Felsefe ve insan hakları konusunda dünya çapındaki çalışmalarıyla bilinen Türkiye Felsefe Kurumunun Başkanı, Maltepe Üniversitesinde İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü ve İnsan Hakları Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yapan Prof. Dr. İonna Kuçuradi’nin bu alanda dikkat çekici çok önemli söylemleri var, bugünde bunları inceleyip düşünce dağarcığımızı geliştirelim ve mümkünse bunlardan etkilenerek davranışlarımızı değiştirelim.
“Hak ve çıkarlarımızı koruyoruz” deniyor. Bir şey çıkar ise hak değildir, hak ise çıkar değildir. Bunların farklılığını anlamak zorundayız.
Demokrasi olgun insanların istediği bir yönetim biçimidir, bu yapıda insanlar yoksa, orada otokrasi oluyor, Aristotales'in dediği gibi, sürünün egemenliği oluyor. Olgun insan, yurttaşlığın ne olduğunun farkında olan, ne düştüğünün farkında olan insandır.
Takıldığım kelimelerden biri ‘algı’dır, doğru-yanlış çok kullanılıyor. "Anladım, algıladım" anlamında kullanılıyor. ‘Algı’ duyularımıza yönelen bir şeydir, çoğunlukla da bizi yanıltmak için maksatlı üretilmiştir, oysa anlamak başka bir şeydir ve kişinin çabasını gerektirir, biz anlamakla fazla uğraşmıyoruz ve bizim çabamızı gerektirmeyen algıyı tercih ediyoruz.
Özgürlükçülük çok önemli, ama toplumda bu ‘canımın istediğini yaparım’ şeklinde yanlış anlaşılıyor.
Bütün fikirlere saygı, hayır efendim. Fikirler saygı konusu değildir. İnsanlar saygı konusudur. Fikirler değerlendirme konusudur ve eleştirilebilir. Ayrıca fikirle bilgiyi karıştırıyoruz, bilgiyle inancı da karıştırıyoruz. Bunların hepsi farklı farklı şeylerdir.
Sadece formal eğitim asla yeterli değil; anamızdan babamızdan gördüğümüz aile terbiyesi ve rastlantı sonucu iyi bir hocanın eline düştüysek ondan edindiğimiz ahlaki normlar, insani farkındalığımızı artırıyor ve bunlar insanın yaşamını çok fark ettiriyor.
Kişiyi düşündüreceksiniz, düşündürmek çok önemli. İnsanlar çoğunlukla duymak istediklerine yada duygularına uygun şeylere yöneliyorlar, siz eğer onlara farkındalık yaratan şeyleri uygun lisanla anlatırsanız düşündürebilirsiniz. Ben dinledikten sonra “Hiç böyle düşünmemiştim” denildiğini çok sık duyuyorum. Biz ne yapıyoruz ve ne yaptığımızın farkında mıyız, bu konularda düşünmek çok önemli.
Yasal olan herşey adil değildir. Yasal kısıtlamaların etkisi vardır, ama azdır. Önemli olan konulan kuralın adaletli olmasıdır.
İnsan haklarını hep pasif bir şey olarak düşünüyoruz, halbuki hak meselesi bir 'elde etme'dir, yani çaba gerektirir. İnsan haklarını ‘hukuk’ olarak değil, önce ‘etik’ olarak doğru anlamalıyız. Hukuk oradan türemeli. Bir dönem bakanlıkta İnsan Hakları Eğitimi Başkanlığı yapmıştım; memurların siciline ‘insan haklarını’ da koymuştum, yani insan haklarına dikkatini, duyarlılığını. Hâlen uygulanıyor mu, nasıl uygulanıyor bilmiyorum.
Şunu öğretemiyoruz çocuklarımıza; kendini tutmayı, kendine hakim olmayı. Çok küçük yaşlardan başlayarak, onlarını buna yönelterek düşündüreceksiniz. Çocuklar dinliyor, ama anne babaların dinlemesi daha zor.
Ufak şeylerden umudunuzu yitirmeyin, umudu ufak adımlardan bekleyin, umudunuzu asla yitirmeyin. İnatla umutluyum. Şu anda iki yıl felsefe dersi var okullarda, ama ne okutuluyor, nasıl okutuluyor? Yalnız ders koymak yetmiyor. Bir konuda elimden geleni yapmaya çalışıyorum, ama vazgeçmiyorum, olmuyorsa da olmuyor diyorum. Vazgeçmeyeceksiniz. Umuttan vazgeçmemeli, çünkü arada umut veren şeyler de oluyor.
Hep politikacılara yükleniyoruz, ama onlar da bizden birisi, onları eleştirdiğimizde aslında kendimizi eleştiriyoruz. Hırsı olmayan politikacı olamaz, ama donanım da önemli, bu konuda toplum kendisinin aynasını tercih ediyor, sonra da yakınıyor.
İslami değerler, Hristiyan değerleri diye birşey yoktur, sadece değerler vardır. İnanç ve ahlak’ın bu kadar karşı karşı getirilmesinden dolayı bir tartışma var, halbuki bunlar farklı şeylerdir. İnançlar psikolojiktir, bilgisel değil. Asıl yapmamız gereken bilgiye dayanmaktır.
