WhatsApp
Advert
Advert

KÜÇÜK TASARRUF SAHİPLERİ BİRİKİMLERİNİ NASIL DEĞERLENDİREBİLİR?

Yayınlanma Tarihi :
author

Selami TÜTÜNCÜOĞLU

Günümüzde iktisadi koşulların sürekli değişme­si, tasarruf sahiplerinin de sürekli uyanık olmasını ve yeni kararlar vermesini gerektiriyor. Tasarruf sahibi olup birikimini bir yerlerde değerlendirmek isteyenlere, küçük-büyük/bireysel-kurumsal vs. şeklinde sıfatlar takılarak genelde “yatırımcı” deniyor. Dolayısıyla bir üretim tesisine yatırım yapan şirket sahibi de, elinde değer­lendirmek bir miktar parası olan kişiye de yatırımcı deniyor. Her iki tür yatırımcı için de ekono­mik belirsizlikler önemli problem yaratır, ancak benim bugünkü makalem sizler gibi bireysel-küçük yatırımcılara yöneliktir.

Malumunuz ülkemizin son 5 yıllık, özellikle de seçim dönemini kapsayan son 3-4 senelik ekonomik geç­mişine göz attığımızda, durumu tek kelimeyle tanımlandırmaya çalışsak herhal­de “savrulma” kelimesi yanlış olmaz. Bu durum mücbir sebep diyeceğimiz, elimizde olmayan şartların dayattığı bir durum değildi, aksine siyasi bir tercihti. Öte yandan bu olumsuz duruma neden olan veya bunu daha da kötüleştirecek dünyada da birçok büyük olay yaşandı ve kuşkusuz bunların da ülkemiz üzerinde olumsuz etkileri oldu ve halen olmaya da devam ediyor. 

Dünyayı sarsan Covid-19 pandemisi, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı ve Batı Avrupa ülkelerini tehdidi, Hamas-İsrail savaşı ve Ortadoğu gerginliği, özellikle Trump’ın seçilmesi ile artan ABD-Çin rekabeti ve blokların kutuplaşması gibi önemli gelişmeler; hammadde fiyatlarının artması, üretimin düşmesi, tedarik zincirlerinin aksaması, globalizmin yavaşlaması ve enflasyonun artması gibi bir dizi küresel ekonomik sorunlara neden oldu. Ancak bu olay­lar dünyanın bütün ülkelerini olumsuz etkiledi, lakin dünyadaki hiçbir ülkenin ekonomi politikalarında bizimki kadar bir savrul­ma yaşanmadı! Durum böyle olunca da tasarruf sahipleri hemen her gün alınan gece yarısı kararları ile her se­ferinde değişen koşullara uyum sağlaması gerekir hale geldi ve durum hala stabil hale gelmiş değil! 

Hatırlarsanız 2021 yılı ikin­ci yarısından başlamak üzere 2023’ün ilk yarısına kadar derin bir negatif faiz politikası ülkemizde uygulandı, ulaşabilenlere enflasyonun çok altında ucuz krediler dağıtıldı. Merkez Bankası bu süreçte enflasyonla mücadele görevini terkederek dövizi sabitlemek görevini üstlenip, birikmiş rezervlerini piyasada yaktı. Rezevler tükenmeye başlayınca bu defa KKM uygulamasına geçildi ve ülkedeki tasarruf sahipleri dövize yöneldi ve TL’nin değeri çok düştü.

Kuşkusuz sürekli değişen bu poli­tikalar tasarruf sahiplerini şaşkına çevirdi. O dönemde TL mevduat artık bir yatırım aracı olmaktan çıktı, insanlar enflasyo­na karşı kendilerini korumak için piyasada alınabilecek ne ka­dar varlık varsa (konut, otomobil, altın, döviz vs) onları satınalmaya yöneldiler, hepsinin fiyatları TL cin­sinden ciddi biçimde yükseldi. Bunun yanında son derece düşük faizlerle rahat borçlanma imkanı elde edenler ve şirketler de bu politikadan nemalanma­ları sonucunda yatırımlar borsaya yöneldi ve borsamız uçtu! Ama bu arada enflasyon da fırladı ve fiyat kararı vermekten mahrum, ama bankalardan istediği parayı rahatlıkla bulup borçlanabilen sabit ücretli insanlar farkına varmadan fakirleşmeye başladı!

