Ramazan Sözlüğü: Ramazan Bayramı / Iyd-ı Fıtır ( Fıtrat Bayramı )
1 Şevval 1447 / 20 Mart 2026 Cuma
“ Arınan ve Rabbinin adını anıp, namaz kılan kimse mutlaka kurtuluşa erer.“ (A’la, 87/14-15)
Bugün bayram. Öncelikle bizleri ramazan bayramına eriştirdiği için Rabbimize hamd ediyoruz, şükrediyoruz. Bayramlar esasında her toplum için önemlidir.
Bayram kelimesinin Arapça’sı, sözlüklerde “âdet halini alan sevinç ve keder; bir araya toplanma günü” anlamlarıyla karşılanan îddir (el-ʿıyd/العيد).
Bu kelimenin aslının ise ʿıvd (عود) olduğu ve “tekrar dönmek” anlamını taşıdığı bilinmekte ve bu durum İbnü’l-A‘râbî ve Zebîdî gibi lugatçılar tarafından, “çünkü o her yıl yeni bir sevinçle döner” şeklinde yorumlanarak mevsimlerin dönmesine bağlanmaktadır
Biz Müslümanların iki büyük bayramı var: Ramazan ve Kurban bayramları. Bayramlar sevinç günleridir. Ramazan bayramında bir ay oruç tutarak rablerinin rızasına uygun davrananlar bayramı öncelikle hak etmişlerdir.
Oruçtan mahrum kalanlar bayramı hak etmiyor mu? Elbette böyle bir şey söyleyemeyiz.
Ama arzu ederiz ki her Müslüman kardeşimiz orucunu tutsun ve bu manevi şölende yerini alsın. Bu hali en iyi tercüman olan herhalde şair Yahya Kemal’dir. Şöyle der:
Tenhâ sokakta kaldım oruçsuz ve neş'esiz.
Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı
Hadsiz yaşattı rûhuma bir gurbet akşamı.
Bir tek düşünce oldu tesellî bu derdime;
Az çok ferahladım ve dedim kendi kendime:
"Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür;
Madem ki böyle duygularım kaldı, çok şükür."
Bayramların kaynağı: Medine’ye hicret ettikten sonra, bura sakinlerinin İran’dan alınma Nevruz ve Mihricân bayramlarını kutladıklarını gören Hz. Peygamber, “Allah sizin için o iki günü daha hayırlı iki günle, ramazan ve kurban bayramlarıyla değiştirmiştir” (Müsned, III, 103, 235, 250; Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 239; Nesâî, “Ṣalâtü’l-ʿîdeyn”, 1) meâlindeki hadisiyle İran menşeli bu iki bayramın kutlanmasını yasaklamıştır.
“Bu günümüzde yapacağımız ilk şey namaz kılmaktır” (Buhârî, “ʿÎdeyn”, 3; Müslim, “Eḍâḥî”, 7) meâlindeki hadise dayanarak ramazan ve kurban bayramlarının bayram namazının kılınmasıyla başladığını söylemek mümkündür.
Bununla birlikte kurban bayramına ait arefe gününün ayrı bir fazileti vardır; çünkü haccın en önemli rüknünü oluşturan vakfe bu günde yapılmaktadır.
Bir hadiste de bayram gecelerini ihya etmenin ayrı bir fazileti olduğu ifade edilmiştir (İbn Mâce, “Ṣıyâm”, 68).
Kurban bayramında namazdan sonra ayrıca şartlarına sahip olan kimseler tarafından kurban kesilir.
Müslümanlar bu günlerde birbirlerini ziyaret eder, bayramlaşır, yer, içer ve meşrû bir şekilde eğlenerek günlerini neşe ile geçirmeye çalışırlar.
Hz. Peygamber, “Arefe günü, kurban günü ve teşrîk günleri biz müslümanların bayramıdır. Bu günler yeme içme günleridir” (Ebû Dâvûd, “Ṣavm”, 49; Tirmizî, “Ṣavm”, 59; Nesâî, “Menâsik”, 195) buyurmuştur.
Bu sebeple ramazan bayramının ilk günü, kurban bayramında da dört gün oruç tutmak Hanefîler’e göre tahrîmen mekruh, Şâfiî ve Hanbelîler’e göre haram kabul edilmiştir. Bu konuda Şâfiî ve Hanbelîler’in görüşünü paylaşan Mâlikîler ise kurban bayramının dördüncü gününde oruç tutmayı haram değil mekruh saymışlardır.
Tebrik şekli olarak da ashabın birbiriyle karşılaştıklarında, “Allah bizden de sizden de kabul etsin” (تقبل الله منا ومنكم) dedikleri rivayet edilir (İbn Hacer, V, 119).
Bayramlar sevinç günleridir. Bayramlar paylaşma günleridir. Müslüman toplumların aidiyet bilincinin gelişmesinde baş rol oynar. Özellikler çocuklarda dini şuurun gelişmesi ve yerleşmesi öncelikle bayramlar ile başlar.
Bu itibarla bayramlarda çocuklar ve yaşlılar asla ihmal edilmemelidir. Bu aynı zamanda Hz. Peygamberin emri ve tavsiyeleridir.
