Ramazan Sözlüğü: “ Kaza ve Kefâret “
19 Ramazan 1447 / 9 Mart 2026
Kaza, vakti içinde yerine getirilmeyen bir ibadetin, daha sonra ifa edilmesi anlamında fıkıh terimidir.
Kefâret ise, dinin belirli yasaklarının ihlâli durumunda yapılması istenen malî veya bedenî ibadet olarak tarif edilmiştir. Hastalık, yolculuk, hayız, nifas vb. meşrû mazeret sebebiyle ya da kasten ramazan ayından bir gün veya daha fazla oruç tutmayan kimselerin bunları kazâ etmeleri gerektiğinde fakihler arasında görüş birliği bulunmaktadır.
Kefâret, adak ya da başlandıktan sonra bozulmuş olan nâfile oruçların da kazâsı gereklidir. Şâfiî âlimleri, başlandığı halde tamamlanmamış olan oruçların kazâsının gerekli olmadığı görüşündedir.
Kefâret konusu, dinî bir kuralın çiğnenmesinin toplum ve kul hakkına ilişkin sonuçlarını değil Allah hakkına ilişkin uhrevî sonuçlarını telâfiye, işlenen günahın Allah tarafından affedilmesini talebe yönelik bir imkân ve yükümlülük olduğundan mahiyeti itibariyle dinin ibadetler alanına giren ve taabbüdî nitelik taşıyan (dinin ancak naklî delille bilinebilen) hükümleri arasında yer alır.
Oruç Kefâreti: Kur’an’da yer almayıp Hz. Peygamber tarafından vazedilen oruç bozma kefâreti, herhangi bir mazereti bulunmaksızın ramazan orucunu kasten bozan kimseye gereken kefâreti ifade eder.
İslâm’ın beş temel şartından biri olan oruç ibadetini yerine getirmekte zorlanan kimselere bir dizi kolaylık ve ruhsat getirilmiş, ayrıca kasten oruç tutmayan veya başladığı orucu meşrû bir mazerete binaen bozan kimseye de tutulmayan orucu kazâ etmesi imkânı tanınmıştır.
Bu ruhsat ve imkânlardan sonra başladığı ramazan orucunu hiçbir mâkul ve haklı görülebilir sebep yokken bilerek ve isteyerek bozan kimsenin durumu ağır bir kusur ve suç kabul edilmiş, böyle kimselere, bu hatalı davranışlarından dolayı Allah’tan af dileyebilmeleri için biri yine oruç cinsinden olmak üzere üç tür ibadetten biri kefâret olarak öngörülmüştür.
Orucu kasten bozan kimse için öngörülen kefâretin ceza yönü ağır basar. Bu kefâreti gerektiren sebep ise ramazan orucunu eda eden kimsenin orucu kasten ve isteyerek bozmasıdır.
İkrah, hata, unutma gibi kasıtlı olmayan durumlar kefâreti gerektirmez Ramazan orucunu kasten bozan kişinin kefâreti için ise iki ay aralıksız oruç tutması gerekir.
İnsan, kefâretin en azından yaratana karşı hesap vermeyi değil de azaba uğramayı ortadan kaldıracağına inanır. En geniş manası ile kefâret, tevbe içinde düşünülebilir. Çünkü her ikisinde de pişmanlık ve bir daha günah işlenemeye dair kesin karar vardır.
Kefârette mükellefin yapmaya mecbur tutulduğu fiiller, günahtan duyulan pişmanlığa ilave edilir. "Tevbe edip pişman olan, günahın kendisi ile sevdiği şey arasında bir engel olduğunu bilir". Müslüman kişi hiçbir günahı basit ve küçük saymaz. Bu, Hz. Peygamber tarafından şöyle açıklanmıştır: " Mümin; günahını, dağın altında otururken üzerine düşecek olan bir kaya gibi görür. Günaha dadanmış kişi ise günahını; burnuna konmuş, ona bir şey söylediğinde uçacak bir sinek gibi görür. (Buhârî, "Deavât", 4)
Yorumlar