Yerel seçimler sonuçlanınca hasar tespiti ile verilen bu önemli hasarın tamiri işine girişildi ve artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağı anlaşıldı. Seçimler öncesinde de bu değişimin uzunca bir süre alacağı ve bunun faturasının da bu işin farkında olmayanlara çıkacağı yenice anlaşılmaya başladı.

Şu anda uygulamaya konan politikalarla geçmişte yüzüne bakılmayan faizli enstrümanlar, her ne kadar negatifliğini sürdürse bile kötünün en iyisi çıkarımından hareketle ciddi bir al­ternatif haline dönüştü. Ancak geçen bu süreçte politika faizi ve döviz kurları ile bu kadar çok oynaşılmasının, enflasyonu azdırarak hem ülke ekonomisine büyük bir hasar verip halkın yoksullaştığı, hem de küçük tasarruf sahiplerinin şaşkın biçimde ne yapacağını bilemez durumda iken elinden bir şekilde  alınan varlıkların, servet transferi ile birilerine aktarıldığı ve bunun vatandaş üzerinde büyük bir etkisinin olduğu yaşanarak görülmüş oldu.

Bildiğiniz gibi Merkez Bankası bu ay faizleri biraz daha düşürdü ve politika faizi % 39.5 seviyesine indi. Hatta piyasada ge­celik faizler bu seviyenin altına gelmeye bile başladı ve Merkez Bankası faizin bunun altına düşmemesi için elinden geleni yapıyor, çünkü erimiş rezervlerini ikmal etmek için ülkemize carry trade operasyonu için davet edilen yabancı yatırımcının ülkeden kaçmamasına dikkat ediyor. Dolayısıyla yüksek faizin sebep olduğu bu yatırım koşulları, bir süre daha bi­zimle kalacakmış gibi gözüküyor.

Toplumda Merkez Bankası’nın faizleri dü­şürmeye başladığı zaman Türkiye’de fi­nansal koşullarının nispeten rahatlaya­cağına ilişkin bir beklenti var, ama bu doğru bir beklenti değildir. Merkez Bankası düşen enflasyona (hiç sanmıyorum ama o da eğer kağıt üzerinde değil, GERÇEKTEN düşerse!) göre kendini ayarlayacaktır. Bence aylık enflasyo­nun ortalama %2’ye gelmesi durumunda Merkez Bankası’nın 10 puana yakın faiz indiriminde daha bulunması gerekir. Bu durum nominal ola­rak bir faiz indirimi olsa da, reel anlamda bir indirim olmadığı anlamına gelir ve fi­nansal koşullar hala sıkı biçimde devam eder düşüncesindeyim. Yani yatırım ortamında faizin etkisi bugünkü gibi olmaya devam eder ve enflasyon tek hanelere ine­ne kadar devam eder. Bu sebeple olası faiz indirimlerinin yatırım ortamı için çok büyük değişiklikler getireceğini düşünenlere katılmıyorum. 

Öte yandan son yıllarda ülkemizde yaşanan bu olumsuz ekonomik gelişmeler, enflasyondan korunma ve yatırım yapma konusunda doğal olarak bir çok insanı bir miktar eğitti ve iktisadi okuryazarlık düzeyini artırdı. Zira yatırım yaptığımız enstrümanlara dikkat etmediğimizde, sürekli değişen kararlar ve yüksek enflasyon ortamında zaman içerisinde birikimlerimizin alım gücünün eridiğine üzü­lerek şahit olduk. Bunun yanında bazı dostların veya şirketlerin tercih ettikleri hatalı yatırım ens­trümanlarını ya da finansman yöntemle­rinde bilerek veya bilmeyerek ısrar edip değiştirme konusunda geç kal­dığını da üzülerek gördüm. Örneğin son aylarda döviz cinsin­den enstrümanlara yapılan yatırımların, TL faizi kadar getiri sağlamadığı bir döneme geçtiğimiz konusunda defalarca veri paylaştığım halde, bir çok dost geç ikna oldu, ki hala olmayanlar da var. Böyle olunca da bu dönemde dövizde kalanlar el­de edebilecekleri faiz getirisinden mah­rum kaldılar.

