Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri, geleceği öngörme ve buna uygun planlama yapma, bunu programa dökme ve sürekli gözden geçirme kapasitelerine bağlıdır.
Uzun vadeli planlar genellikle 25-50 yıllık olur ve bunlar bir stratejiye dayanır. Bu planlamayı başarabilen ülkeler, geleceğe dair kapsamlı ve ayrıntılı planlar yaparak ekonomik, sosyal ve çevresel sürdürülebilirliği sağlamayı hedeflerler. Çoğunlukla çağımızda bilim ve teknolojiye yapılan yatırımlar, eğitimde reformlar ve altyapı projeleri gibi uzun vadeli yatırımlar bu stratejilerin bir parçasıdır.
Orta vadeli planlar ise 5-10 yıllık olur. Orta vadeli planlamalar, belirli bir zaman dilimi içinde ulaşılabilir hedefler koyarak, ekonomik büyümeyi ve istikrarı sağlamak için yapılır. Bu tür planlar genellikle makroekonomik politikalar, sanayi yatırımları ve sosyal refah programlarını içerir.
Kısa vadeli planlar ise 1-2 yıllıktır. Kısa vadeli planlamalar, genellikle acil ekonomik ihtiyaçları karşılamak ve bozulan istikrarı sağlamak amacıyla yapılır. Bu planlamaya çokca başvuran ülkelerde uzun vadeli stratejik planlama eksik olabilir ve genellikle ekonomik dalgalanmalar ve krizlerle karşı karşıya kalınır.
Birde bizim gibi ülkelerde “dostlar alışverişte görsün” düşüncesiyle bir takım planlar yapıp, onlara tekrar bakmamak üzere rafa kaldırıp, esasen plansız ve programsız işe başlayıp, kervanı yolda düzen ülkeler ise, genellikle değişen koşullara tepki vererek, politikalarını günlük oluştururlar. Ekonomik ve sosyal politikalar genellikle sürekli değişken, tutarsız ve öngörülemezdir. Bu durum, sürdürülebilir ekonomik büyüme ve gelişmeyi olumsuz etkiler. Bu kategorideki ülkeler, genellikle istikrarsız ve bir türlü gelişmiş ülke kategorisine giremeyecek düzeydeki ülkelerdir.
Bu tür ülkelerde hemen herkesin bir yerlerden duyduğu, ama kendisine aitmiş gibi öne sürdüğü, sözde bir “projesi” vardır. Ama bunlara proje denemez, sadece bir fikirden ibarettir ve projeye dönüşmesi için bir yol haritasına (road map) ihtiyaç vardır, en azından bir zaman planı ile bütçesi olması gerekir, ama o kadar derine inilmez.
Öte yandan IQ’su yüksek ve okuma/araştırma yeteneğini geliştirmiş insanların hakikaten parlak fikirleri olabilir, ama bunların projeye çevrilemeden çöplüğe gönderilmesinin sebebi, az gelişmiş ülkelerde IQ’su yüksek becerikli çocuklardan çok, bilgisinin çok olduğu düşünülen manipülatif insanlardan hoşlanılmasıdır. Zorunlu ihtiyaçların bile güçlükle karşılandığı bu ülkelerde, parlak fikirlerin projeye, projelerin gerçeğe dönüşmesi için adil bir ortam maalesef bulunmaz ve hemen hiç kimse kendi çevresinden bir dehanın çıkacağına inanmaz. Böyle olunca da bu dehalar gelişmiş ülkelere gidince ortaya çıkar. Hatta bazen dağlarda binlerce kitap okuyan ve kendini geliştiren çobanın bir sınavda birinci olması bile hayretle karşılanır. Bu nedenle, bizim gibi ülkelerde insanları binalara tıkıp, mümkün olan en uzun süre mesai yaptırarak çalıştırmak en temel yaklaşımdır.
Öte yandan yüzlerce hatta binlerce insan çalıştıran patronlar veya yöneticiler, kendilerinden daha akıllı ve becerikli insanların kendi makamlarını tehdit ettiği düşüncesi ile onların varlığını görmemezlikten gelirler ve gerektiğinde de onları saf dışı bırakırlar. Dolayısıyla sistem, oldukça verimsiz bir çalışma ortamını onlara reva görür, kayda değer herkesin fikrini alarak “ortak aklı oluşturma” platformlarından uzak dururlar.
