Kadın Olmak: Görünmeyen Bir Mücadele
Kadın olmak…
Çoğu zaman bir kelimeyle ifade edilse de, aslında bir ömür boyu süren sessiz bir mücadeledir.
Sabah uyandığınız andan gece başınızı yastığa koyana kadar, attığınız her adımda, söylediğiniz her sözde, sustuğunuz her cümlede kadın olmanın yükü vardır.
Kadın olmak; güçlü olman beklendiği halde yorgunluğunu saklamak,
fedakârlık yapman doğal görülürken hakkını istemenin “fazlalık” sayılmasıdır.
Daha çocuk yaşta başlar bu yük.
“Sen kızsın, dikkatli ol.”
“Sen kızsın, yüksek sesle gülme.”
“Sen kızsın, geç saatte dışarı çıkma.”
Oysa erkek çocuklara söylenen şudur:
“Koş, düş, kalk, öğren.”
Kadına ise baştan öğretilen şey korkudur.
Hayattan değil; hayata karşı savunmasız bırakılmaktan korku…
Aynı Hayat, Farklı Kurallar
Kadınlar için hayat, çoğu zaman iki kat dikkatle yaşanır.
Giydiği kıyafet sorgulanır,
sokağa çıktığı saat hesap edilir,
kahkahası bile ölçülür.
Başına bir şey geldiğinde ilk sorulan soru şudur:
“Niye oradaydı?”
“Niye öyle giyinmişti?”
“Niye yalnızdı?”
Kimse “Bunu yapan neden yaptı?” diye sormaz.
Çünkü suç, çoğu zaman kadının omuzlarına yüklenir.
Atatürk’ün Kadına Bakışı: Bir Medeniyet Meselesi
Bu topraklarda kadına verilen değerin en güçlü, en net ve en onurlu ifadesi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile hayat bulmuştur.
Atatürk için kadın, toplumun arka planında duran bir figür değil;
Cumhuriyetin kurucu öznesidir.
“Dünyada her şey kadının eseridir” derken, kadını yücelten bir temenni değil, bir hakikat dile getiriyordu.
Henüz dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde kadınlar oy kullanamazken,
Atatürk Türk kadınına seçme ve seçilme hakkını tanıdı.
Çünkü biliyordu ki; kadını yok sayan bir toplum, geleceğini sakatlar.
Onun gözünde kadın;
sadece anne değil,
sadece eş değil,
sadece evin yükünü taşıyan biri değil;
fikriyle, emeğiyle, iradesiyle eşit bir yurttaştı.
Atatürk’ün mücadelesi, kadını koruma mücadelesi değil;
kadını eşitleme mücadelesiydi.
Acınan değil, saygı duyulan;
korunan değil, güçlenen bir kadın anlayışı…
Bugün hâlâ kadınların temel hakları için verilen mücadeleler,
aslında Atatürk’ün açtığı yoldan sapılmasının bir sonucudur.
Evde, İşte, Sokakta… Hep Sınav
Kadın, evde iyi bir anne olmak zorundadır.
Yetmez, iyi bir eş olmalıdır.
Yetmez, çalışıyorsa işini aksatmamalıdır.
Yetmez, bakımlı olmalı ama “fazla” da olmamalıdır.
Toplum kadına şunu söyler:
“Her şeyi yap, ama görünmeden yap.”
Kadın yorulamaz.
Kadın şikâyet edemez.
Kadın kırıldığını belli edemez.
Kadın Olmak Bir Direniştir
Kadın olmak, her şeye rağmen ayakta kalmaktır.
Baskıya rağmen üretmek,
korkuya rağmen yürümek,
yalnızlığa rağmen ses çıkarmaktır.
Atatürk’ün işaret ettiği çağdaşlık da tam olarak budur:
Kadının korkmadığı,
susmadığı,
geri çekilmediği bir toplum.
Kadın olmak bir zorluksa,
bu zorluğu yaratan kadınlar değil;
kadını ikinci plana iten zihniyettir.
Ve unutulmamalıdır:
Atatürk’ün mirası, yalnızca bir tarih değil;
kadın-erkek eşitliğini savunan bir gelecek vizyonudur.
Kadınlar sadece hayatta kalmak değil,
Atatürk’ün hayal ettiği gibi onurlu, özgür ve eşit bireyler olarak yaşamak istiyor.
Bu bir lütuf değil,
Cumhuriyetin temel vaadidir.
Yorumlar