Başka bir olumsuz ör­nek; taksitli nakit avans ve tek hesap kul­lanımı gibi şu anda son derece yüksek fa­izli olan enstrümanların kullanımından kaynaklandı. Geçmişte bir dönem uy­gulanan politikalar sonucu ilgili enstrü­manların faizleri düşük tutulduğundan, bu finansman yön­temleri bir çok dost tarafından yaygınca kullandı. Fakat faizlerin yükseldiği gerçeğini ifade etmiş olsam da bazı dostlar kendi ekstrelerinde görmeden maalesef buna ik­na olmadılar ve alışkanlıklarını sürdürerek biraz zarara girdiler.

Değişen şartlara uyumsuzluk konusunda bir diğer önemli örnek de yatırım fonlarıdır. Borsadan alınan hemen her hisse senedinin para kazandırdığı bir dönemde, yatırımcılar kendilerinde üs­tün bir hisse seçme yeteneği olduğu yanılgısına kapıldılar. Böyle olunca da durumu iyi kavrayamayan bazı dostlar, iyi yöneti­len hisse senedi fonlarına yatırım yapmak yerine, tüyolarla veya kendileri hisse seçerek yatırım yapmayı tercih ettiler ve kaybettiler. Halbuki bu durumun devam edemeyeceğini gerekçeleri ile birlikte vurgulamıştım.

Sırası gelmişken ve bir daha geç kalma durumu yaşanmadan bir konuda daha uyarımı­ izninizle yapayım. Borsada hisse senedi seçmek ciddi bir araştırma gerektirir ve zor bir iştir. Eğer yeterli eğitiminiz ve tecrübeniz yoksa buna girişmenizi önermem. Şayet yurt içinde veya küresel piyasalarda hisse senedi yatırımı yapmak istiyor­sanız, hisse senedi fonları uzun vadede ço­ğunlukla bireysel seçimlere göre daha iyi performans gösterir, çünkü bu fonları oluşturanlar ve yönetenler sizlerden daha tecrübelidirler, bunu da araştırmanızı öneririm.

Bir diğer önemli konu, para piyasası fonla­rıdır. Şunu unutmayın, para piyasası fonla­rı kısa vadeli yatırım araçlarıdır, her gün fonun fiyatı tekrar hesaplanır ve kısa vadeli yatırım araçlarının getirisine pa­ralel olarak şekillenir. Faizlerin yüksek olduğu dönemlerde, yükselen faizlerden daha fazla nema­lanmak için tasarruflarınızı ne kadar kısa vadeli enstrümanda değerlendirirseniz o kadar fayda sağlarsınız. Böyle yapınca her yeni­lenmede yeni getiri oranından faydalanır­sınız. Fakat faizlerin düşüş trendine gir­diği bugünkü dönemlerdeyse, kısa vade yerine uzun vadeli enstrümanların tercih edilmesini öneririm. Mevcut faiz oranlarından mümkün olan en uzun vadede yatırımını yapan tasarruf sahibi düşen faizlerden etkilen­meyecektir. Elbette uzun vadeli yatırımların getirisi, düşen faiz ortamında kısa vadeye göre daha düşük olacaktır. Faizin düşüşe geçmesi ema­relerinin alındığı dönemlerde uzun vade­li enstrümanlar fırsat sağlayabilir. Bunlar 6 ay ve daha uzun vadeli mevduat, devlet tahvili, özel sektör tahvilleri ve borçlanma araçları fonları olabilir.

Eurobond’a da değineyim; unutmayın Eurobond uzun vadeli bir döviz yatırımıdır, dolayısıyla bu alana yatırım yapanlar, TL faizlerinin yüksek, döviz kurlarının yatay seyrettiği bu geçiş döneminde yeterli kazancı sağlayamadığını düşünebilirler, ama bu durum sürekliliğini devam ettiremez, zaman içinde her şeyin yerli yerine oturacağını düşünüyorum. Devlete borç verdiğiniz dövizler dünyada ekonomisi çok gelişmiş ülkelerin istikrarlı paralarıdır ve aldığınız veya alacağınız yıllık faiz oranları da hala dünya standardının üzerindedir. Bu durum Merkez Bankası rezervlerini tamamladığı zaman sona erecek, faizleri dünya standardına inecek, yüksek meblağlar (100.000 USD gibi) dışında Eurobond bulanamayacak, ama sizin yüksek edinimleriniz vade sonuna kadar sürecektir.