Ayrıca bizim gibi ülkelerde genellikle patronlar ve yöneticilerin kibirleri çok yüksektir, başkalarının fikrini kolay kolay benimsemezler. Bu sebeple akıllı insanlar parlak fikir ya da projelerini, patronlara kabul ettirmek için değişik metotlar uygularlar. Örneğin parlak fikrini patronun fikriymiş gibi lanse ederler veya onların düşünceleri doğrultusunda öneriler getirirler. Ancak bunu sadece onlara yakın insanlar yapabilir ve maalesef alttan gelen değerli fikirler ya haksızlığa uğrayarak başkasının fikrine dönüşür yada yukarıya çıkamadan öğütülür. Patronlar akıllı yöneticilerden korktuğu gibi, yöneticiler de akıllı astlardan korkarlar. Dolayısıyla inisiyatif kullanan, sorgulayan, hiyerarşi yerine yatay network kuran, mahremiyetten çok şeffaflık ölçütleri ile çalışan, hedeflere göre performans ölçütlerini belirlemiş yöneticiler ve şirketler yok denecek kadar azdır.
Aynı durum hemen hiç değişmeden akademi dünyası için de geçerlidir. Sanatçıları, sporcuları ve bilim insanlarını binaların içerisinde mesai yaptırarak yüksek verim alacağını sanan yöneticiler çoğunluktadır. Halbuki öğretim üyelerinin dersler ve öğrencilere sağlanan danışmanlıklar haricinde, kendi ilgi alanlarında araştırma yapmak için zamana ihtiyaçları vardır ve sanayide, piyasada, sanat dünyasında ve sporda saha tecrübesi kazanmaları gerekir. Özetle binaların ve sistemlerin içine hapsedilmiş hiçbir personelden asla yeterli verim alınamaz. Sizlere yukarıda sıraladığım tüm bu hususlar yapılan bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır.
Az gelişmiş ülkelerde işyerleri de aynıdır, yani; insanlara zorla mesai yaptıran ve bu şekilde merkeziyetçi iktidarların güvenlik ağırlıklı yaklaşımına hizmet eden, genç işsizliğe geçici çare bulmak için üniversiteleri artırıp kampüslerini dolduran, insanları akıl ve bilimsel yöntemlerle yeniliklere teşvik etmek yerine, egemen unsurlara hizmet eden kurulu düzene itaat etmeye zorlayan haldedir. Dolayısıyla sistemdeki bütün yük, toplam kadronun % 10’uyla sınırlı becerikli ve sorumluluk sahibi insanların sırtındadır. Bu düzende insanların birbirlerinin casusluğunu yapması, kendi yöneticilerinin kabahatlerini görmezden gelmesi ve hallerinden memnun görülmeleri istenir. Bu nitelikli insanlar için büyük bir psikolojik baskıdır. Bu düzende verimli olanla, verimsiz olan birbirine karışır, verimsiz olanlar diğerlerinin sırtından geçinir ve becerikli olan insanların tembel insanların seviyesine düşmesi beklenir.
Gelişmiş ülkelerde bu tür kapalı kutu gibi çalışması gereken personelin toplam personel içindeki payı en fazla %10’dur. Sabahtan akşama kadar çalışma arkadaşlarından başka kimseyi görmeden yaşayan insanların, kimseye sağlayacağı bir katkı yoktur. Nitelikli insanın değerinden çok gayrimenkulün değerine önem veren bu ekonomik yaklaşımın sonucu, firmalar ve ülkeler asla gelişemez. Çünkü bu ülkelerde etikete, makama, şan şöhrete, nüfuza, paraya itibar edilir ama kişiliğe ve bilimsel temellere dayanan öngörüye itibar edilmez.
Öte yandan zengin ve gelişmiş ülkeler ile fakir kalmış az gelişmiş ülkeler arasındaki fark, ülkelerin yaşıyla ilgili değildir. Örneğin Hindistan ve Mısır gibi ülkelerin, iki bin yıldan fazla geçmişi vardır, fakat hala fakirdirler. Diğer yandan, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi 150 yıl önce isimleri bilinmeyen ülkeler, kalkınmış ve zengin ülkelerdir.
Doğal kaynakların var olup olmaması da zengin ülke fakir ülke arasındaki farkı göstermemektedir. Örneğin Japonya, Türkiye'nin yarısı kadar bir adaya sıkışmış, arazisinin %80'i tarıma ve hayvancılığa uygun olmayan bir ülkedir. Buna rağmen dünyanın üçüncü büyük ekonomisidir. Japonya dev bir yüzer fabrika gibidir, bütün dünyadan ham madde ithal eder, sonra da bütün dünyaya katma değeri yüksek işlenmiş ürün ihraç eder.
Bir başka örnek, kakao yetiştiremeyen ancak dünyanın en kaliteli çikolatasını üreten İsviçre’dir. Ülkede uygun iklim bizim gibi 8-9 ay değil, 4 ay sürmektedir. Buna rağmen toprağı ekerler ve hayvancılık yaparlar. Ürettikleri süt ürünlerinin kalitesi çok yüksektir.
Kalkınmış ve zengin ülkeler ile az gelişmiş ülkeler arasındaki fark; uzun yıllardır kültür ve eğitim ile içlerine işlemiş ahlak ile meselelere bakış açısında belirginleşmektedir.
Zengin ve kalkınmış ülke insanlarının davranışlarını incelediğimiz zaman, büyük bir çoğunluğun aşağıdaki prensiplere kalben inandıkları ve uyguladıkları görülmektedir, bu nedenle de toplumlarında yolsuzluk (corruption) vakaları münferittir ve bir şekilde cezayi müeyyideye tabi tutulur, bizdeki gibi gülüp geçilmez! Bu ilkeler;
- Temel ahlâki kurallara uyarlar ve uymayanları dışlarlar.
- Dürüstlük önemlidir, aksi davrananları yöneticilik makamlarına getirmezler.
- Sorumluluk duyguları gelişmiştir, sorumsuz insanlara taviz verilmez.
- Kanun ve kurallara saygı üst seviyededir, uymayanlar ihbar edilir.
- Başkalarının hakkına saygı temel yaklaşımdır, hak ihlali büyük bir kabahat olarak görülür.
- Uzun süreli çalışmaktan öte, verimli çalışmak her zaman öne çıkarılır ve bu tür insanlara yol verilir.
- Tasarruf ve yatırıma inanç kuvvetlidir, iktisadi okuryazarlık düzeyi yüksektir, kişisel ve ailevi ekonomik bakış açısı gelişmiştir.
- İradeli davranışlara prim verilir.
- Verilen sözlere riayet ve randevu şuuru gelişmiştir, aykırı davrananlara hoşgörü ile bakılmaz.
Geri kalmış ülkelerde ise nüfusun çok küçük bir azınlığı bu prensiplere inanmaktadır, ama uygulamaya gelince toplum içinde kabul göremedikleri için uyumsuzluk yaşarlar ve çoğunlukla sistem dışında kendilerini bulurlar.
Özetle biz, doğal kaynaklarımız olmadığı için veya doğa bize karşı zalim davrandığı için yada emperyal ülkelerin sömürüsü nedeniyle az gelişmişlik seviyesinde kalmadık. Toprak varlığı yönünden ülkemiz dünyadaki bir çok ülkenin önündedir ve eğer verimli kullanılabilse tarım/hayvancılıkta kendi kendine yeter nadir ülkelerden birisiyiz. Bundan 1 asır önce güçlü emperyal bir ülke iken, aynı gerekçelerle yok olduk, ama işgal edilmiş topraklarımızdan önderimiz Atatürk sayesinde emperyal ülkeleri kovup bağımsız bir Türkiye kurmayı başardık, kendi kendine yeten bir ekonomik yapı kurarak hiç kimseye muhtaç olmayan bir ülke yaratmış idik, ama maalesef aynı gerekçelerle muhafazasını sürdüremedik. Zengin ve kalkınmış ülkelerin insanlarına verdikleri ahlak ve üretken eğitimi çocuklarımıza veremediğimiz için ve haklarımızı savunmak ve kabahati kendimizde aramak yerine güçlü ülkeleri suçlayarak işin içinden sıyrılmayı adet haline getirdiğimiz için geri kalmış durumdayız. İnsanı ahlaklı, üretken ve girişimci yapan sistemdir. Eğitim sorununu aileden başlayarak çözdüğümüz takdirde Türk insanının yeteneğinden ve gücünden asla şüphe edilmemelidir, ki Atatürk Türkiyesi buna çok güzel bir örnek teşkil eder. Yeterki yukarıda sıraladığım değerleri öne çıkaran bir yaklaşımı öncelikle eğitim, kültür ve bilinç düzeyi yüksek Türk insanları benimsesin, vatandaşına da örnek olsun ve yöneticilerini bu kıstaslarda seçsin.
Yorumlar