Kimi insan bunu çok önemsemese de, her insanın geliri ve servetini, kısaca cebindeki parayı veya bütçesini doğru yönetmek gibi ciddi bir sorumluluğu vardır. Giderlerini karşıladıktan sonra elinde tasarruf etmek için kalan parasını, bizim gibi nerdeyse ömrü boyunca enflasyonla birlikte yaşayan ülkelerde, en azından parasının durduk yerde erimemesi için doğru yerlerde değerlendirmesi gerekiyor. Biz buna para yönetimi veya genel bir tanımla yatırım diyoruz. Bu iş her ne kadar kolaymış gibi gözükse de, hiç de öyle basit bir iş değildir, eğer varlıklarınızın değerini düşürmek niyetinde değilseniz, ciddi bir finansal okuryazarlık farkındalığının yanında ekopolitik birikime de ihtiyaç vardır. Nitekim bu konu, sadece finans alanındaki profesyonelleri değil, toplumun neredeyse tamamının ciddiyetle uğraşmasını gerektiren problemleri içerir. Sadece bireyler için değil, büyük şirketler veya küçük işletmeler dahil herkes için de aynı sorunlarla başa çıkmayı gerektirir.
Bu konuyla uğraşın bir kısmı bilgi birikimiyse, diğer önemli bir kısmı da psikoloji yönetimidir. Her insanın parayla ilişkisi kendi geçmişi, maddi durumu, karakteri, yaşı, medeni durumu, yaşadığı çevre vs. gibi bir çok faktöre göre değişir, bu nedenle yatırım alanında tek bir doğru yoktur. Kimi insan daha fazla risk aldığında kendini çok rahatsız hisseder, uykuları kaçar, kiminin de risk alma konusunda bir problemi yoktur, yıllanmış kumarbaz gibi cesaretle parasını riskli bir alana yatırabilir. Haliyle her insanın yatırım tercihleri farklıdır.
Yatırım konusuyla ehil olmayan birisinin, sanki işi biliyormuş gibi eksik bilgi ile bir işe kalkışması sonucunda çoğu zaman hüsranla karşılaşılır. Bir yeriniz ağrıdığında nasıl bir hekime, kıyafetiniz yırtıldığında nasıl terziye gidiyorsanız, paranızı değerlendirmek konularında da işi bilen insanlara danışmak zorundasınız. Ama seçtiğiniz insanları çok basit bir yaklaşım sergileyerek “parayla uğraştığı için en doğrusunu bankacılar yada borsacılar bilir” düşüncesi ise son derece yanlıştır. Çünkü yatırım alanı çok geniş ve ciddi bir bilgi birikimi ve tecrübe gerektirir. Dolandırıcıların cirit attığı ülkemizde maalesef bu konu, kurumsal anlamda yeterince çerçevelenmiş bir alan değildir. Halbuki bu hizmete en çok ihtiyaç duyulan ülkelerden biri Türkiye’dir.
İnsanların cebindeki paranın durduk yere erimesinin en büyük nedeni enflasyondur. Enflasyon olmasa Türkiye’de paramızın alım gücünü korumak için bin türlü cambazlık yapmamız gerekmeyecektir. Bununla da bitmiyor, ülkemizde son yıllarda yaşadığımız gece yarısı kararları ile nerdeyse her gün ve sürekli değişen iktisat politikaları da uyanık olmamızı gerektiriyor. Ki her karar veya politika değişimi, farklı bir yatırım aracının ön plana çıkmasını veya geri planda kalmasını beraberinde getiriyor. Dolayısıyla tasarruf sahiplerinin yani yatırım yapacak kişinin, sadece finansal teorik bilgiye hakim olması yetmiyor, güncel ekopolitik gündemi de yakından çok iyi takip etmesini gerektiriyor.
İnsanlar bu ihtiyacını gidermek için, ücretsiz aldıklarını düşündükleri sosyal medya üzerinden yayın yapan ve bir çoğunun ciddi bir iktisat eğitimi ve birikimi olmayan, ana düşünceleri youtube üzerinden para kazanmayı amaçlayan insanlardan danışmanlık almaya çalışıyor ve onların ifadelerine itibar ederek hatalı işlere yönelip para kaybediyorlar. Bu konuda ehil olmayan insanların, nereden çıktığı belli olmayan analizleri insanları yanlış yönlendiriyor. Bu konuda insanları da suçlayamıyorum, çünkü dikkate aldıkları insanların yada analizlerin hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu değerlendirebilecek yetiye sahip değiller.
Geçmişte yaşanan can sıkıcı olaylardan ders almadan, aynısını tekrar yaşanmak zorundaymış gibi, bir çok insanda yanlış bir algı da var maalesef, halbuki böyle olmak zorunda değil. Yeni koşullara göre bambaşka sonuçlar ortaya çıkabilir, ki farkında değiller ama ülkemizde bu konu çok yaşanıyor. Bırakın derinlemesine analiz yapmayı, neden sonuç ilişkisi kurmaktan aciz, sözde yatırım uzmanlarının peşine takılan birçok tasarruf sahibi ciddi mağduriyet yaşıyor. Eğer bu sözde uzmanlar, sadece kur yada faiz oranlarına bakıp, diğer yatırım araçları arasındaki ilişkiyi basitçe analiz edebilse veya küresel ekopolitik olguları anlayabilse, geçtiğimiz yıllardaki hareketle içinde bulunduğumuz durumdaki hareketin aynı olamayacağını net bir şekilde görebilirlerdi, ama maalesef bu yetiye sahip değiller.
Parasının değerini enflasyona karşı korumaya çalışan tasarruf sahiplerini suçlamak doğru değidir, ama bu insanların bedava diye uzman olmayan kişilerin peşine takılması da kabul edilemez. Herkesin her konuda bilgi sahibi olması veya doğru adımlar atması beklenemez, ancak geçmiş hatalardan da ders çıkarmak gerekir. Sırf heyecanlı ve ikna edici bir üsluba sahip oldukları için, para kazanmaya odaklı sözde uzmanların peşinden koşmamak gerekir.
Malumunuz geçen haftaki finansal kriz sonrası daha da belirginleştiği gibi, şu sıralar ülkemiz yüksek faiz uygulanan bir dönemden geçiyor. Sanıyorum bu dönem en az 2025 ortası, hatta sonuna kadar devam edecek. TCMB önümüzdeki aylarda belki bir miktar faizi düşürüyor olması, faizlerin yine de yüksek kalacağı gerçeğini değiştirmeyecektir. Böyle olunca da Mart 2024’den beri ne olduysa, benzer finansal durum devam edecek gibi görünüyor. Konut da bu kapsamda, yüksek faiz ortamından nasibini alan bir yatırım aracı. Son aylarda satışların bir miktar yükselmiş olması veya kimi devlet bankasının minik miktarlarda konut faizlerini düşürmesi, bu alanda trendin değiştiği anlamına gelmez. Bir tek veriyle sonuç çıkarmak doğru değildir. Ekonomi yönetimi strateji değiştirmez ise enflasyon düşene kadar sıkı para politikası devam edecektir. Bu durumda reel faiz devam edecek ve 2025 yılında da ortalama % 10’dan aşağı reel faiz olmayacaktır, yani insanlar en kolay para kazanma yolu olan TL faizine yönelmeye devam edeceklerdir. Geçmişe göz atarsanız, Türkiye’de enflasyon her zaman değerli TL sayesinde düşmüştür.
Demek istediğim ister konut, ister döviz olsun, yurt içindeki uygulamalardan etkilenen her türlü yatırım aracına ihtiyatla yaklaşmaya devam etmek ve oldukça esnek davranmak gerekir. Küresel piyasalar konusunda şunu söyleyebilirim; kendini trader olarak tanımlayan dostlar eğer günlük enerjilerini yurt dışı piyasalara harcasa inanın çok daha fazla kazançlı çıkacaklardır. Küresel piyasalardaki getiri grafiklerini inceleyebilirsiniz. Örneğin Fed’in faiz indirimlerinden etkilenen ons altın son 1 yılda dolar bazında % 50’ye yakın getiri sağlamıştır.
Sizinle bir alıştırma yapalım; elinizde bir miktar para var ve doğru bir yere kazançlı bir yatırım yapmak istiyorsunuz. Araştırmaya başladığınızda, hele ki internetteki teyit edilmemiş binlerce veri önünüze düştüyse, birbiriyle uyumsuz birçok bilgiyle karşılaşırsınız ve kafanız iyice karışır. Nitekim bunların birçoğu hatalıdır, bir kısmı da bazı sektör mensuplarınca kasti olarak yanlış yönlendirmeyi amaçlamaktadır. Hemen aklımıza geleneksel yatırım yolları gelir; yani gayrımenkul, mevduat, döviz, altın, yatırım fonu, borsa (hisse senedi) ve otomobil gibi şeyler. Ancak bunların dışında bir çok yatırım alanı daha vardır. Burada önemli bir konu var; yatırım yapacağınız enstrümanı seçerken yolun sonunda bir çıkış stratejimizin de olması gerekir, bu çıkışı yaptığımızda şimdikinden daha iyi durumda olmamız gerekir ki paranızı oraya yatırabilesiniz. Örneğin vadesi ve getirisi baştan belli olan mevduat veya tahvil gibi ürünlerde vade geldiğinde ne durumda olacağımız şimdiden bellidir. Ancak bizim gibi hemen her gün iktisat politikalarının değiştiği, yüksek enflasyona ve istikrarsız finansal piyasalara sahip olan bir ülkede vade sonunda elinize geçen paranın kıymeti en başta hayal ettiğinizden çok farklı olabilir. Geçmişe göz atalım, hatırlarsanız 2023 yazında 4 ay içinde enflasyon %30 seviyesindeydi. Bu periyodun başında henüz enflasyon bu kadar yükselmemişken, 3 aylık vadeli mevduat yapmış olsanız, vadenin sonunda vade başına göre fakirleşmiş olacaktınız, yani ülkemizde yaptığınız yatırımın zaman değeri de söz konusudur. Örneğin geçen yıl yüksek fiyattan konut alanlar, zaman değerini dikkate almadıkları için zarar etmişlerdir.