Gayrimenkul yatırımı konusunda da maalesef bir çok dostun benim sürekli yazdığım gelişmeleri ve öngörülerimi iyi değerlendirememiş olduğunu ve olumsuz durumlarla karşılaşmış olduğunu üzülerek biliyorum. Hatalı ekonomik politikalar nedeniyle şu sıralar ülkemiz içinde emlak yatırımı gayri iktisadi hale dönüşmüş ve yatırımcılar daha kazançlı Batı ülkelerine yönelmişlerdir. Bu trendin yakın vadede tersine dönmesi mümkün gözükmemekte, aşırı şişmiş fiyatlar nedeniyle konutlar aylardır satılamamakta, hemen herkes reel ve nominal fiyat düşüşlerinin sonunu beklemekte, bu arada yüksek fiyatlarla satın alanlar zarara uğradığının farkına yenice varmaktadırlar.

Kripto para yatırımı konusundaki fikirlerim ise değişmemiştir, her geçen gün kripto paraların resmiyet kazandığı ülkelerin artması ve borsalarda işlem görmeye başlaması, son olarak ABD Başkanı Trump’ın açıklamaları bu alandaki gelişmelerin olumlu yönde devam edeceğine işaret etmektedir. Ancak tekraren bu alan riskli ve oynak bir yatırım alanıdır, çok dikkatli olunmalıdır. Ayrıca ülkemizde her ne kadar yasal düzenlemeler yenice çıktı ise de hala dolandırıcılık sitelerinin aktif olduğunu hatırlatırım. Eğer yatırım düşünülüyorsa SPK onayı almış platformlardan işlem yapılmasını öneririm.

Sizlere son olarak altın yatırımından bahsedeyim. Her zaman ifade ettiğim gibi ons altın jeopolitik riskleri ve USD’nin değersiz oluş zamanlarını sever. Dünyadaki merkez bankaları altın rezervlerini artırmaktadır. Fed’in faiz indirimlerine başlayacağı işaretleri verilmiştir. Bu gelişmeler altın’ı daha kazançlı bir yatırım aracına dönüştürmüştür. Fakat bu gelişme ve beklentilerin değişiminin de söz konusu olabileceğini göz ardı etmemek gerekir. Öte yandan şunu da hatırlatayım, nedenlerini ve sonuçlarını sizlere uzun uzadıya yazmıştım, ülkemizde ons altın fiyatı, dünya piyasalarından daha yüksektir.

Sonuç olarak doğru yatırım yapmak, geleceği önceden kestirebilmek ve gerçek verilere dayanan isabetli öngörüde bulunabilmekle ilgilidir. Yeterli bir iktisadi okuryazarlık düzeyiyle ve zamanın ruhunu da doğru okuyarak, kurumsal bir finansal kuruluşun getirileri gibi yüksek bir kazanç değil, ama ma­kul seviyede bir getiri ile ta­sarruflarınızı enflasyondan korumak ve bir miktarda kazanç sağlamak mümkündür, en azından alım gücünüz düşmez. Ta­bii ki her yatırım tercihinde olduğu gibi bu alanda da kişinin hayata bakışı, risk algısı, tasarrufuna ne zaman ihtiya­cı olacağı ve birikimin miktarı gibi unsurlar önemli faktörlerdir. Sizlere son önerim; bizler gibi bireysel ve küçük yatırımcılar, aşina oldukları ve anladıkları yatırım enstrümanlarına ve sektörlere yatırım yapmalıdır. Borsada finansal analistlerin pek fazla ilgilenmediği ve yöneticilerinin kendi hisselerini aldığı şirketlerin daha fazla getiri elde ettiği de bilinen başka bir gerçektir.

Yukarıda yazdıklarımın bir yatırım tavsiyesi olmadığını hatırlatarak hepinize iyi günler dilerim.

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar