WhatsApp
Advert
Advert

GELİR DAĞILIMI SORUNU NASIL ÇÖZÜLEBİLİR?

Yayınlanma Tarihi :
author

Selami TÜTÜNCÜOĞLU

İskoçyalı ekonomist Adam Smith'in ortaya çıkardığı kapitalist ekonomiyi uygulayan dünyadaki hemen tüm ülkelerde, bir çok şeyin başarılı olduğu doğrudur. Serbest piyasa ekonomisi de denen bu sistemde, kamunun ekonomik sahaya müdahalesi sınırlıdır. Bu sistemin uygulanması ile üretim ve tüketim artmış, sürekli bir büyüme gerçekleşmiş ve ülkeler zenginleşmiş, genel refah seviyesi yükselmiş, teknoloji tarihin hiç bir döneminde yaşanmadığı ölçüde başarılı işlere imza atmaya başlamıştır. 

Ama diğer önemli bir sonuç daha ortaya çıkmıştır; zenginlik üst gelir grubuna akmış, gelir dağılımı hemen tüm ülkelerde bozulmuştur. Dar ve orta gelir grubu yoksullaşmış, hatta yaşamın ve ekonominin olmazsa olmazı orta gelir grubu nerdeyse yok olmak üzeredir. Küresel şirketler ve finans kuruluşları ülkelerden bile daha fazla güce ulaşmış, ultra servet sahibi insanlar birer ekopolitik aktör haline dönüşmüştür. Öte yandan bu gelişmelerden demokrasi zarar görmüş, gelişmiş Batı ülkelerinde bile bu sonuçlardan bunalan halk kitleleri, daha radikal ve otoriter liderleri iş başına getirmiş, küreselleşme olgusu başarılamamış, dünya tekrar Soğuk Savaş dönemine dönerek kutuplaşma başlamıştır. 

Bildiğiniz gibi bunun en büyük sonucu; Çin'in de Rusya'ya katıldığı bloğun, kapitalizm ve ABD yada Batı düşmanlığına soyunması olmuştur. Farkındaysanız Stalin çizgisini izleyen Rus lider Putin 1989'da dağılan SSCB'nin, bu kez Rusya bayrağı altında Çarlık Rusya'sı sınırlarına kavuşmasını hedefliyor. Rusya'nın Ukrayna'dan sonra orta Avrupa'da veya Baltık'ta ilerlemesinin 3. Dünya Savaşına neden olacağı bir çok mecrada açıkca konuşuluyor. 

Öte yandan Dünyada yaşayan 8.5 milyar insanın temel hedefi olan daha yüksek refah düzeyine ulaşmak için çalışmalarının organize edildiği kurumlar olan devletler, uluslararası kuruluşlar ve şirketlerin faaliyetleri, gelecek için endişe verici boyutlara ulaşmıştır. İnsanlar arasındaki eşitlik her geçen gün varsıl insanlar lehine gelişerek, devlet kavramı erozyana uğramış, bunun yanında küresel şirketler ekopolitik alanda önemli aktör haline dönüşmüş, uluslararası kuruluşların etkinlikleri azalmış ve egemen grupların siyasi otoriteler üzerindeki baskısı, sorunların çözümünü daha da zorlaştırır hale dönüşmüştür.

Malumunuz iyi yönetilmeyen şirketler iflas ederler. Ülkeler için böyle bir risk yoktur, çünkü devletler, üzerinde bulundukları topraklara egemendirler, sıkıntıları aşmak için iktidarlar serbest piyasa ekonomisinin kurallarının bazılarını ihmal edip, egemen grupların lehine kararlar alırlar ve son çare olarak vergileri artırırlar, kamuya ait yerleri ve işletmeleri satarlar ve kendilerine kaynak yaratırlar. Sonuçta devletler iflas etmez, ama bu durumdan gelir dağılımı vatandaş lehine bozulup halkın yoksullaşması sonucu doğar. İşte ülkemizde yaşanan durum, bunun benzeridir. Hatta bazen ülkeyi yöneten liderlerin, siyasi veya ekonomik iflas gündeme geldiğinde, bir çeşit kaba kuvvet olan savaşa bile başvurduğu tarih sayfalarında yer almaktadır.

Ülkemizde de özellikle son yıllarda uygulanan ekonomik program sonucu, üst gelir grubuna servet transferi yapılarak, gelir dağılımı aşırı derecede bozulmuş, bunu düzeltecek hiç bir tedbir ne iktidarın nede muhalefetin gündeminde yer almamaktadır. Mevcut sistem içinde bu sorunsalın çözümlerini izninizle özetle açıklayayım. Enflasyonla mücadelenin sadece faiz artışıyla ve sıcak paranın piyasadan çekilmesiyle başarılamayacağını, dövizi baskılamanın başımıza daha büyük belalar getireceğini, ballı döviz kazancı elde eden yabancı carry trade simsarlarına fayda sağlamaktan öte işe yaramadığını, bir an önce serbest kura geçip bu soygun düzenini durdurmanın gerektiğini, enflasyon rakamlarını TÜİK vasıtasıyla sürekli yanıltıcı biçimde deklare ettirmenin en başta ahlak sorunu olduğunu, siyasilerin kamu harcamalarını topluma örnek olacak şekilde kendilerinden başlayarak radikal biçimde kısmazlarsa başarsızlığın kaçınılmaz olacağını artık herkesin bilmesi gerekiyor. Ayrıca dış ticaret rejiminden vergi rejimine, tarımdan ticarete, müteahhitlere garantili ödemelerden mega projelere, corruption kokan birçok faaliyetin enflasyon yarattığını kabul etmeden inanın bir yere varamayız. Dolayısıyla önce bu yalın gerçekleri kabul edeceğiz ve ardından yanlış uygulamalara son verip akılcı, bilimsel, sadece kendini değil, diğer dar ve orta gelirli insanları da düşünen vicdanlı ve uzun vadeye yayılmış, toplumun her kesiminin gönüllü biçimde sahipleneceği adil bir reçeteyi uygulayacağız. Unutmayalım ki 7-8 yılda tek haneden 3 hanelere gelmiş enflasyonu, üç yılda tek haneye düşürmeye çalışmak mantıklı olmadığı gibi mümkün de değildir. Aklı başında bir yol haritası ile zamana yayılmış bir plan ve program yapmak şarttır. Tabii bunların hepsini yapısal reformlarla destekleyerek bir daha bu sorunların yaşanması engellenmelidir.

Ancak bu öneriler özellikle orta direk vatandaşın ve emeklilerin eski haline dönmesini sağlayamaz, sadece durumun daha da kötüleşmesini önler. Benim önerim ise; ülkemiz insanını yoksullaştıran bu neoliberal ekonomik politikaları terk ederek, adil bir gelir dağılımını hedefleyen, geçmişte bozulmuş gelir dağılımını düzeltici tedbirler içeren bir sistemdir. Yani plan ve programa dayanan, kamunun vatandaş lehine piyasaya müdahale etmekten çekinmeyeceği karma bir ekonomik modele geçiş yapmaktır. Bunu ülkemiz Atatürk döneminde başarıyla uygulamıştır ve ülkemizin en önemli kalkınma başarısı o dönemde atılmıştır, elimizde çok önemli bir örnek vardır. Ayrıca bu modele 1929’da serbest piyasa sisteminin çökmesi sonrası yaşanan Büyük Buhranı müteakip ABD’de New Deal ismi ile de başvurulmuş ve piyasaya vatandaş lehine müdahale edilerek çiftçilere, işsizlere, gençlere ve yaşlılara destek sağlanarak bozulan gelir dağılımı düzeltilmiştir. 

Nitekim dünyadaki son ekopolitik gelişmeler de, neoliberalizmi artık çok daha fazla tartışılır hale getirmiş, yeni modeller üzerinde çalışmalar yapılmaktadır. Ülkemizde önerdiğim bu modelin başarılı olabilmesinin tek şartı; ülkenin yönetilmesi için belirlenen siyasiler başta olmak üzere, hemen her seviyedeki yöneticisinin ahlaki değerleri yüksek ve liyakatli olmasını temindir. Eğer bu yapılamazsa, Atatürk’ün ölümünden sonra yaşandığı gibi, her geçen yıl daha da geriye giderek, belli kesimleri zenginleştirmeye ve toplumun genelini yoksullaştırmaya devam ederiz, ki bunun sonu geri kalmış bir Ortadoğu ülkesine dönüşmektir! Unutmayın ülkemizin ekonomik potansiyeli çok yüksektir ve bu sıkıntıları aşabilecek kapasiteye sahiptir, yeterki iktisadi okuryazarlık ve ulusal bilinç düzeyi yüksek insan sayımız artsın!

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar