Bildiğiniz gibi içinde yaşadığımız bilişim çağında, dünyadaki teknolojik gelişmeler o kadar hızlı gerçekleşiyor ki, bazıları ile karşılaşınca bir sihirbazın izleyicileri gibi adeta büyülenmiş hissine kapılıyoruz.
İçinde bulunduğumuz 2025 yılında hangi teknolojiler öne çıkacak diye göz attığımızda, ilk konuşulacak konu tabii ki yapay zeka ve uzantısındaki robotlar. Bunun dışında, son 10 yıldır uygulanmakta olan otonom sürüş, arttırılmış/sanal gerçeklik (uzantısında metaverse), kuantum bilgisayarlar, uydudan haberleşme konularının yükseleceği ve bunların yanısıra IoT dediğimiz ve yapay zeka uygulamalarının alt yapısının ihtiyaç duyduğu ve kısmen çalışmamın sonunda değineceğim “nesnelerin interneti” kullanımının artacağı da beklenmektedir.
Bunların içinde son yılın en önemli teknolojik gelişmesi olan yapay zeka alanındaki son yenilikleri ise, doğru anlamayı bıraktım, sadece takip etmek bile inanın neredeyse imkansız hale geldi. Çünkü yapay zekanın insanoğlunun faydasına olduğu kadar zararı içinde dehşet içeren bazı şeyler de üretebileceğini baş döndürücü biçimde son yıl içindeki bir çok haberden öğrendik ve süper zeki niteliklere sahip olacak bir yapay zekanın nasıl riskler barındırabileceğini hala tam olarak bilmiyoruz. Ancak insanoğlu için hem iyi, hem de kötü iki yöne de gidebilecek son derece güçlü bir araca artık erişimimiz olduğundan kimsenin şüphesi yok.
Demek istediğimi yaşanmış bir örnekle açıklayayım; 2022 yılında araştırmacılar yapay zekanın asıl amacını kasıtlı olarak tam tersine çevirdi ve ilaç keşfi için kullanılan yapay zeka, Artifical Intelligence, AI’nın bunun yerine toksisite ve biyoaktivite yaratması istendi. AI sadece 6 saat içinde potansiyel olarak ölümcül olan 40.000 molekülü icat etti. Araştırmacıların yapması gereken tek şey, toksisiteyi ayıklamak yerine metodolojilerini değiştirerek toksisiteyi artırmak idi. Sonuçta yapay zeka, bazıları şimdiye kadar geliştirilen en güçlü sinir gazı olan VX'e benzeyen on binlerce yeni madde ortaya çıkardı, ki bu örnek, katlanarak daha güçlü olan AI modellerin ortaya çıkmasından da önceydi. Araştırmacılar yarattıkları karşısında şaşa kaldılar ve bulgularını bilimsel Nature Machine Intelligence dergisinde yayınlayarak bu konunun ölümcül tehlikelerine dikkat çektiler.
Önce AI ne demektir, onu tanımlayalım. Yapay zeka kısaca, belli görevleri gerçekleştirmek için bir mantık (algoritma) ile kodlanmış yazılımdır. Temel fonksiyonu internet üzerinden veya başka yöntemlerle nerdeyse sınırsız sayıda verilere ulaşıp onları çok kısa sürede analiz ederek, problemi doğru tanımlama, çözme ve müracaat edilen konu hakkında sonuç çıkarma/karar verme işleminin çok kısa sürede elde edilmesidir.
Şimdi de yapay zekanın tarihine bir göz atalım. Yapay zeka ilk kez 1956 yılında bulunmuştur, 2022 Kasım'ından itibaren gündemimizin merkezine yerleşen ve herkesin konuştuğu “üretken yapay zeka” ise, esasen genel yapay zekanın bir alt kümesidir. Yapay zeka terimi ilk olarak 1956 yılında bir konferansta Amerikalı bilgisayar bilimcisi John McCarthy tarafından kullanılmıştır, dolayısıyla o zamandan beri bilinen ve geliştirilmeye çalışılan bir teknoloji olduğunu söyleyebiliriz. Gerçi öncesinde de çalışmalar var, örneğin 1950'de ünlü İngiliz matematikçi ve bilgisayarcılığın da babalarından sayılan Alan Turing, içinde bir test önerdiği Computing Machinery and Intelligence kitabını yayımlıyor ve bu kitapta bahsedilen Turing Testi, makinenin insan zekâsına eşdeğer akıllı davranış sergileme yeteneğini test ediyor. Öte yandan dünyaca ünlü matematikçimiz ve gururumuz Cahit Arf'ın 1959 yılında yazdığı "Makine düşünebilir mi ve nasıl düşünebilir?" başlıklı makale bu konuyu tartışmış. 1966'da ELIZA adı verilen ilk chatbot (belli sorulara, önceden belirlenmiş cevaplar veren yazılım) ve 1972'de Japonlar tarafından ismi WABOT-1 olarak verilen ilk insanımsı robot, ilk örnekler olarak görülmüş. Özetle 1974'e kadarki yıllarda, yapay zekâ, akademisyenlerin matematik problemlerini çözecek algoritmaları halinde görülmüş. Belli ki yapay zeka projeleri zaman zaman başarısızlığa uğradığı için konuya ilginin, araştırmaların ve ayrılan fonların azaldığı dönemler yaşanmış diyebiliriz.
Yapay zekanın kullanıldığı ilk önemli alan satranç olmuş ve satranç oynayan yapay zeka IBM tarafından 1957 yılında geliştirilmiş. IBM'in yapay zekasının bir insanı yani satranç dehası Garry Kasparov'u yenmesi ise ancak 1997'de, yani 40 yıl sonra mümkün olmuş. Yani yapay zekânın bir insanı yenmesi için bütün varyasyonları ve karşı hamleleri öğrenmesi ve de hafızasına depolaması için 40 yıl gerekmiş.
IBM, yapay zekâyı sağlık konusuna 2011'den itibaren yönlendirmiş, 2015'de ise kurucusuna atfen sağlık konusundaki çalışmalarını Watson Sağlık ismiyle duyurmuş. İddiası yapay zekâ algoritmasını tonlarca hasta verisi ile besleyerek sağlık hizmetlerinde ve kişiselleştirilmiş tıpta devrim yaratmak. Ancak 2019 yılına gelindiğinde IBM, Watson Sağlık isimli yapay zekâ sistemini, ilaç keşfi ve araştırmaları için bir araç olarak satmayı bırakacağını açıkladı. Çünkü milyarlarca dolar yatırım yaptığı yapay zekânın düşünüldüğü kadar başarılı olamayacağı ve hatta kanser hastalarına yanlış tedaviler önerdiği ortaya çıkmıştı. Watson Sağlık, çok büyük miktardaki veriyi alıp hızlı bir şekilde işlemeyi becerirken, asıl hedeflenen iş olan; doktorlara bakım süreci konusunda tedavi ya da öneri vermesi mümkün olmadı.
Sonuç olarak geçmişteki bu tecrübeler, yapay zekânın kendisini programlayanların becerisi kadar zeki olduğu, öte yandan bilinen ve yaşanmış olayları insan beyninin yapamayacağı hızda analiz edebildiği, ama yeni bir durumla karşılaştığında onu doğru biçimde değerlendiremeyebileceği ortaya çıkmış oldu.
Ancak 2022 Kasım'ında hayatımıza üretken yapay zeka, yani OpenAI’nin ürettiği ChatGPT girdi. Esasen üretken zekâ konusu yeni bir çalışma değildi, sadece üzerinde uzun yıllardır çalışılan dil anlama konusundaki bazı gelişmeler oldu ve artık insanlar arasındaki bu büyük dil engeli aşılmış oldu. Bugün moda olan ChatGPT ya da Google'un Bard'ı, Zuckerberg'in yapay zekâsı, yani bilinen tüm yapay zeka programlarının hepsi bir dil programı ile birlikte çalışıyor. Asistan başlığı altındaki Alexa ya da Google asistan da öyle. Çünkü karşılıklı konuştuğunuz sadece bir yazılım, bu yazılımın sizin sesinizle sorunuzu anlaması için insan dilini bilmesi ve ne dediğinizi anlayabilmesi gerekli. Arka planda doğal dil işleme (NLP) ve alt kategorileri çalışıyor, yani NLP, insanların makinelerle konuşmasını mümkün kılıyor. Yapay zekânın bu dalı, bilgisayarların insan dilini anlamasını, yorumlamasını ve yönlendirmesini sağladı ve bu büyük bir gelişme idi.
Sonuçta üretken yapay zekâ adından da belli olduğu gibi, sizin sesli talebinize karşılık, ulaştığı tüm bilgileri analiz ederek yeni şeyler üretiyor. İnternetten bulduğu ya da daha önce okuduğu ve hafızasında olan metinlerden hareketle, kendisi ortaya genellikle okuduklarına benzemeyen bir metin çıkarıyor, yada görüntülerden, müziklerden başka eserler üretiyor.
Bu nedenle de temelde iki sorunu var, ilki telif hakkı, diğeri ise, okunan ya da kendisine verilen metinlere bağlı olarak hatalı, hatta tehlikeli içerik yaratması.
Hatırlayacağımız üzere internetin yaygınlaşmaya başladığı 1990'ların sonlarından bu yana ağırlıklı olarak müzik ve film endüstrisi telif hakları savaşı veriyor. Telif hakkı konusunda üretken yapay zekâyı ilk geliştiren OpenAI, halihazırda bir çok kişi ya da kuruluş tarafından dava edilmiş durumunda. Müzik yapım şirketleri, ABD'deki 9 bin kadar yazar, New York Times gazetesi bunlar arasında ve talep edilen tazminat miktarı milyarlarca dolar.
Hatalı içerik ya da dezenformasyon konusu ise çok daha önemli bir sorun. Yapay zekâ kimin elindeyse, kasten bu tür içeriklerin yaratılmasına, örneğin savaşılan ülkeyi yanıltmak ya da kötülemek için ya da seçimlere dair katkı vermesi hayli mümkün. Hatta yeni bir araştırmaya göre yapay zekâ, insan eliyle yapılandan çok daha ikna edici dezenformasyon yaratabiliyor. Ayrıca şu bir gerçekki yapay zekâ internete bakarak size cevap verdiğine göre ve internete belli konularda çok sayıda dezenformasyon belgesi olduğuna göre, yapay zekâ bunlara bakarak yanlış bilgi veya karar verebilecektir. Verdiği yanlış bilgiler de zaman içinde interneti de daha fazla kirletebilecektir.
Yapay zekânın ne kadar kötü bir şekilde işleyebildiğine dair bir örnek verecek olursak; ABD’li NASA Prof. Jeffery Battle ile aynı isimli Taliban üyesinin hayat hikâyesini birleştiren (Orta isim farklılığına rağmen) bir içerik yaratan ChatGPT destekli Bing arama motoruna ve OpenAI'a karşı dava açan Profesör için "NASA danışmanı ve Uzay profesörü mamafi Taliban üyesi olduğundan hapistedir" gibi bir ifade yer almıştır.
Şu anda Silikon Vadisi'nde yapay zekâ konusunda çalışanlar ikiye ayrılmış durumdalar. Birinci grup diyor ki; “basıp hızla gidelim, kime ne olduğu önemli değil, gelişmeleri sonuna kadar yapalım”. Diğer grup ise; “yapay zekâ ancak insanlık için yararlı olacak şekilde geliştirilmelidir”. Gururumuz değerli ekonomist MIT Prof. Daron Acemoğlu'nun son kitabı da esasen bu 2. görüşü paylaşıyor ve özetle diyorki; "yapay zekâ insanları işten atmak için değil, insanlığın iyiliği için geliştirilmelidir."
Nitekim bu işin uzmanları sürekli olarak dünyayı üretken yapay zekânın tehlikeleri konusunda uyarıyor. Bunların arasında ABD siber güvenlik kurumunun şefi de var. Ethereum kripto altyapısını yaratan genious Vitalik Buterin de insanları uyarıyor: "Atom bombası ya da depremler, salgınlar olsa da dünyanın öbür tarafında yaşayabilirsiniz, ama yapay zekâ böyle giderse Mars'ta bile güvenli olmayacaksınız."
Bu arada konuşulan yeni bir problem sahası da; yapay zekâ konusunda teknik bilgiye sahip olmayan kullanıcıların, yapay zekâyı programlamasına izin vermesidir. Geçen yıl OpenAI, kişiselleştirilebilen GPT için bir mağaza açtı, yani bazıları GPT'leri kendi özel amaçları ile geliştirip, bu mağazadan kullanıma sunabilecek.
Yapay zekâ yeteneklerinin ekonomik alanda üretim maliyetlerini azaltacağı ve işletmelerin çalışanlarına dijital beceriler kazandırarak verimliliği artıracağı ve sonuçta ekonomiye büyük katkı sağlayacağı aşikardır. Ancak bu yeni sistemlerin ve yeteneklerin uygun rehberlik alınmadan devreye alınması, yetersiz eğitim ve uygulama, yöneticilerin kararlarını yanlış verilere veya önyargılara dayandırmasına da yol açabilir.
Öte yandan yapay zekânın temelindeki, çip teknolojisi sayesinde geliştirilen tekniklerin, nesnelerin interneti (IoT) yoluyla veri toplanmasına ve bu verilerin incelenerek günlük yaşamda, endüstride, yönetimde kullanılmasına imkan vermesi yatmaktadır. Bir çoğumuzun farkında olmadığı gibi elimizden düşürmediğimiz akıllı telefonlar, bileğimizdeki elektronik saat, evimizde tüm elektronik aletler, son olarak elektrikli olsun olmasın her gün kullandığımız taşıt araçları teknoloji firmalarının yapay zeka uygulamalarında kullanmak için ihtiyaç duydukları bilgiyi topluyor. Verileri toplama işlemini yapan, çip teknolojisinden yararlanarak geliştirilen tekniklerdir. Çip, her an daha fazla üreyen bilginin toplanmasının ardından hızla değerlendirilerek çeşitli sorunların çözümünde kullanılmasına imkan veriyor. Bu işi ise bilgisayarlar, tarayıcılar ve sensörler yapıyor. Banyo eşyası tasarımı ve üretimi yapan şirketler bile, tuvalet, ayna gibi aletlerin çiple donatılarak sağlığımızı sürekli olarak izlemesini sağlayacak çözümler peşinde koşuyorlar. Bu sayede ileride hekime, biyokimya laboratuarına gitmemize ihtiyaç kalmayacak, tuvalet ihtiyacımızı gidermemiz sırasında bazı tahliller için gerekli bilgi toplanmış ve bağlantılı laboratuvara iletilmiş olacak gibi görünüyor. Böyle giderse bu bilginin değerlendirilerek tanılar konulması, yine çiplerle donatılmış sağlık merkezlerinin görevi olacaktır. Ardından yine çiplerle donatılmış tanı cihazları görevini yapacak ve ihtiyaç olduğunda tıp doktorunun yol haritası da çizilmiş olacaktır. Öte yandan bizi her yerde izleyen bu uygulamalar, mahremiyeti ortadan kaldırarak insanlığı tehdit etmektedir.
Tüm bunlar çip ve yapay zeka teknolojisinin yol açtığı yaşamı kolaylaştırıcı buluşlar. Tüm dünya çip ve bunun yol açtığı büyük kolaylıklar yanında, yapay zeka uygulamalarının kötü niyetlilerin eline geçmesi halinde neden olabilecek olumsuz sonuçları da kaygıyla tartışıyor.
Fakat yapay zekâ konusu tartışılırken insan aklının bunun neresinde olduğu sorusu asla unutulmamalıdır. Sanki veri bolluğu bir anda yepyeni bir dünya yaratmış görüntüsü vermektedir. Ancak yeni dünyayı yaratan, bu veri yığınını işleme ve bundan sonuç, politika üretme hızıdır. Bu kadar çok veriyi değerlendirecek algoritmaların kendisini değiştirerek tekrarlayacağı ve insanlığı tehdit edecek senaryoları hayal etmek mümkündür. Ama önemli olan yapay zekadan önce insan aklıdır, onun neyin peşinde koştuğudur. Örneğin depremlere karşı önlem alınmaması yapay zekanın değil, akıl zafiyetinin sonucudur. Doğrudur şehirleşme belli kesimlere büyük ve haksız bir rant yaratmaktadır, ama rantın vergilendirilerek çekici olmasının ortadan kaldırılmaması da akıl yetersizliğinin veya ahlaksızlığın sonucudur. İnsan ömrünü uzatmak büyük bir gelişmedir, ama emperyalist maksatlarla silah satmak için dünyanın çeşitli bölgelerinde çatışmalar çıkarmakta insan aklının bir sonucudur.
Netice olarak yapay zeka insan ömrünün uzatılmasından hatta ölümsüzlüğe çare bulmakta bile bize yol gösterebileceği gibi, kötü niyetlilerin eline geçtiğinde insanlığı yok edebilecek düzeyde silahlar üretebileceği de bariz biçimde ortadadır. Bunun yanında ekonomimize verimlilik sağlama açısından büyük fayda sağlayacaktır, ama bir çok mesleğin yerini almaya şimdiden başlamış, teknoloji şirketleri çalışan sayılarını azaltmaya yönelmişlerdir, bu durum gelecek yıllarda hemen tüm sektörlere sirayet edecek ve insanlar işsiz kalacaktır, politikacı ve akademisyenlerin ortaya çıkan yoğun işsizliğe çare bulmak için şimdiden çalışma yapmaları gerekmektedir. Yapay zekanın insanlığa zarar verecek girişimlerde bulunmasını önlemek için gerek devletler düzeyinde, gerekse uluslararası örgütler alanında ciddi tedbirler alınarak, bu iş küresel devasa teknoloji şirketlerin insafına bırakılmamalıdır düşüncesindeyim.
Yorumlar