Küskünlük ve dargınlıklar giderilmelidir. Aile içi, akrabalar arası veya diğer tanıdıklarımızdan değişik konularda ihtilaflarımız olabilir. Başta anne-baba hayatta iseler mutlaka ziyaret edilmeli, hayır duaları alınmalıdır. Bu yıl da salgın sebebiyle coşkulu bir bayram kutlaması yapamayacağız. Ama sıla-ı rahim kavramı ve sorumluluğumuzu asla unutmayalım.
Diğer taraftan yoksul ve ihtiyaç sahiplerini de unutmamalıyız. Sadak-ı fıtrın bir anlamı da bu değil midir? Yani bayram günü yüzü gülmeyen hiçbir kimse kalmamalıdır.
Gayretimiz bu yönde olmalıdır. Bayramların gerçek bayram olması özellikle akraba ve komşularımızdan başlayarak ihtiyaç sahiplerini unutulmadıklarını ve yalnız olmadıklarını göstermektir. Sadece yakın akraba ve komşular mı? Elbette ki hayır. Biz ulaşabildiğimiz her yere imkanlar ölçüsünde uluşmaya gayret göstermeliyiz.
Bayramların kavramsal olarak isimleri de korunmalıdır. Yakın zamana kadar ramazan bayramı yerine şeker bayramı ifadesi kullanılırdı.
Bu doğru bir tanımlama değildir. Ramazan bayramı orijinal ifadesi ile ıyd-ı fıtır, yani fıtrat bayramıdır. Bunu ramazan bayramı şeklinde kullanmak en uygunudur.
Bir ay süre ile oruç ibadetini yerine getiren Müslümanlar fıtrata dönüş yapmışlar, yani günahlarından arınmışlardır. İşte bu da fıtrata dönüştür.
Bayramlarda önemli bazı hususlar vardır. Öncelikle inanç boyutunu unutmayalım. Bu da bayramların şeâirden olmasıdır. Dinimizin değerlerini sembolize eden bizi canlı tutan temel değerlerimizdendir.
İbadet yönü önemlidir. Rasulullahtan miras aldığımız ve yılda iki defa eda ettiğimiz hutbe ve namazı kadınıyla, erkeğiyle ve çocukları ile bizim için ayrı bir öneme sahiptir.
Özellikle ramazan bayramının tarihi boyutunu unutmayalım. Kur’an’ın nazil olduğu bu ay esasında islamın doğuşudur. Kur’an’a kavuşmanın nihayetsiz coşkusunu ve onurunu yaşayan bizler, Kur’an ile şekillenen bir hayatı, Kur’an ile anlam kazanan bir dünyayı, Kur’an ile istikrar bulan bir toplumu geleceğe taşımakla sorumluyuz.
Bu sorumluluğumuzu bayramlarda bir kez daha hatırlarız. Ve bayram bu şekilde bize tarih sahnesinde süreklilik kazandırır.
Bir diğer husus ise bayramların ahlaki boyutudur. Bayramlar iman ve ibadetimizin yanı sıra ihsanımızı, ahlakımızı, erdem ve faziletlerimizi de biz Müslümanların gündemine taşır.
Bencil, haris, müsrif, riyakâr, açgözlü, kibirli kişiliklerin dünya ve ahirette duçar kalacağı kayıpları hatırlatırcasına, bayramlar bizi kanaate, samimiyete, tevazua ve merhamete davet eder. Bayramların en büyük kazancı, gönlümüzün derinliklerine kadar sevinci hissetmek ve o sevinci ve neşeyi aile efradımıza, komşularımıza, dostlarımıza, arkadaşlarımıza, hatta bütün insanlığa yaymaktır.
Bayramlarda mazlum coğrafyalar unutulmamalıdır: İslâm Milleti, birkaç yüzyıllık çilesini doldurmadı. İslâm Coğrafyası kan ağlıyor. Afganistan, Irak, Suriye, Libya’da yangın sürerken, Gazze, Filistin bir kez daha çağın korkunç silahlarıyla yıkılıyor, yok ediliyor.
Milletimiz, Asya’da, Afrika’da, dünyanın her tarafında, en meydan yerinde ve en ücra noktada ruhunu Allah’ın gösterdiği doğrultunun dışındaki yollara teslim etmiş olanların düşmanlığıyla çepçevrili.
Duacıyız. Dua ile beraber neler yapmalıyız diye düşünmeli ve üretmeliyiz. Bu ümmetin topyekûn sorumluluğudur. Bu itibarla Nisa suresi 75. Ayeti tekrar hatırlatmak isterim.
Evet, bugün bayram. Başta aile efradımız olmak üzere akraba ve komşularla ağız tadı içinde bayram günlerini idrak edelim. Dua edelim ki rabbimiz gelecek bayramlarda salgın hastalıktan kurtulmuş bir şekilde huzur içinde ve ağız tadı ile bayram yapmayı bizlere nasip eylesin. Ve asıl bayram olan ahiret yurdunda kurtuluşa erenlerden olarak gerçek bayrama ulaşmayı cümlemize nasip eylesin.
Yorumlar