WhatsApp
Advert
Advert

Ramazan Sözlüğü: “ Fecir “

Yayınlanma Tarihi :
author

Şükrü KABUKÇU Manisa İl Müftüsü

Ramazan Sözlüğü: “ Fecir

15 Ramazan 1447 / 5 Mart 2026

Arapça’da “yarmak, bir şeyi iki parçaya ayırmak, açığa çıkarmak, suya yol vermek” gibi anlamlara gelen fecir (fecr) isim olarak güneşin doğmasından önceki tan yeri ağarmasını ifade eder.

Türkçe’de “şafak sökmesi, gün ağarması, sabahın alaca karanlığı ” denilen bu olay, gece ile gündüzü birbirinden ayırdığı veya gündüz aydınlığını ortaya çıkardığı için fecir diye adlandırılmıştır.

Fecir vakti fıkıhta, özellikle sabah namazının vaktinin girdiğini veya sahur vaktinin bitip oruç tutma (imsak) zamanının başladığını bildirmesi açısından önem taşıdığından dinî literatürde bu vaktin tanım ve belirlenmesinin ayrı bir dikkatle ele alındığı görülür.

Kur’an’da fecir kelimesi, oruç ve namazla ilgili bazı dinî hükümlerin bildirilmesi (el-Bakara 2/187; el-İsrâ 17/78; en-Nûr 24/58), yemin (el-Fecr 89/1) ve Kadir gecesinin fazileti (el-Kadr 97/5) gibi münasebetlerle beş âyette geçmektedir.

Bu âyetlerin hepsinde fecir, örfen yaygın kullanımına da uygun olarak “tan yeri ağarması, şafak vakti” anlamını taşımakla birlikte fecir vaktinin başlama ve bitiş sınırıyla ilgili olarak âyetlerde bir açıklama yer almaz. Ancak bunlardan oruçla ilgili âyette, “Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı) siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın” (Bakara2/187) cümlesiyle fecir vaktinin başlangıcına işaret edilmiştir.

Kaynaklarda, bu âyetin önce, “Beyaz iplik siyah iplikten ayrılıncaya kadar yiyin, için” kısmının nâzil olduğu, bazı sahâbîlerin âyeti zâhirî ve lafzî mânasına hamlettiği, Hz. Peygamber’in ise siyah ve beyaz iplikle ilgili olarak, “Biri gecenin karanlığı, diğeri gündüzün aydınlığıdır” şeklinde bir açıklama getirdiği, daha sonra da âyetin “mine’l-fecr” kısmının nâzil olarak âyetteki kısmî kapalılığın giderildiği rivayetleri yer alır (Buhârî, “Tefsîr”, 2/28; Müslim, “Ṣıyâm”, 34-35; Cessâs, I, 284; İbn Kesîr, I, 319).

Fecir vaktinin namaz ve oruçla ilgili mükellefiyetleri belirleyecek tarzda tespiti Hz. Peygamber’in söz ve uygulamalarına dayanır.

İslâm hukukçuları hadislerdeki bu ifadelerden hareketle fecri “ fecr-i kâzib, fecr-i sâdık” veya “birinci fecir, ikinci fecir” şeklinde ikiye ayırarak açıklamışlardır.

Fecr-i kâzib, sabaha karşı doğuda tan yerinde ufuktan göğe doğru dikey olarak yükselen, piramit şeklinde, samanyolu ışığına benzeyen akçıl ve donuk beyazlıktır.

Fıkıh literatüründe buna “uzunlamasına beyazlık” (beyâz-ı müstatîl) denildiği gibi Araplar arasında “kurt kuyruğu” (zenebü’s-sirhân) veya “yalancı sabah” (es-subhu’l-kâzib) olarak da anılır.

Fecr-i kâzib gecenin bir bölümü kabul edildiği için ayrıca dinî bir hükme konu teşkil etmez. Bu geçici beyazlıktan sonra yine kısa bir süre karanlık basar. Ardından da ufukta yatay olarak boydan boya uzanan, giderek genişleyip yayılan fecr-i sâdık aydınlığı başlar.

Fıkıh literatüründe bu ikinci fecre “enlemesine beyazlık” (beyâz-ı müsta‘razî) denilmesi, fecr-i sâdık beyazlığının doğu ufkunda tan yeri boyunca yayılarak genişlemesi sebebiyledir. Sabah namazının vaktinin girmesi, sahurun sona erip orucun başlaması gibi dinî hükümlerde esas alınan bu ikinci fecirdir

Nitekim Hz. Peygamber, “İki çeşit fecir vardır. Kurt kuyruğu gibi olan fecir herhangi bir şeyi ne helâl ne de haram kılar. Ufukta genişliğine yayılan fecre gelince işte sabah namazı o vakitte kılınır, sahur yemeği de o vakitte haram olur” (Dârekutnî, II, 165) derken iki fecir arasındaki bu farka dikkat çekmiştir.

Bununla birlikte fecr-i sâdıkın, ufukta beyazlığın enlemesine yayıldığı vakit mi, yoksa bu beyazlıktan sonra ufukta kızıllığın yayılması vakti mi olduğu, gerek hadislerde (Tirmizî, “Ṣavm”, 15; Ebû Dâvûd, “Ṣavm”, 17) gerekse sahâbe ve tâbiîn söz ve uygulamasında yer alan farklı ölçü ve ifadeler sebebiyle İslâm hukukçuları arasında tartışılmıştır.

Not: Kültürümüzde fecir kavramı önemlidir. Özellikle zor zamanlarda “fecir yakındır” deriz. Veya karanlığın en yoğun olduğu zaman fecrin yakın olduğu zamandır, deriz. Fecir, güneşin müjdecisidir. Aydınlık ve güzel günlerin habercisidir. Yazımızı rahmetli Sezai Karakoç’un “Fecir Devleti” şiirinden bir bölümle bitirelim.

Çağırdığım fecirde yoğrulacak yapı

Dumanlar içinde

Alevler içinde bir Şeyh Galibtir, ustası

Taş-ses mercan kitap doğurgan yara

Fırtına öncesi bir uygarlık

Dumanlar alevler kan içinde bir usta

Ve horoz çamaşır çarşambalar

Hayaletler mi

Bir tarihe hayalet dedin

Ölüm nerede o ölüm ki

Ters çevrilen dedeninki

Karanlıkta bir yanan bir sönen yüz çizgileri

Ne işçi ne usta ne mimar çizgileri

Yorgun hayır anlamamış

Hz. İsanın dağ vaazındaki

Dinleyiciler mi

Hayır bu bir iftira havariyuna

Korkunun arasından sıyrılan zekâlarıyla

Sesleriyle yıkan Romayı

Kılıçlar kıran yürekleriyle

Havariler, onlar mı inkâr ettiler

Siz mi inkâr ettiniz onlar

Horoz üç kere ötmeden şafakta

Ve Şeyh Galib,yeniden iş başında şafakta

Yeni dünyanın ilk ustalarından

Benim dünyamın muştucularından

Alev duman kan ve gül içinde

Leylâk, kadından düşen şafak

Ve kadın, anneden çocuğa akan

Bir şelâle belki, dünya kayalıklarından

Ta… cennete dökülecek

Ve kutsal dağların önünde eridiği kutlu ekmek

Güneşi çapalayan çiftçi

Dağı memnunluğundan boynuzlayan öküz

İşte böyle bir tarlanın ufkunda

Mermerden düzgün orduların göz ucunda

Bir yapı doğrulacak

Kim doğuracak geceden artarak

Kaynayan tarih akrebinin azabından gazabından kalarak

Mercan kitap ve doğurgan yara

Bütün umudum bu paravanada

Bu yere serilmiş kemiklerin

Lime lime olmuş etlerin

Bu harap ev iskeletlerinin

Çalı çırpı çevirmelerin

Kuş artığı seslerin

Kuş artığı

……………….

……………….

 

 

 

 

 

begendim
1
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar