılıyor. Halkları kimlik veya dini siyasetle birbirine düşüren politik iradeler de bu işte kullanılıyor. Kimin elinin kimin cebinde olduğunu tam olarak anlayamadığımız bu emperyal siyaseti, insanlığı hiçe sayarak sadece kazanç hırsının rüzgarından güç alarak, sürekli esip gürlüyor ve savaşlar gerektiği zaman kolayca çıkarılıyor ve gerektiği zaman da hemen bitiriliyor.

Bu savaşların ardındaki asıl meseleler ise hiçbir zaman çözüme kavuşturulmadan, bir sonraki çıkarlar için kullanılmak üzere rafa kaldırılıyor ve tüm gerçekliğiyle kayda geçirilmiyor. Örneğin bu günlerde hiç kimse açık açık çıkıp ABD’ye, İsrail’e yada Rusya’ya ve destekçilerine ya da onun hedefindeki ülkelere veya destekçilerine “Bu savaşın asıl amacı nedir, madem bunu din yada etnik egemenlik temeline dayıyorsunuz, o zaman neden bu minvalde ittifaklar kurulmuyor” diye sormuyor bile!

Örneğin hristiyanlardan budistlere kadar tüm dinlerin, hakim oldukları geri kalmış coğrafyalardaki siyaseti biçimlendirme hırsının tehlikeleri hiç ağza alınmıyor. Öte yandan neredeyse hiç kimse savaşların bitmesi için, önce dünya çapında bir silahsızlanmanın konuşulması ve bir an önce silah fabrikalarının kapatılması gerektiğinden bahsetmiyor, aksine bir savaş çıktığında herkes konumunu hiç düşünmeden belirleyip, tribünlere veryansın ediyor. Kim haklı, kim haksız bu kargaşada kimse anlamıyor. Hatta o kadar hızlı biçimde taraflar konumlanıyorlar ki, neyin iyi, neyin kötü olduğu bile anlaşılamıyor; ortak hassasiyetler ve itirazlar hızla inşa ediliyor. Gecikmeksizin tanklar yola koyulmuş, füzeler havalanmış, bombalar patlamış, silahlar ateşlenmiş oluyor ve hemen herkes yaşanacak cehenneme dünden hazır hale getiriliyor.

Dünya vatandaşlarına da ölü, yaralı ve yerinden edilen insanları TV’lerde “vah vah” nidaları ile seyretmek ve savaş baronlarının dolarlarını aynı anda saymaya başlamaları kalıyor. Bununla da bitmiyor, savaşın haklılığına veya haksızlığına dair hamasi destanlar iç siyasi çıkarlar uğruna ustalıkla yazılıyor ve söyleniyor. Duygu sömürüsünden öteye geçmeyen ifadeler havalarda uçuşuyor, ama aslında hiç kimse elini kıpırdatmıyor.

Neticede savaş ekonomisinden nemalanan egemen gruplar (şirketler, siyasiler, bürokratlar vd) bunun sonuçlarını kazanç hanelerine kaydedip bir sonraki duruma hazırlanıyorlar. Bizlerde ekranların karşısına geçip, bu insanlık dışı vakaları izlemeye devam ediyoruz. Hatta öyle bir hal alıyorki; sivil insanların yaşama hakkı varmış, ama askerin böyle bir hakkı yokmuş ve insandan sayılmamasına kadar doktrine edilip aklımıza hemen yatması sağlanıyor. Mantığımız ise savaşan taraflara, aynı emperyal devletlerin silahlar satmasına hiç itiraz etmeden kabulleniveriyor. Vicdanımız bir yandan yemek yerken, bir yandan ekrandan veya sosyal medyadan insanlık dışı görüntüleri seyretmeyi bile kaldırır hale dönüşüyor.

Gece karanlığında ışıltıları ufka düşen füzelerin düştüğü yerden havalanan toz bulutları ve fışkıran alevler, etraftan bilmediğiniz dillerde atılan çığlıklar artık bir film sahnesine dönüşüyor. Eğer füze bizim için kötü olan ülkeye düşmüşse, ölen veya yaralanan masum insanları gözardı ederek, sevinç nidaları bile atılabiliyor. İyi olan ülkeye düşmüşse, içimizde asla dinmeyecek bir öfke oluşuyor, yani TV başında çekirdek çitlerken savaşı bir film gibi izleyerek bilfiil bizde yaşıyoruz.

Bu durum füze sizin şehrinizi hedefleyene, tanklar sizin ülkenize girene, ateş bizim bacanızı sarana kadar değişmiyor. O zaman da imkanı olanlar, seferler iptal edilmeden ilk uçağa atlayıp ülkesini terk ediyor, savaş uzarsa illegal yollardan kaçmayı deniyor. Yani o TV başında “vatan millet Sakarya” nidaları savururken, birden bire yaşlılarını, çocuklarını, parasını ve canımızı kurtarmaya yöneliyoruz. Savaşın bittiği güne kadar da başka bir ülkede yaşamanın keyfini sürdürüp, savaşın bitmesi ile ülkesine dönüp veryansın etmeye başlıyoruz.

Neticede savaş başladığında öfkelenmek yerine, zarar gören masum insanlar için üzülmediğimizi hiç düşünemiyor; savaş bittiğinde ise elimizde kalanın aslında sevinç değil, üzüntü olduğu gerçeğini zihnimize kaydetmiyoruz. Ancak savaşa dair dokunaklı bir film seyrettiğimizde ya da dramatik bir roman okuduğumuzda, savaşın hiç bir zaman kazananı olmadığını idrak ediyor, yaşadığımız hayatın gerçekle ilintisini hiçbir zaman kuramıyoruz. Bu yüzden de her savaştan sonra, bu işten korkunç boyutta kazanç sağlayan kötü insan, şirket ve ülkelere dur demek yerine, sadece kendi kendimize hayıflanıyor ve dünyanın yeniden başa döndüğünü izliyoruz.

Oysa savaşlar ilk çıktığında tüm insanları öfkelendirmek yerine gerçekten üzse, silah pazarlamak için mücadele edenlerin ve perde arkasındaki odakların peşine düşse, onları iktidar yapmasa, yeryüzünde hiç kimse bir daha bu kadar kolay savaşamaz düşüncesindeyim. 

Savaşsız bir dünya umuduyla hepinize iyi ve sağlıklı günler diliyorum,
 

begendim
1
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar