Mü’min Kıvamı
Müslüman olmak kişiyi sorumlu kılar. İman etmek hayata bakışı belirler. İman eden kadın ve erkek dinen mükellef çağa / yaşa geldiği andan itibaren yaptıklarından ve söylediklerinden sorumludur. Kur'an-ı Kerim şöyle haber vermektedir:
اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُٓوا اَنْ يَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ
“İnsanlar, denenip sınavdan geçirilmeden, “İman ettik” demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar? “ (Ankebût,29/2)
Mü’min olaylara bakarken iman ettiği ölçülere göre bakar. Keyfilikten uzak durur. Peygamber Efendimiz (s.a) de şöyle buyurmuştur:
“اتَّقُوا فِرَاسَةَ الْمُؤْمِنِ، فَإِنَّهُ يَنْظُرُ بِنُورِ اللَّهِ”
“Mü’minin ferasetinden sakının. Çünkü o, Allah’ın nuruyla bakar.” (Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 15)
Müslüman kişi her halinde dikkatli davranır. Kur'an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:
اَلَّذٖينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ وَالْكَاظِمٖينَ الْغَيْظَ وَالْعَافٖينَ عَنِ النَّاسِؕ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنٖينَۚ
“ Onlar (takvâ sahipleri) bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah işini güzel yapanları sever.!” (Âl-i İmran,3/134)
Sevinç ve Hüzün Hali
Hayatın akışı içinde sevindiğimiz veya üzüldüğümüz durumlar olabilir. Bazen biz yanlış yaparız, bazen de yanımızdaki insan yanlış yapabilir. Müslüman kişi sevincinde ve kızgınlığında da ölçülüdür. Allah için sever ve Allah için buğz eder. Efendimiz (s.a) şöyle buyurmuştur:
« مَنْ أَحَبَّ لِلَّهِ وَأَبْغَضَ لِلَّهِ وَأَعْطَى لِلَّهِ وَمَنَعَ لِلَّهِ فَقَدِ اسْتَكْمَلَ الإِيمَانَ »
“Allah için sever, Allah için buğz eder, Allah için verir, Allah için engel olursa imanını olgunlaştırmış, kemale erdirmiş” (Ebû Dâvûd, Sünne, 15)
İtidal
Duygu, düşünce, ahlâk ve davranışlardaki denge anlamında bir terim olarak tarif edilmektedir. (DİA) Sözlükte de ölçülülük ve soğukkanlılık olarak tarif edilmiştir. İtidal kelimesinin karşılığı olarak orta yol veya denge kelimelerini de kullanırız.
Sözde ve Sevgide İtidal
Müslüman ağzı ölçülüdür. Sevinç ve kızgınlık anında söylediklerine dikkat eder. Özellikle kırıcı kelimelerden uzak durur. Yani bir başkasının kalbini kırmamaya özen gösterir. Birbirimizin yüzüne bakmak diye bir ifade kullanırız. Yine bir başka ölçü vardır ki, aynı hatayı ben yapsaydım benim hatam nasıl düzeltilmesini isterdim? diye sorduğumuzda düşündüğümüz cevap esasında bizim duruşumuz olmalıdır. Bu konudaki ölçüyü /itidali esasında Efendimiz(s.a) bize öğretiyor:
“لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ.”
“Sizden biriniz kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” (Tirmizî, Sıfatü"l-kıyâme, 59)
Bir başkası kendisine zarar verse bile sözüne dikkat eder. Furkan suresinde çok önemli bir uyarı var:
وَعِبَادُ الرَّحْمٰنِ الَّذٖينَ يَمْشُونَ عَلَى الْاَرْضِ هَوْناً وَاِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَاماً
“ Rahmân’ın has kulları yeryüzünde vakarla yürüyen, cahiller onlara laf attığı zaman, “selâm” deyip geçen kullardır.” (Furkan,25/63)
Bir başkasını severken de Müslümanın ölçüsü vardır. Kişinin bazen en yakını veya arkadaşlık gereği sevdiği insan/lar olabilir. Veya rahatsız olduğu, hoşlanmadığı hatta kızdığı insanlar olabilir. Ama bu konuda da Müslüman ölçülüdür. Sevgili Peygamberimiz (s.a) şöyle uyarıyor:
أَحْبِبْ حَبِيبَكَ هَوْنًا مَا عَسَى أَنْ يَكُونَ بَغِيضَكَ يَوْمًا مَا وَأَبْغِضْ بَغِيضَكَ هَوْنًا مَا عَسَى أَنْ يَكُونَ حَبِيبَكَ يَوْمًا مَا »
“Sevdiğin kimseyi ölçülü sev ki bir gün sevmeyeceğin bir kişi olabilir. Sevmediğin bir kimseyi de ölçülü şekilde sevme ki günün birinde çok sevdiğin bir kimse olabilir.” (Tirmizî, Birr, 60.)
Sözlerinde ve yürüyüşünde bile ölçülü olmak Müslümanın şiarındandır. Şöyle buyrulmuştur:
وَاقْصِدْ فٖي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَ ؕاِنَّ اَنْكَرَ الْاَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَمٖيرِࣖ
“ Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini yükseltme; çünkü seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır.” (Lokman,31/19)
İbadette /Davranışlarda İtidal
İbadetlerde bizim tek ölçümüz peygamber Efendimiz(s.a)’dir. Namaz ve oruç ibadeti başta olmak üzere ümmetine miras bıraktığı davranışlar sahih kaynaklarda bize ulaşmıştır. Özellikle mübarek gecelerde nafile ibadetler konusunda sahih kaynaklarda yer almayan bilgileri paylaşanlar oluyor. Farz ibadetler bellidir. Yine nafile ibadetler de bellidir.
O’nun ümmetine olan düşkünlüğü ayet ile sabittir. Ve ümmeti için itidali / orta yolu tavsiye etmiştir.
Hatıra: 1
Saçı sakalı karışmış Necidli bir adam Resûlullah"a gelir. Sesinin uğultusu işitilir fakat ne söylediği anlaşılmaz. Nihayet Resûlullah"a yaklaşır. İslam’ın ne olduğunu öğrenmek isteyince, Peygamber Efendimiz ile arasında şöyle bir konuşma geçer:
—Günde beş vakit namaz kılmaktır.
—Kılmam gereken başka namaz var mı?
—Hayır, ama nafile kılabilirsin. Bir de Ramazan ayında oruç tutmaktır.
— Tutmam gereken başka oruç var mı?
—Hayır, ama nafile oruç tutabilirsin.
Daha sonra Peygamberimiz (sav) o adama zekât vermekten bahseder. Adam:
—Vermem gereken başka bir şey var mı? Der. Allah Resûlü cevap olarak:
—Hayır, ama sadaka verebilirsin, buyurur.
Bu adam, “Vallahi, bundan ne fazla, ne de eksik yapacağım.” diyerek Peygamber Efendimizin yanından ayrılır. Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz, “Eğer sözünde durursa kurtuluşa erdi.” der. (Hadislerle İslâm,2/403)
Hatıra 2:
Peygamber ocağında yetişen Enes b. Mâlik"in bize anlattığına göre, ibadete düşkün üç sahâbî Allah Resûlü’nün gece ve gündüz yapmış olduğu nafile ibadetleri öğrenmek üzere onun evine geldiler. Belli ki Peygamberimizin bütün Müslümanlarla birlikte eda ettiği farz ibadetler dışında evinde iken Rabbine kulluğunu nasıl arz ettiğini merak ediyorlardı. İnananlara örnek olması bakımından aile yaşantılarını dahi gizlemeyen annelerimizden Peygamberimizin ibadet hayatı hakkında bilgi alınca bunun kendilerine az geleceğini düşündüler ve “Biz nerede, Peygamber nerede? Şüphesiz Allah onun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışlamıştır!” dediler. Bu sebeple içlerinden biri, “Ben bundan böyle geceleri daima namaz kılacağım!” dedi. Diğeri, “Ben her zaman oruç tutacağım ve oruçsuz günüm geçmeyecek!” dedi. Üçüncüsü ise, “Ben de hanımlardan ayrı yaşayacağım, evlenmeyeceğim!” diyerek söz verdi. Onlar bu sözleri söylerken Resûlullah (sav) çıkageldi ve şöyle buyurdu: “Şöyle şöyle söyleyen sizler misiniz? Allah’a yemin ederim ki, ben sizin Allah’tan en çok korkanınız ve en çok sakınanınızım. Bununla beraber ben bazen oruç tutarım, bazen oruç tutmam. (Gecenin bir kısmında) nafile namaz kılar, (bir kısmındaysa) uyurum. Ben, kadınlarla da evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, o benden değildir.” (Hadislerle İslâm, 4/35)
İbadetlerde gayretli olmak güzeldir. Ancak sevgili Peygamberimizin öğrettiği şekilde yapmak da esastır. Zaman zaman mübarek gecelerde iyi niyetle sahih kaynaklarda olmayan namaz veya diğer nafile ibadetlerle alakalı bilgi paylaşımlarına şahit oluyoruz. Nafile ibadetleri yerine getirirken de sünnette var olan şeklini korumalıyız.
Aile İlişkilerinde İtidal
Aile fertleri arasında zaman zaman zorluklar olabilir. Burada esas olan herkesin mutedil olmaya çalışmasıdır. Anne-baba ile çocuklar arasında başta olmak üzere meydana gelecek problemlerle ilgili herkesin sözlerine dikkat etmesi gerekir. İsra suresinde evlatların ana-babalarına öf bile demelerinin doğru olmadığının hatırlatılması çok manidardır.
Yaşı kemale ermiş büyükler bazen yanlış söz veya davranışta bulunabilirler. Yine gençler de içinde bulundukları yaşın gereği yanlış yapabilirler. Ailenin diğer fertleri sabır ve teenni ile yanlışlar düzeltmeye gayret göstermelidir.
İnsani İlişkilerde İtidal
Günlük hayatın içinde komşuluk, yolculuk ve ticari ilişkilerde yanlış anlamalar veya kızgınlık halleri olabilir. Veya bazen insanlar bilerek de yanlış yapabilirler, hatta yalan bile söyleyebilirler. Bize düşen ise sabır ve teenni ile doğruya talip olmak ve doğrusu yapmaktır.
Özellikle kızgınlık anında fevri davranmak bazen telafisi mümkün olmayan zararlara yol açabilir. Müslüman için esas olan kötülüğe karşı iyiliğin yanında olmaktır. Bu konuda güzel bir atasözümüz vardır: İyiliğe iyilik her kişi kârı, kötülüğe iyilik er kişi kârı. Kur'an-ı Kerim de bunu bize açık bir şekilde öğretmektedir. Şöyle buyrulmaktadır:
وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُۜ اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذ۪ي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِيٌّ حَم۪يمٌ
“ İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel olan davranışla sav; o zaman bir de göreceksin ki seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse kesinlikle sıcak bir dost oluvermiş! ( Fussilet, 41/34)
Peygamber Efendimiz (s.a) de öfkemize hâkim olmakla ilgili şöyle buyurmuştur:
« لَيْسَ الشَّدِيدُ بِالصُّرَعَةِ إِنَّمَا الشَّدِيدُ الَّذِى يَمْلِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ »
“ Güçlü kimse, insanları güreşte yenen değil, bilakis öfke anında kendisine hâkim olandır.” (Müslim, Birr, 107)
Mal / Dünyaya Karşı İtidal
Mal canın yongasıdır. Her insan hayatını idame ettirmek için belli ölçüde dünyalığa ihtiyacı vardır. Müslüman kişi mal elde ederken temel ölçüsü, helal olmasıdır. Malın çok olması değil, helal olması esastır. Dünya malı veya dünyaya ait her şey esasında kendisi için emanettir. Yani geçicidir. Geçici olan bir dünya hayatı için ebedi olan ahiret hayatımızı zora sokmamalıyız. Dünya malını elde ederken helal olmasına dikkat ederiz. Yine elimized bulundururken ve elimizden çıkarırken de helal ve meşru yolları ararız.
Dünya malının geçiciliğini, asıl olanın ahiret yurdu olduğunu Peygamber Efendimiz (s.a) şöyle haber vermekte ve mal tarifini şu şekilde bize öğretmektedir:
“يَقُولُ ابْنُ آدَمَ: مَالِى، مَالِى قَالَ: وَهَلْ لَكَ، يَا ابْنَ آدَمَ مِنْ مَالِكَ إِلاَّ مَا أَكَلْتَ فَأَفْنَيْتَ، أَوْ لَبِسْتَ فَأَبْلَيْتَ، أَوْ تَصَدَّقْتَ فَأَمْضَيْتَ؟”
"Âdemoğlu "Malım, malım!" der. Ey âdemoğlu! Acaba yiyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden ve sadaka verip (âhirette karşılığını almak üzere) önden gönderdiğinden başkası senin malın mıdır?" (Müslim, Zühd, 3)
Dünya malı geçicidir. Önemli olan elde ettiği mal veya dünyalık ile kulluk konusunda neler yapabildiğidir. Ne dünyayı boş veren bir anlayış, ne de dünyalık elde etmek için hiçbir ölçü tanımamak Müslümana yakışmaz.
Cimrilik ve israf arasında da dengeyi kurmak zorundadır.
وَاٰتِ ذَا الْقُرْبٰى حَقَّهُ وَالْمِسْكٖينَ وَابْنَ السَّبٖيلِ وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذٖيراً
“Akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma! (İsra,17/26 )
اِنَّ الْمُبَذِّرٖينَ كَانُٓوا اِخْوَانَ الشَّيَاطٖينِؕ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّهٖ كَفُوراً
“ Çünkü savurganlar şeytanların dostlarıdır. Şeytan da rabbine karşı çok nankördür.” (İsra,17/27)
Yani itidal, orta yolu takip etmek durumundadır. Kur'an-ı Kerim bu konuya şöyle dikkatimizi çeker;
وَالَّذٖينَ اِذَٓا اَنْفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذٰلِكَ قَوَاماً
“ Yine o iyi kullar, harcama yaptıkları zaman ne saçıp savururlar ne de cimrilik ederler; harcamaları bu ikisi arasında mâkul bir dengeye göre olur. “ (Furkan,25/67)
وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلٰى عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُوماً مَحْسُوراً
“Eli sıkı olma, ölçüsüzce eli açık da olma; sonra kınanacak, kendi kendine hayıflanacak duruma düşersin! “ (İsra,17/29)
Sonuç
Yorumlar