WhatsApp
Advert
Advert

Ramazan Sözlüğü: “ Oruç “

Yayınlanma Tarihi :
author

Şükrü KABUKÇU Manisa İl Müftüsü

Ramazan Sözlüğü: “ Oruç

2 Ramazan 1447 / 20 Şubat 2026

Oruç kelimesi, sözlükte “bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak” anlamına gelen Arapça savmın (sıyâm) Farsça karşılığı olan rûze kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir.

Oruç, Allah’a kulluk niyetiyle tan yerinin ağarmasından güneş batana kadar kişinin kendisini yeme-içme, cinsel ilişki ve orucu bozan diğer şeylerden alıkoyduğu ibadettir. 

Oruç İslam dışında diğer dinlerde de yer alan bir ibadettir. Diğer dinlerde uygulanma şekli farklı olsa da oruç ibadeti, temelde nefsin dizginlenmesi esasına dayanmaktadır. Konumuzla alakalı olarak Bakara Suresi’nin 183. ayetinde “Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı” buyurulmaktadır.

Oruç ibadetinin rüknü imsaktır. Her ibadet gibi oruç ibadetinin de öğrettiği ahlaki değerler vardır. Haddini / sınırını bilmek, zayıf olduğumuzu anlarız. Oruç, kişilik ve kimlik ilan eder, karakter eğitimini bize öğretir.

Oruç, ötekini anlamak, Hikmet eğitimi, merhamet eğitimi olan Ramazan, oruç, hürriyet ve hür irade, birlikte ele alınması gereken kavramlardır.

İrade, insanı diğer canlılardan ayıran en temel faktördür. Kur'an-ı Kerim’de dağlara tevdi edildiği söylenen ancak, dağların üstlenmekten kaçındığı, fakat insanın bilerek yüklendiği emanet, iradedir.

İrade, veraset yoluyla nesilden nesile intikal eden bir değer olsa da değişmeye ve değiştirilmeye müsaittir. İnsanı insan yapan iradedir.

Ancak, insanda en çok müdahalelere maruz kalan da yine iradedir.

İrade bu müdahalelerle ya zayıf düşer esir olur, ya da kudretle birleşir hakim olur.

İrade vardır bütün dünyaya yön verir; irade vardır basit bir duyguya esir olur. Oruç ibadeti, insan hürriyeti ile çok ilişkili bir ibadettir.

Yemeyi, içmeyi bırakmanın hürriyetle ne gibi bir ilişkisi vardır, diye insanın aklına bir soru gelebilir. Onun için öncelikle hürriyet kavramı üzerinde durmak, oruç ibadeti ile insan hürriyeti arasındaki ilişkiyi anlamaya yardımcı olacaktır. 

İslam bilginleri, hürriyeti cismani veya bedeni hürriyet, medeni veya siyasi hürriyet, ahlaki ve vicdani hürriyet diye üç kısımda mütalaa etmişlerdir.

Cismani hürriyet, bedenin ve azalarının hiçbir engel ve zorlamayla karşılaşmaksızın istenildiği gibi kullanılmasıdır. Bu, hürriyetin en basit şeklidir.

Doğuştan veya sonradan elde ettiği bütün haklara sahip olan kimseye hür denilir ki, hürriyetin bu şekline de medeni hürriyet denir. Siyasi hürriyet de buna taalluk eder ve medeni hürriyeti temin eden hak ve yetkilerden ibarettir.

Hürriyetin üçüncü şekli, ahlaki ve vicdani hürriyettir ki, bu irade hürriyeti demektir. İnsanın, nefsinin isteklerine boyun eğmemesi anlamındaki hürriyettir.

Fikir ve vicdan hürriyeti ile akli hürriyet de irade hürriyetinden başka bir şey değildir. Sıralama sondan başa doğrudur. Kısaca, ahlaki ve vicdani hürriyet olmadan siyasi ve medeni hürriyet olmaz. Bu ikisi olmadan da cismani ve bedeni hürriyet olmaz. Onun için caddelerde ve sokaklarda özgür olduğunu sanan nice insanlar vardır, ama gerçekte hür değildirler.

Yine hapislerde ve zindanlarda nice insanlar vardır, ama gerçekte hürdürler. Kuyuda olduğu halde Hz. Yusuf kadar hür bir insan var mıdır? Hapiste olduğu halde Hz. Yusuf kadar hür bir insan var mıdır?

Dolayısıyla irade hürriyeti, bütün hürriyetlerin başında gelir. Çünkü bütün hürriyetleri korumak için hür ve kudretli bir iradeye ihtiyaç vardır.

İslam literatüründe hürriyetin bambaşka bir anlamı vardır.

Hürriyet, başıboşluk demek değildir. Sorumsuzluk demek değildir.

İnsanın, sadece başkasının köleliğinden, başkasının emir ve direktiflerine göre yaşamasından kurtulması demek de değildir.

Uykusunu rahatlıkla feda edebilen, yeme-içme gibi en tabii arzularına zaman zaman gem vurabilen bir insan, kendi hürriyeti adına çok daha aktif hareket edebilir.

 Açlık ve susuzluğu gidermek gibi şeyler insanın en tabii haklarıdır. Ancak bazen insanlar, bu haklarına sahip olmak için kendilerini insan yapan tüm değerleri feda edebiliyor, hatta en büyük kıymeti haiz hürriyetten bile vazgeçebiliyor.

 İslâm'ın, Kur'anî noktada insana kazandırmak istediği hürriyet, -elbette başkasının köleliğinden, egemenliğinden ve hegemonyasından kurtulmak, özgür olmak da çok önemli bir hürriyettir- öncelikle insanın kendi heva ve arzularına kul ve köle olmaktan kurtulması anlamındaki hürriyettir.

Aslında İslâm'ın bütün ibadetlerinin gayesinde bu hürriyet vardır. Ama bu hürriyet, oruçta daha fazladır. Çünkü oruç ibadetinde hayatın bir parçası olan, olmazsa olmaz olan yeme-içme gibi insanın en tabii ihtiyaçlarını biraz askıya almak vardır. Yani burada insanın "Ben Yaratıcının bu noktadaki emrine uyuyorum" deyip yeme-içmeyi kesebilmesi insana apayrı bir hürriyet kazandırmaktadır.

İşte, irade hürriyeti ile oruç ibadeti arasında bu anlamda bir ilişki vardır. Onun için Ramazan mektebinin gayesini çok iyi anlamak lazımdır. Oruç ibadetinin asıl gayesi; insana, eğitilmiş ve kendi beşeri arzularının egemenliğinden kurtulmuş hür bir irade kazandırmaktır.

Bu itibarla orucun fıkhı / şekli boyutu ile ahlaki boyutunu ihmal etmemek gerekir.

Bu programın, Allah tarafından konmuş ve orucu oruç yapan en önemli üç maddesi vardır: Bunlar, iftar vaktine kadar yemeyi, içmeyi ve bir takım cinsel arzuları bir tarafa bırakmaktır.

Ağızdan kötü söz çıkmaması, boş yere münakaşa yapılmaması, başka insanların kalplerinin kırılmaması, Hz. Meryem'in orucu gibi oruç tutmak... olarak sıralanabilecek bir takım maddeler de bizzat Hz. Peygamber tarafından programa dahil edilmiştir.

 

 

 

 

begendim
1
Begendim
bayildim
1
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar