Ramazan Sözlüğü: “ Rü’yet-i Hilâl “
25 Ramazan 1447 / 15 Mart 2026
Kamerî aylar prensip olarak hilâlin görülmesiyle başlar.
Bu sebeple ramazan orucunun zamanında eda edilebilmesi için Şâban ve Ramazan aylarının yirmi dokuzuncu günlerinin akşamı güneşin batışını müteakip batı ufkunda hilâlin araştırılması fukahanın çoğunluğuna göre farz-ı kifâye, Hanbelîler’e göre ise müstehaptır.
Eğer hilâl görülürse yeni ay girmiş olur ve ertesi gün oruca başlanır veya bayram yapılır; hilâl görülmezse içinde bulunulan ay otuz güne tamamlanır.
Havanın bulutlu veya sisli olması gibi görüşü engelleyen veya zorlaştıran durumların bulunması halinde, Hanefîler’e göre ramazan hilâlinin sübûtu için âkıl ve bâliğ olmak şartıyla ister kadın ister erkek olsun, ahlâken güven veren (âdil) veya dinî hükümlere açıkça saygısızlığı bilinmeyen (mestûrü’l-hâl) tek bir müslümanın haberi yeterlidir.
Bu kişi, hilâli ister kendisi görsün ister başka biri tarafından görüldüğünü haber versin durum değişmez. Bunda şahitlik ehliyeti, şahit sayısı ve şahadet sözü aranmaz.
Çünkü şahitlik, insanların hak ve menfaatlerine ait dava konusu olabilen hususlarla ilgilidir. Hilâlin rü’yetinin bununla doğrudan bir ilgisi bulunmadığı gibi herhangi bir ayın girişi, vadeye bağlı bir alacak davası gibi başka bir olaya bağlı durum olmadıkça mahkeme tarafından re’sen hüküm altına alınmaz.
Bundan dolayı ramazan hilâlinin sübûtu için haber verenlerde şahitlik nisabı (en az iki erkek veya bir erkek ile iki kadın), şahitlik ehliyeti ve şahadet sözü gerekli olmadığı gibi hâkimin hükmü ve yetkili bir makamın onayı da gerekli değildir.
İbadete başlamada ihtiyat esas olduğundan tek kişinin haberi yeterlidir. Nitekim Hz. Peygamber, hilâli gördüğünü söyleyen bir bedevînin müslüman olduğunu sorup öğrendikten sonra, “Bilâl, halka yarın oruca başlamaları gerektiğini ilân et” demiş (Ebû Dâvûd, “Ṣavm”, 14), İbn Ömer’in halkın ve kendisinin hilâli gördüklerini haber vermesi üzerine oruca başlamış, halka da oruca başlamalarını emretmiştir (Ebû Dâvûd, “Ṣavm”, 14).
Ramazan hilâlinin aksine şevval hilâlinin sübûtu ile oruca son verileceği için bununla ilgili beyan haberden çok şahadete benzemektedir.
Çünkü oruç sırf Allah hakkı olduğu halde iftar ve bayramda insanların menfaati de söz konusudur.
Bu sebeple şevval hilâlinin sübûtu için âdil de olsa tek kişinin haberi yeterli görülmemiş, insanlar arasındaki diğer hak ve menfaatlerle ilgili hususlarda olduğu gibi bunda da şahitlikle ilgili gerekli şartların bulunması aranmış, fakat hâkimin hükmü şart görülmemiştir.
GÜNÜMÜZDE
Diyanet İşleri Başkanlığımız uhdesinde sadece bu konuları takip etmek üzere bir daire mevcuttur. Mevcut astronomi bilgileri ışığında çalışmalar yürütülmekte, aynı zamanda illerde özellikle ramazan ayının başlangıcı ve bitiminde hilâl gözetlemek için heyetler görevlendirilmektedir.
Bu değerlerin korunması ve nesillere aktarılması büyük önem arz etmektedir. İnsanlığın ortak aklı ve tecrübesi elbette ki bizim için önemlidir. Mesela, günümüzde artık her yerde su ihtiyacını karşılayacak imkân var, öyle ise teyemmüme ihtiyaç yok demek nasıl doğru değil ise, ramazan ayı ve oruç ibadeti gibi temel sorumluluklarımız için de her hal ve şartlarda gerekli bilgi ve pratik hazırlığımızı yapmamız gerekir.
Hilâl kavramının sembolik anlamı da bizim için apayrı bir değerdedir. Tarih boyunca hilâl -haç kavgası önemlidir. Hilal aynı zamanda Müslüman kimliğin bir göstergesi olmuştur. Özellikle kubbeli camilerin en tepesine ve minarelerin külahlarının ucuna mutlaka hilâl figürü konur. Merhum şairimiz Mehmed Âkif’in şiirleri arasında Âsım’da, “Bir hilâl uğruna yâ Rab ne güneşler batıyor”; “İstiklâl Marşı”nda, “Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl” ve “Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl” mısraları, bayrak dolayısıyla hilâlin dinî ve millî bir sembol olarak ifadesinin en güzel örneklerini teşkil eder. Balkanlarda özellikle Bosna-Hersek de Sırpların dağların tepelerine haç sembolleri koymaları üzerine Rahmetli bilge Kral Aliya İzzetbegoviç şöyle demiş: “ İstediğiniz kadar dağlara haç koyun, gökyüzüne her baktığınızda hilâli göreceksiniz.”
Hilâlin sembol değerini asla unutmayalım. Bayrağımıza hilâl koyan ecdadımız bunu rast gele koymamıştır. Tarihten süzülerek gelen sembol değerlerin önemi çok büyüktür.
Yorumlar