Doğru şeylere yönelmiyoruz, çünkü bu çaba istiyor, çoğunlukla bize hap olarak sunulan şeylere ilgi gösteriyoruz. Okumuyor ve araştırmıyoruz, ama algı yönetimiyle elde ettiğimiz şeylerle çok bilgili olduğumuzu düşünüyoruz. Her şey sorgulanabir, birden inanmadan sorgulanmalıdır da, ama bunu hastalık hâline getirmemek şartıyla. Yapıp ettiklerimizde elbette değer farkı vardır, ancak doğru değerlendirmeyi yapmak lazım.
Baktığını göremiyor insanlar; çünkü bu çaba istiyor, baktığını görmeyi öğretebilmeliyiz. Bir şeyi görmeye yardım etmek gerekiyor. Oysa birisi bir reçete verecek, ona göre yapacağız, hep bu bekleniyor.
Umursamamak hak değil, ama umursamayabilirsiniz, bu doğaldır.
‘Medeni ilkellik’ tabiri var, bu tabir kendi içinde çelişki taşır. Bu, tam da durumumuzu açıklıyor. Mesela teknoloji insanlığın yararına kullanılmalıdır, ama insanları öldürmek için kullanılan teknoloji medeniyetin ilkelliğidir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra silahsızlanma benimsenmişti. Ama şimdi silahlanma yarışına girdik yine.
İnsanlar şiddete, ailelerinden ve yaşadıkları toplum içinde fazlasıyla gördükleri için ve üzerinde etki yapacağını düşündükleri için başvuruyor. Toplumumuzda bu nedenle şiddet kültürü oluşmuş durumda. Mesela anneler oğlunu 'Aslanım' diye yetiştiriyor. Kültürel bir şey. Bir dönem 10 cezaevi dolaştım, çok şey öğrendim. Cezaevlerinde kadın koğuşlarında yalnızca kocalarını öldürmüş kadınlar vardı. Başka yol bulamıyor. Kendini tutamamak ve duygularına hakim olamamak çok yaygın. Öldürüyor, sonra birçoğu da arkasından intihar ediyor.
Doğru değerlendirme nasıl yapılabilir, bu felsefenin en başta vereceği şeylerdendir. Ezbere değerlendirme ile yanlış değerlendirmeye (bu ikisi de birbirinden farklıdır) karşı doğru değerlendirmeyi nasıl yapabileceğimizi öğretmeli, öğrenmeliyiz.
Bilginin çeşitleri vardır. Türkçede enformasyona da bilgi deniyor, halbuki enformasyon yorum içerir, belli bir maksatla üretilmiştir. Bilginin bir nesnesi vardır, ama normların nesneleri yoktur.
Bir şeyin değeri anlamındaki değerle, ‘değerler’ aynı şey değildir, bunlar da karıştırılıyor. Bir şeyin değeri derken, benzerleri arasındaki özelliğidir. Bu doğru olabilir, yanlış da olabilir. Mesela bir eylemin değeri, neyi koruyor, neyi güme gönderiyor; yani değerli olabilir, değersiz olabilir. Doğru eylem, en az değer harcayandır. Etik değerler ise dürüstlük ve güvendir. Bunlar kişi özellikleridir. Saygı nedir? Güven nedir; bunların anlamını bilen insan, yapılmaması gereken şeyi asla yapmaz.
Vicdan diye bir şey var; ama onu neyle beslerseniz ona göre davranıyor. Onu değer bilgisiyle beslerseniz doğru yere götürür, ama toplum içinde oluşmuş değer yargılarıyla beslerseniz yanlış yere götürebilir. Değer yargılarımın olmamasına çalışıyorum. Değerlerim var, ama değer yargılarım yok. ‘Büyüklerin karşısında bacak bacak üstüne atıldığında ayıptır, bu söz değer yargısıdır’ diye derste söylediğimde öğrenciler bacaklarını indiriyor. Oysa ben onu doğru diye söylemiyorum, bu bir değer yargısı. Yani değer yargısı olumsuz bir şeydir benim kafamda. Toplumsal/ kamusal yararla oluşan bir değer yargısı yararlı olabilir, ama değer yargısı tesadüfen iyi olabilir. “İyidir veya kötüdür” dediğinizde bu bir değer yargısıdır. ‘Değer’ ise dürüstlük ve güvenilirliktir. Dürüstlük, insanın yaptığıyla istediğinin aynı şey olmasıdır. Saygı, sevgi, güven; yaşantı tortularıdır.
Mutlu muyum, benim öyle bir sorunum yok, insanların da olmamalı, çünkü bunlar sürekli ve somut şeyler değil. Mutlu muyum değil miyim bilmiyorum, ihtiyaç da duymuyorum. Tanımını yapmak ihtiyacını duymadım, yapmadım da şu ana kadar. Bir şikâyetim yok. Benim derdim; sağlıklı ve huzurlu bir toplum içinde yaşayabilmek!
Sevgili dostlar filozof Prof. Dr. İonna Kuçuradi’nin bu kıymetli sözlerini okuduktan sonra, topluma faydalı iyi bir insan olabilmek için, duyusal farkındalığımızı artırmak ve sanırım biraz da bunları okuduktan sonra sadece durup uzunca bir süre düşünmek gerekiyor.
Yorumlar