Bir diğer önemli mesele de yaptığınız yatırımın, istediğiniz anda paraya çevirilebilmesidir. Diğer bir deyişle elinizdeki malı satmak istediğinizde, hemen alıcı bulabilmektir. Mevduat, Eurobond, yatırım fonları için böyle bir sorun yok, ama gayrimenkul için vardır. Özellikle de piyasanın durgun olduğu dönemlerde, istatistiklere yansıyan eder fiyatlardan konutunuzu elinizden çıkarmanız mümkün değildir, ki ehil olmayan emlakçılara itibar ederseniz konutunuzun gerçek fiyatında da yanılır ve uzun süre satamazsınız. Faizler bu yılın sonunda düşmeye başlayınca, özellikle emlakçılar ve bir çok insan “faizler düşüyor, emlak fiyatları da artacak” zannediyor, fiyatları şişiriyorlar, ama bence yanılıyorlar.
Yatırıma başlarken, bu paraya ne zaman yeniden ihtiyaç duyacağınız en fazla dikkate alınması gereken bir husustur. Bu konuda örnekleme yapmak istediğimizde, ülkemiz piyasalarının başında gayrimenkul piyasası geliyor. Sadece piyasanın durgun olması bir gerekçe değil, işlem maliyetleri yüksek, vergi var ve oranlarının artacağı konuşuluyor, aracılık faaliyetleri için yüklenilen maliyetler var. Ayrıca fiyatlar çok fazla spekülatif, piyasa simsarların elinde oluşturulmaya çalışılıyor, gelişmiş ülkeler gibi şeffaf biçimde oluşmuş bir emlak piyasamız yok, özetle piyasa profesyonellerin elinde değil ve asimetrik bilgi sorunumuz var. Nitekim çok rastlıyorum, yeterli bilgiye sahip olmayan bir çok kişi, satın aldığı gayrimenkulü, olması gerekenin üstünde bir fiyattan alıyor ve aynı Sitede Apartmanda yaşayanlarda evinin değerinin arttığını düşünüyor. Bu tür maliyetlerin etkisinin azalması için konut yatırımının uzun vadeli düşünülmesi gerekir. Bu arada konutun ciddi bir yatırım olması ve bu kadar yaygınca teveccüh bulması hem iktidarın bu alana bilinen nedenlerle önem vermesi, hem de gelişmekte olan ülke problemidir ve uygulanan ekonomi politikalarından direkt olarak etkilenir. Bu nedenlerin farkında olan bilinçli yatırımcı, yurtdışında konut yatırımına yönelmiştir.
Yatırım aşamasında yatırımcının psikolojisi ve bunu yönetebilme becerisi de önemli konulardan biridir. Konut uzun vadeli bir yatırım olduğu için psikoloji yönetimi daha kolaydır, örneğin fiyatları her gün izlemezsiniz. Hisse senedi yatırımı, psikoloji yönetiminin en zor olduğu yatırım türlerinden biridir. Sanırım sizde bir kaç tane ekranın başında grafikler üzerinden teknik analiz yapan kişileri görmüşsünüzdür. Bunların bir çoğu; olaylar olmuş bitmiş, fiyatlar çökmüş, sonra tekrar toparlamış, ama arkadaş çıkıyor “burada alsaydınız, bu kadar bekleseydiniz, şöyle bir getiriniz olurdu” vs gibi değerlendirmeler yapıyor. Bu tür zamanında yapılmayan ve önemli faktörlerin hesaba katılmadığı bir analiz maalesef eksiktir. Yatırım hesabının her gün eksiye gittiğini görmek hem yanlış kararlar almaya sebep olur (çünkü hangi kararın doğru olduğu da belli değildir), hem de insanın günlük yaşamını çok etkiler, onu stres altında bırakır, sosyal hayattan aldığı zevki azaltır.
Anlatmaya çalıştığım gibi farklı yatırım türlerinin kendilerine göre avantajları ve dezavantajları vardır ve hiçbir şey uzaktan görüldüğü kadar kolay değildir, kısa süreli alınan eğitimlerle de bu sorunlar giderilemez. Yaşananlardan sonra yapılan analizler ise, sadece bir savunmadır, gerçekle ilgisi yoktur.
Sonuç olarak her yatırım bir risktir, hiç bir kişi işin başında yüksek kazanç sağlayacağına asla emin olamaz, yaptığı sadece bir tahmindir ve tahminler eğer gerçek verilere dayanmıyorsa çoğunlukla tutmaz! Bizler kurumsal yatırım şirketlerinde çalışan, matematiksel yapay zeka modellerinden faydalanan profesyonel yatırımcılar değiliz. Sadece tasarruflarımızı değerlendirmeyi hedefleyen sınırlı bilgiye sahip, çoğu zaman spekülatif haberlere maruz kalan amatörleriz. Sadece finansal değil, eğer ekopolitik okuryazarlığınızı da geliştirirseniz aldığınız riski minimize eder, kazanç seviyenizi yükseltebilirsiniz, en azından zarar etmezsiniz.
Yorumlar