Ramazan Sözlüğü : “ Mahya “
10 Ramazan 1447 / 28 Şubat 2026
Özellikle ramazan aylarında birden fazla minareli camilerin iki minaresi arasına kurulan ışıklı yazı veya resim panosu.
Farsça mâh “ay” isminden Arapça -iyye ekiyle oluşturulmuş Osmanlıca mâhiyye (aylık, aya mahsus) kelimesinin günümüz Türkçe’sindeki şeklidir. Receb, Şâban ve Ramazan aylarının halk arasında adları verilmeden sadece “üç aylar” olarak anılması gibi mahya da yine adı verilmeden “ramazan ayına mahsus” anlamını kazanmış olsa gerektir.
Çünkü bu uygulama bazı özel durumlar hariç yalnız ramazan ayında yapılmaktadır. Ancak kelimenin açıklanan anlamı kazanmasında Arapça mahyâ (Hz. Peygamber’e salâtüselâm getirilen meclis; zikir meclisi) kelimesinin de etkisi olduğu şüphesizdir. Çünkü gerek kelimeler arasındaki ses benzerliği, gerekse “leyletü’l-mahyâ” denilen mübarek gecelerde zikir meclisi kurulan camilerin alışılmışın üstünde kandillerle donatılmasının, hatta mahya tekniğine benzer usullerle süslenmesinin bir rastlantı olması uzak bir ihtimaldir.
Aynı zamanda teknolojinin çok yaygın olmadığı zamanlarda özellikle kalabalık şehirlerde ramazanı hatırlatan ve manevi bir coşkuya sebep olan uygulamadır.
Bu uygulamanın bir amacı da herhalde Ramazan ayını hissettirmektir. İnsan gördüklerinden ve duyduklarından etkilenir. Günümüzde de öyle değil mi? İlgili ilgisiz birçok konu önümüze düşüyor. Ve ister istemez aklımızda kalıyor. Eskiler de kendi dönemlerinde Ramazan ayını daha iyi hissettirmek için ortaya koydukları çalışmalardan birisi de budur.
Gül BEZCİ “Osmanlı Toplumunda Ramazan Kültürü “ adlı çalışmasında Mahya konusunda şu bilgileri vermektedir:
“ Ramazan gecelerinde Selâtîn câmîlerde iki minare arasına gerilen ipler üzerine, kandillerle yazılan yazı veya yapılan resim anlamına gelen “Mahyâ”, Osmanlı Ramazanlarının vazgeçilmez geleneklerinden biriydi. Osmanlıʹda ilk mahyânın ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmemektedir. Mahyâ hakkında araştırmalar yapan Süheyl Ünver, Osmanlıʹda mahyânın ilk olarak I.Ahmet döneminde Fatih Câmî müezzini Hattât Hâfız Ahmed Kefevî tarafından 1614 yılında kurulduğunu anlatmaktadır.
Ancak XVI. yüzyılın sonlarında 1578-1581 yılları arasında İstanbulʹda bulunan ve Ramazan ayını yaşayan ve eserinde anlatan Solomon Schweigger, anılarında şunları aktarır: “Bu ayda iki minare arasına bir ip gerilir. Buna bağlanan kısa ve uzun başka iplere kandiller asılır ve böylece dolunay ya da hilâl doğmuş gibi bir görüntü oluşturulur. Bu şekilde asılan iki yüz veya daha fazla kandille başka şekiller de yapılır. Çok görkemli görüntüler meydana getirilir.
Osmanlıda Ramazan ayında Selâtîn câmîlerinde mahyâ yapılmaya başlanmasının yaygınlaşması III Ahmed döneminde başlamıştır. 1133 den 1721 yılına kadar Ramazan ayında sadece Süleymaniye, Sultan Ahmet ve Bahçekapı Vâlide Sultan câmîlerinde minareler arası boşluğu müsait olduğundan dolayı mahyâ kurulmuştur. Diğer câmîlerde ise mahyâ o zamana kadar yoktur. Anadolu Kadıaskeri Feyzullâh Efendiʹnin uğraşlarıyla ve Üsküdar halkının yoğun isteği 1721 senesi Ramazan ayının on sekizinci gecesi Üsküdar Vâlide Sultan Câmîne “Elhamdülillâh” yazılı özel bir mahyâ kurulmuştur.
