Öncelikle şu önemli bilimsel gerçeği ifade ederek sözlerime başlayayım; yeteri kadar ilginç bir hikaye insanları gerçekten uzaklaştırabilir. Çünkü genel olarak insanlar gerçeğin peşinde değillerdir, kendi egosunun tatminine fayda sağlayacak ve oluşmuş düşünce yapısına uygun olan ilginç şeylere dikkatini verirler. Örneğin kişilerin bir konuda güçlü inancı varsa, önyargılarına teslim olur ve aksi yöndeki verilerden ve gerçeklerden kaçınır, inandığını geçersiz kılacak bilgileri dikkate almaz, bu konuları okumaz/dinlemez yada okusa bile kolayca kabul etmez, onlara karşı direnir.
Öte yandan eğitimli bile olsa gelişime açık olmayan insanlar doktrine oldukları, yani okudukları veya kendilerine öğretilenlerden doğru bildikleri ve kendi inançlarına uygun olan şeyleri hep dikkate alırlar ve onlara yönelirler. Çünkü bu insanlar kafasında oluşmuş inancın sürekli biçimde onaylanmasını ister. Halbuki meselelere karşıtların da gözünden bakmak insanda gelişme sağlar, farklı bakış açılarının varlığını fark etmek ilerlemeye imkan tanır. Elbette bunu ifade ederken, maksatlı veya sıradan insanların ifadeleri ile bilimsel olmayan dokümanları karşıt görüş olarak dikkate alınmasını kastetmiyor, bilimsel değeri ve uluslararası saygınlığı yüksek olan şeylere işaret ediyorum. Eğer bu yapılmaz ve sadece kendi doktrinal inançları doğrultusunda algılar beslenirse, insan kendi bildiği doğruların ötesine geçemez ve gelişemez. İnsanlar doğruyu ve yanlışı ailesinden, çevresinden ve dikte edilerek okutulan şeylerden öğrenir ve bunlar salt doğru şeyler değildir. Hele insan birde az gelişmiş bir aileye, çevreye ve topluma sahip ise durum daha da vahim hal alır, çünkü doğru kabul ettiği bir çok şeyin, saygın kaynaklarda pek de doğru şeyler olmadığı eğer araştırılırsa görülebilir. Bunun sağlanması ile insan, daha esnek bir düşünce yapısına kavuşabilir. Diğer türlü az gelişmiş ülkelerde sıkça başvurulan milliyetçi veya din tandanslı söylemlerle insanların düşünce yapıları üzerinde baskı kurularak tek taraflı inanma ve düşünme tarafgirliği devam edip gider ve gelişme mümkün olmaz.
Örneğin ülkemizde eğitimli bir çok insanda, hatalı, eksik veya maksatlı bilgilere dayanarak yapılan algı yönetimi metodlarıyla, Amerikan karşıtlığının NATO karşıtlığına dönüştüğünü gözlemliyoruz. Bu durum Türkiye'nin gelişmiş Batı dünyasından uzaklaşması ve uluslararası arenada oyun dışı kalma riskini artıyor. Nitekim bunun sonucunda emperyalist ABD, son dönemde alternatiflerini arttırmaya başladı, Yunanistan'da tesis ettiği üsler sonrası şimdi de Romanya‘da NATO'nun Avrupa'daki en büyük üssünü inşa edilmesini sağladı. Proje kapsamında, Romanya'nın Köstence kenti yakınlarında bulunan 57. Hava Üssü genişletilerek yaklaşık 10 bin NATO personeli ve ailelerine ev sahipliği yapmaya hazır hale getirilecek.
Son gelişmeler bize gösteriyor ki; önümüzde Batı dünyası ile Rusya-Çin bloğu arasında çatışmacı, hatta sıcak savaşların muhtemel olduğu bir dönem yaklaşıyor. Ülkeler, artık NATO ittifakıyla bile yetinmeyip ikili ve çok taraflı anlaşmalar yapıyor. Türkiye bu duruma pek uyanmış gibi görünmüyor, son dönemde mahmurluğunu atmaya çalışıyor görüntüsü çiziyor. ABD ile son yaşanan bahar havasının ardında birazcıkta bu gelişmelerin farkındalığı olduğu söylenebilir.
Öte yandan 100 yıllık Cumhuriyetimizin 70 yıldan fazla bölümünde NATO üyesi olan Türkiye'nin, hala kendini İttifak'ın bir parçası olarak göremediğinin garipliği söz konusu. Bir çok uluslararası ilişkiler background’na sahip akademik unvanlı kişileri geçtim, daha geçtiğimiz dönemde Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral bile "Karadeniz'de NATO'yu istemiyoruz" diyebilmiştir. İnanın bu tür ifadeleri yetkin kişilerin ağzından duyunca ağzım bir karış havada şaşırmak bir yana, nasıl bu sözler söylenebilir diye kahroluyorum. Öte yandan bu tür resmi makam sahibi veya akademik unvanlı kişiler maalesef ülkemizde otorite kabul ediliyor ve konular hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan eğitimli kişiler bile bunları dikkate alıyor.
Bu kurumun en yüksek politik karargahından, en düşük taktik askeri karargahına kadar hemen her köşesinde 10 seneye yakın görev yapmış birisi olarak önce şunu söyleyeyim; NATO dediğin şey biziz; Türkiye'nin “benim için uygundur” demediği hiçbir şey NATO tarihinde gerçekleşmemiş ve asla gerçekleşemez, ülkemizin üye olduğu ve veto hakkı olan tek uluslararası örgüt NATO’dur. Yani farkında olmadan NATO’yu suçladığımızda aslında kendimizi suçluyoruz. Bu beyanatı veren Deniz Kuvvetleri Komutanını tanıyorum, ben Brüksel NATO Ana Kh.’da görev yaparken, kendisi NATO’nun en büyük askeri karargahı SHAPE’de çalıştı, yani NATO’yu bilmesi gerekir, ayrıca uluslararası ilişkiler alanında yüksek lisans ve doktorası var. Ama ya NATO’nun siyasi karar mekanizması konusunda hala eksik bilgisi var, yada sanırım ABD savaş gemilerini Karadeniz'de görmek istemediğini ifade etmek istedi ve bilinçli olarak ABD'yi doğrudan hedef almaktan çekindiği için NATO dedi. Fakat ne olursa olsun bu ifadeler uluslararası arenada ülkemizi komik duruma düşürür, kendisine derler ki “eğer rahatsız olduğun bir karar alındı ise neden Türkiye NATO Konseyinde “olur” verdi? Eğer suçlayacaksan bu karara olur veren kendi ülkendeki siyasileri suçla!”
Maalesef bir çok sözde yetkin insanın söylemleri ile oluşan bu son derece hatalı yaklaşımın sonucunda ülkemizde “NATO eşittir ABD” algısı oluştu ve Amerikan karşıtlığı, NATO karşıtlığına dönüşmüş durumda. Sanırım sadece ülkemizde bilgisi yeterli ve aklı başındakiler NATO'nun koruyucu zırhının özellikle de emperyalist Rusya'ya karşı Türkiye için ne kadar önem taşıdığının farkındalar. Netice de ülke olarak cehaletten veya iç politik saiklerle farkında değilmiş gibi davrandıkça da, NATO içindeki konumumuzu zayıflatıyor, bu örgütün ve üye ülkelerin bizi anlamasını zorlaştırıyoruz.
Biz böyle yapınca, başkaları da sanki Türkiye NATO üyesi değilmiş gibi beyanatlar verebiliyor. Örneğin Sovyet İmparatorluğunun yıkılmasından sonra NATO’ya yeni üye olabilen ve denize kıyısı bile olmayan Macaristan, "Biz NATO" olarak diye bize nutuk atmaya kalkışabiliyor. Bu densize "Türkiye gibi NATO'nun kara gücüne kaç tane yüksek hazırlık seviyeli kolordu ile katkı yapıyorsunuz? NATO'nun kaç operasyonuna kaç kişiyle katıldınız, deniz görev kuvvetine kaç gemi veriyorsunuz" gibi ağzının payını verecek bilgi sahibi uzmanlarımız o kadar az ki!
Hatırlarsanız Ukrayna savaşının başından itibaren Türkiye doğru bir karar alarak, Montrö Sözleşmesi'nin savaşla ilgili maddelerini yürürlüğe koydu ve Boğazları Rus donanmasına kapattı. Hatta daha da ileriye giderek, Karadeniz filosuna ait gemilerin savaş başladıktan sonra bağlı oldukları limanlara dönme hakkı olmasına karşın, bu hakkı Rusya'ya tanımadı. Yani Montrö’nün ilgili maddesini fazlasıyla esneterek, kendisine tanınan yetki sınırını aşarak kullandı. Benzer şekilde; kıyıdaş olmayan ülkelerin de savaş gemisi gönderme hakkı olmasına karşın, onlara da, "siz bu hakkı kullanmayın" dedi. Ki aklı başında bir tavırla Karadeniz'de gerginliğin tırmanma ihtimalinin önüne geçti. Böylelikle her ne kadar Ruslara rahat nefes alma imkanı tanınırken, başarılı bir politikayla da Karadeniz’e uzun zamandır çıkmaya çalışan ABD’ye engel olundu. Ama bu ABD ısrarına engel olacağım diye NATO’yı hedef alarak, kendi kendini suçlamak neyin nesidir Allahaşkına, NATO Konsey’inde sessizce “hayır, kabul etmiyorum” dersin olur biter!
Öte yandan ülke algısına yerleşen hatalı başka bir şey de İncirlik Üssüdür. Bazı yetkin kişiler bile ABD karşıtlığını kamuoyuna göstermek için "İncirlik'i kapatırım" yada iktidara “kapatın” diyebiliyor, halbuki o üs bizim kontrolümüzdedir, eğer bir şey söylenecekse “İncirlik’i kullandırtmam“ olmalıdır, ki böyle şöyler söylenince de insanlar NATO söylemlerinde olduğu gibi, bilgisizlikleri ile ülke olarak kendi kendini eleştirip uluslararası arena da komik duruma düşüyorlar.
Ayrıca bu söylem ve davranışlar bize olumsuz olarak yansıyor ve emperyalist müttefiklerimiz alternatifler geliştiriyor; B ve C planlarını devreye sokuyor, sonra da bu insanlar bu yeni gelişmelere veryansın ediyorlar. Bakın Yunanistan'ın kendi tercihi ile neredeyse tüm ülke Amerikan üssü haline dönüşüyor. Sonrada bağırıp çağırıyoruz; "Amerika bizi çevreliyor" diye. Bu kendini dev aynasında görme hali, aslında cehaletinde ötesinde bir toplumsal psikolojik sorundur. Maalesef meselelerin aslını bilmeden yorum yapmak bizi uluslararası dünyada çok komik duruma düşürdüğü gibi, ülke insanımızın da cahil kalmasını sağlıyor.
Şunu çok iyi anlamak lazım; şu sıralar ABD ve Avrupa’nın derdi Türkiye değil, Rusya ve Çin’dir. Bu nedenle emperyalist ABD Türkiye’yi değil, Rusya’yı çevrelemeye çalışıyor. Geçenlerde sizinle paylaştığım çalışmamda da tek tek açıkladığım gibi Rusya’ya komşu mümkün olan tüm ülkelere üsler kurup kendi birliklerini yerleştiriyor. Bunu yaparken de eğer Türkiye’nin vetosunu aşabilirse NATO’yu kullanıyor. Örneğin Romanya’da Mihail Kogalniceanu hava üssü 2,5 milyar dolarlık yatırımla NATO'nun Avrupa'daki en büyük üssü haline getiriliyor ve Almanya'daki Ramstein NATO üssünden % 17 daha büyük olacak. Kimileri bunu da komik biçimde Türkiye'ye karşı bir adım olarak kamuya yansıtmaya çalışıyor, peki bu karara NATO Konseyinde olur veren Türkiye sizce bu kadar safmı! Bence bunu yapanlar eğer cahil değil ve NATO’nun ne olduğunu biliyorlarsa, eminim ki Türkiye'nin NATO'daki konumunu zayıflatmak için bir başka emperyalist olan Rusya’nın politikalarına bir takım menfaatler karşılığı hizmet eden insanlardır.
Ayrıca başka önemli bir gelişme daha var; iktidar ve yanlıları “F-16 modernizasyonlarını garantiledik” diye propaganda yapa dursunlar, ABD, NATO'nun Doğu ve Güneydoğu Avrupa kanadında F-35'lerle tahkim ettiği bir hat kuruyor. Bunun anlamı kriz-gerginlik dönemi sonrası çatışma evresi de olabilir demektir. Yani yaklaşmakta olan meşum dönem ne yazık ki; Ruslara daha fazla yaklaşmak ve NATO'daki konumumuzun zayıflayacağı değil, güçlenmesi gereken bir dönemdir. Biz farkında değiliz ama inanın Avrupa'daki ülkeler, NATO ittifakı ile de yetinmiyorlar, her 2 Dünya Savaşı öncesinde yaşandığı gibi ülkeler birbirleriyle ikili, üçlü güvenlik ve savunma anlaşmaları yapıyorlar.
Ülkemiz ise maalesef az gelişmişlik sarmalında hala maçlarda yaşanan kavgalarla ve iç siyasi tartışma ve kavgalar gibi daha önemli (!) meselelerle meşgul!
Yorumlar