WhatsApp
Advert
Advert

ENFLASYON ZARARLI BİR OLGUDUR!

Yayınlanma Tarihi :
author

Selami TÜTÜNCÜOĞLU

Enflasyonun saymakla bitmeyen çok sayıda zararları vardır. Bunlardan en önemlisi, tasarruf sahiplerinin ellerindeki parayla ne yapacaklarını bilememeleridir. Paranın zaman içinde mallar karşısında değerini yitirmesi ve bu değer yitimi karşısında paramızı koruyacak enstrümanların bulunamaması en kötü durumdur. 

 

Enflasyonun diğer önemli bir zararı; tasarruf sahibinin uzun vadeli yatırım yapamamasıdır, çünkü piyasada belirsizlik çok fazladır ve yatırım araçlarının getirileri ise çok oynaktır. Örneğin yüksek kazanç getiren bir yatırım aracı, belli bir süre sonra sizi zarara sokabilir, dolayısıyla tasarruf sahipleri piyasayı sürekli takip etmek zorunda kalırlar.

 

Ülke ekonomisini felakete sürükleyebileceğini bilen, gelişmiş ülke ekonomi yönetimlerinin en önemli öncelik alanı her zaman enflasyonla mücadele olmuştur. Çünkü enflasyon, ekonomi içerisindeki bütün oyuncuların uzun vadeli karar almalarını engellerken, kaynakların da uzun vadeli yatırımlar için kullanılmasına mani olmakta, bu durum ülke ekonomisinin istikrarını ciddi şekilde bozmaktadır.

 

Ülkemizin de uyguladığı serbest piyasa sisteminin en önemli özelliklerinden birisi, belirli risklerin birileri tarafından alınması ve bu risklerden daha fazla getiri beklentisiyle bu kişi veya kurumların yatırım yapmalarıdır. Bu tür yatırımlar genel olarak özel sektör tarafından yapıldığı gibi, zaman zaman da devletler de buna başvurmaktadırlar. Ancak özel sektörün bu yatırımları yapması için, uzun vadeli kaynağa ihtiyacı vardır ve bu kaynağı ortaklıklar yaparak bulabilecekleri gibi, borç olarak da bulabilirler. Demem o ki; uzun vadeli borç temin etmeden yatırımdan söz etmek çok zordur ve bu finansmanı sağlayanlar da genellikle bankalar gibi finansal aracılardır. Ancak enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde, bankalar piyasadan finansman elde edebilmek için faizleri de çok yükseğe çıkarırlar. Her ne kadar ülkemizde 2023 yılındaki genel seçimler öncesi bu durumun tersi yaşansa da (Bilindiği gibi ülkemizde Merkez Bankası, bankalara enflasyonun çok altında finansman sağlamış ve bankalar da şirketlere ve krediye ulaşabilen vatandaşa ucuz kredi vermiştir) bu durum siyasi bir tercih sebebidir, normal bir ekonomide yaşanan durum değildir. 

 

Ancak seçimler sonrası değişen Ekonomi Yönetimi ile birlikte enflasyonla mücadele kapsamında faizler yüksek seviyede yükseltilmiştir. Merkez Bankası'nın faizi yükseltme biçiminin (gıdım gıdım ve adım adım faizleri yükselttiler) hatalı olması, enflasyonun daha da yükselmesine sebep olmuştur. Hatırlarsanız görevi devraldıklarında enflasyon %38 civarındaydı, daha sonra %75'e kadar çıktı. Halbuki yapılması gereken; göreve gelir gelmez politika faizini şok bir seviyeye çıkarmaktı, ama bu yapılmadı ve yanlış faiz patikasına destek sağlandı. Hatta bu da yetmedi yabancı yatırımcıya muazzam bir carry trade kazancı yaratıldı, dövizi tutarak da Türkiye'yi Avrupa'dan bile pahalı hale getirdildi. Enflasyonun düşmesinde baz etkisi yeterli olmayınca da TÜFE rakamlarının arkasına saklanıldı.

 

Yüksek faizlerin iki sebebi vardır; ilki enflasyon, diğeri de CDS diye tarif ettiğimiz risk primidir. Faizlerin yüksek olduğu durumlarda yerel para cinsinden uzun vadeli borçlanmak imkânsız hale gelir. Çünkü bankalar borç vermek istemezler, şirketlerde yüksek faizlerle yatırımdan kaçınırlar. Enflasyon ve faiz yüksek olduğu için, ekonomik verilerin oynaklığı da çok yüksek olur. Örneğin banka olarak enflasyonun altında, % 30 faizle 10 yıllık bir kredi verirseniz, yıllar içinde enflasyon ve faizler 50’ler seviyesine yükselecektir ve bu dönemde bulacağınız yüksek faizli kaynaklarla verdiğiniz krediyi finanse ederseniz, ciddi zarar eder ve muhtemelen de batarsınız. İşte bu nedenle, yani hiç kimsenin önünü göremediği bir durumda ve belirsizlik had safhada olduğu için bankalar yüksek enflasyon ortamında kredi vermekte isteksiz davranırlar.