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa 1722 yılında yayınladığı bir emirle de İstanbul’da bulunan bütün Selâtîn câmîlerinde mahyâ kurulmasını istemiştir. Bu emirle Eyüp, Sultân Selîm, Sultân Mehmed, Sultân Bayezid, Ayasofya ve Şehzâde câmîlerinde de Ramazan ayında mahyâ kurulmaya başlanmıştır.
Mahyânın sadece Selâtîn câmîlerinde yapılmasına fermân buyrulmasının sebebi; mahyânın iki minare arasına kuruluyor olması ve sadece Selâtîn câmîlerinde iki minare bulunmasıdır. Osmanlıda hânedân mensupları dışında kimseye iki minareli câmî yaptırma izni verilmezdi. Selâtîn câmîlerinde mahyâ kurulmasına fermân çıktığı zaman Eyüp Câmînin minareleri arası mahyâ kurulamayacak kadar kısa, Üsküdar Mihrimâh Sultân câmînin de tek minareli olduğundan bu iki câmîye mahyâ kurulmaya uygun ilavelerin yapılmıştır.
Farsçada ay manasına gelen “mah” kelimesinden türediğini ve aylık, Ramazan ayına mahsus şey manasına geldiğini kabul etmek gerekir. Hayy, hayat, ihya kelimeleriyle aynı kökten olan Arapça ‘mahya’ ise zikir meclisi, zikirle geceyi ihya etmek manasına gelir.
Câmîlerde mahyâ hazırlığı, minareler arasına mahyâ halatı çekmek suretiyle Ramazandan on beş gün evvel başlar ve Ramazanʹın birinden on beşine kadar yazı, bundan sonra resim olmak üzere kurulurdu. Mahyâları kurmak için evvela büyük bir kağıt üstüne iki minare arasındaki mesafeye göre bir ufkî bir çizgi çizilip bunun alt tarafına yazı yazılır. Sonra bu yazının harfleri üzerine münasip ve eşit aralıklarla noktalar konur. Bu noktalar kandillerin asılı bulunacakları yerlerdir. Bundan sonra bu noktalardan yukarı taraftaki ufkî çizgiye birer hat çekilir. Önce bu çizgilerin boyları ölçülür ve her biri için o boyda bir ip hazırlanır. Sonra bu iplerin bir ucuna bir makara ve diğer ucuna bir kandil kutusu bağlanır. İpler bu suretle hazırlandıktan sonra resimde her kandil ipinin yazıdaki haline göre birbiri arasındaki mesafeyi tam bir şekilde ölçülerek o mesafelere düzgün bir uzunlukta iplerle makaralar birbirine bağlanır. Böylelikle mahyâ kurulmuş olur. “
Kültür değerleri birbirleri ile bağlantılıdır. Ramazan ayında da tarihimizde farklı birçok uygulamalar vardır. Bunların tamamını günümüze aktarmak elbette ki mümkün değildir. Zaten gerekli de değildir. Ancak Ramazan ayı gibi özel bir zaman dilimini topluma hissettirmek, gençlerin ve çocukların zihinlerinde güzel bir iz ve hatıra bırakmak için de yenilikler yapmak gerekmektedir. İnançtan kaynaklanan kültür değerleri birbirini olumlu etkiler. Yani bir kültür değeri tek başına ayakta durmaz. Her toplum kendi inanç değerlerini pratik hayata aktarmak için değişik yollar aramışlardır. İbadetin özünü bozmadan ve değiştirmeden bunu yapmak esastır. Mesela, teravih vakti Ramazan Eğlencesi adı altında yapılan etkinlikler gibi. İbadetlerden kaynaklanan değerleri günümüze aktarmak yaşayan Müslümanlara ait ortak bir görevdir. Bunu sağlamak içinde özellikle sanat çalışmalarına ciddi yatırım yapmak ve özellikle gençlerin bu konuda önünü açmak gerekir.
Yorumlar