 

Diğer taraftan banka krediyi % 30’dan verdi ise, yatırımcı 10 yıl boyunca ne kazanacak da, bu yıllık yüzde 30 faizi ödeyebilecek sorusu akla gelir. Tersi durum olsa ve enflasyon % 5’lere düşse, bu durumda da yerel para cinsinden nominal karlar düşük, ama faiz giderleri yüksek olacaktır. Böyle olduğu için de yatırımcılar, daha stabil ve düşük faizli yabancı para cinsi krediye yönlenirler, nitekim son aylarda ülkemizde bu durum yaşanmaktadır. Fakat bu durum, kur riskini de beraberinde getirir.

 

Neticede şirketlerin finansman olanakları kısıtlanınca uzun vadeli yatırım ve kalıcı kalkınma ve üretkenlik artışı olmayacak, ekonomi yerinde sayacaktır. Hatta geriye gidiş ve yoksullaşma ile karşı karşıya kalınacaktır.

 

Önemli bir problem de tasarruflarımızı nerede değerlendireceğimiz konusudur, çünkü yüksek enflasyonda TL birikimlerimiz erimektedir. TÜİK her ay finansal yatırım araçlarının getirilerini yayınlıyor. Son yıllardaki verilere baktığımızda ve TÜFE’ye indirgediğimizde klasik yatırım araçlarından (mevduat, döviz, altın gibi) reel olarak getiri sağlayan hemen hiç bir yatırım aracı sürekli olmamıştır, ki TÜİK enflasyon rakamlarının doğruluğu konusunda toplumda ciddi şüpheler vardır. Bunun nedeni enflasyondur. Ayrıca eğer sizin yaşadığınız yerde enflasyon TÜİK’in dikkate aldığından daha yüksekse (örneğin İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirler) sizin paranız reel olarak daha fazla erimiş demektir. Bu kabul edilebilir bir durum değildir ve bu şartlar altında tasarruf sahiplerini TL cinsinden yatırım yapmaya yönlendirmek mümkün değildir.

 

Hal böyle olunca da merkez bankası enflasyonu düşürmek için kendi kontrolündeki TL dışında başka para birimlerini de (USD) yönetmeye yönelmektedir. Bu da onun imkanları dışında olduğu için, bir yerde sonunun nereye varacağı belli olmayan KKM veya carry trade gibi uygulamalarla ülkenin kaynakları ya yabancı yatırımcılara yada varlıklı kesime servet transferi olarak kaymakta, ülkede gelir dağılımı bozulmaktadır. Fakat enflasyon bu kadar yüksek olmasa idi, nominal olarak getiri farkları olsa da, enstrümanlar arasında reel olarak bu derece farklar oluşmayacaktı.

 

Enflasyondan korunmak isteyen vatandaş, bu defa bilinen klasik yatırım araçlarıyla tasarruf etmek yerine, sürekli fiyatları artan malları almayı tercih etmektedir. Bu durumda enflasyon yaratmakta, üretkenliğimizi azaltıp bizi tüketim toplumu haline dönüştürmekte ve ülke olarak çok fazla ihtiyacımız olan tasarrufların düşük kalmasına ve bu durumda yatırımdan uzaklaşılmasına neden olmaktadır.

 

Yüksek enflasyonla uzun süre yaşayan toplumlar da sosyal problemler de artmaktadır. Çünkü toplumda fiyatlama algıları ve öngörüleri kaybolur, büyük şirketler kazançlarının düşmemesi için maliyetlere sürekli zam yaparlar, çalışan ücretleri bu oranda artmasa bile bir miktar artmakta, dolayısıyla piyasada bollaşan sıcak para ile üretim ve ticaret durmaz, ekonomi canlı kalır, ama gelir dağılımı adaletsizliği had safhada orta gelir grubu aleyhine bozulur ve orta direk, alt gelir grubuna yanaşır, ücretli kesim yoksullaşır, yüksek enflasyon ortamından faydalanan düşük orandaki büyük şirket ve banka sahipleri, yani üst gelir grubu zenginleşir, yani servet el değiştirir.

 

Netice olarak yüksek enflasyona uzun süre maruz kalan toplum ve ülkeler geriye gider, dünyada Arjantin ve Venezualla gibi bazı ülkelerde yaşanan örnekler gibi o ülke bir daha toparlayamaz. Toplum kesimlerinin bu durumun farkına bir an önce varması gerekiyor.

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar