Malumunuz kamu giderlerini karşılamak için her devlet, vergi toplar. Yeraltı zenginlikleri ve turizm gelirleri çok fazla olan dünyaki birkaç ülke dışında, vergisiz bir hayat sanırım mümkün değil. Bilinen malum nedenlerle bütçe açığı devasa boyutlara çıkmış ülkemizde, vergiler bu nedenle çok yüksek ve vergi yükü maalesef adil dağılmıyor. Anayasa gereği geliri fazla olandan, yani çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınması gerekiyor. Ama ülkemizdeki karar verici makamlarda bulunan ve/veya o makamları etki altında tutan imtiyazlı egemen grup, bir türlü buna izin vermiyor. Bunun sonucunda da devlet, namuslu mükellefleri ve yasalar nedeniyle vergiden kaçış yeri olmayan vatandaşı neredeyse canından bezdiriyor. Dolaylı vergi dediğimiz ve gelir durumuna bakılmaksızın herkesten aynı meblağın alındığı KDV ve ÖTV gibi vergiler ile stopaj usulü peşin vergilerden kimse kaçamıyor, ama beyana tabii vergilerde ise kaçak zirvede, vergiden kaçan kaçana! Beyan usulünün herkese tanınmamış olması ise adaletsizliği katlıyor. Ayrıca gerek siyasilerin belli nedenlerle (!) gerek görmediği alanlar (örneğin vergi cennetlerine kaçırılan dövizler, borsa ve kripto paralardan elde edilen kazançlar gibi) ile kaçışına ses etmediği kayıt dışı diye tabir edilen yerlerden hiç vergi alınmadığı ya da alınamadığı da önemli bir vakıa. Sonuçta vergiden kaçamayan ve/veya dürüst vatandaşlık dürtüsüyle yaşayarak, yasaların belirlediği vergileri eksiksiz ödeyen vatandaştan alınan vergilerle ülkede işler görülmeye çalışılıyor.
Vergi adaletinin büyük ölçüde sağlandığı ve vergi kaçırmanın hapis cezasını gerektiren ağır suç olduğu gelişmiş ülkelerde ise, vatandaşlar daha huzurlu yaşıyor, çünkü devlet vergisinin peşinde, toplumda bunu gözetliyor ve denetliyor. Ama bizim gibi ülkelerde vergi kaçağının yüksek boyutlara varmasının ötesinde, bir de ülkede yaygın biçimde rantiye ekonomisi işliyor ve toplum bunun farkında bile değil!
Gelişmiş bir ülkede belediye sınırları içinde yeni bir alan imara açılacaksa, önce bu alan kamulaştırılır. Kamulaştırılan alan, tarım alanı ise tarla sahibine aynı ölçülerde başka bir yer verilir ve hem kişi mağdur edilmez, hem de tarım faaliyetinin sürdürülmesi sağlanır. Belediye makamları, imara açılacak alan için bir plan hazırlar ve devraldığı tarladan ürettiği arsaları, rayiç bedelden (bizde ki düşük rakamlardaki Belediyelerin ilan ettiği rayiç bedeli ile karıştırmayın lütfen), yani hakiki piyasa fiyatlarından satışa sunar. Satıştan elde edilen gelirler ile o bölgenin alt yapısını, yollarını, parklarını ve diğer işlerini tamamlar. Bu işlem sonunda, belediye çok ciddi bir gelir elde eder ve bunu da halkın ihtiyaçları doğrultusunda kamuya harcar.
Bizde ise yeni bir alan imara açıldığında, tarla sahibi birden arsa sahibi olur ve kat karşılığı müteahhitten belli oranlarda daire alır, yani birden zenginleşir, üstüne üstlük bir kuruş vergi de ödemez. Bu işlerde genellikle ana motivasyon, kişisel zenginleşme olduğu için, tarım alanları hiç dikkate alınmaz ve dolayısıyla ülke tarımı da darbe alır ve gıda ürünlerinin fiyatları artarak enflasyon da yükselir. Devlet bu sahanın bütün altyapısını ve yollarını ise, halktan yani bizlerden topladığı vergilerle yapar. Bu arada belediye dahil diğer ilgili kamu kurumlarında, işlerin belli odakların çıkarları doğrultusunda düzenlenmesi ve/veya hızlandırılması için yolsuzluk gırla gider, bu pastadan ülke siyaseti de nemalanır ve birileri de haksız kazançla zenginleşir!
Rantiye bununla da bitmez. Arsa alanında inşaat m2 miktarını (daire sayısını) artırabilmek için, kat alanı kat sayısı, yani emsal oranı (Arsada imar planı kuralları çerçevesinde en fazla yapılabilecek net metrekare inşaat alanı) belli kurullarda birden 2-3 katına çıkarılır, bunun getirisi ise karar vericiler ile müteahhitler arasında paylaşılır, yine hiç kimse vergi ödemez ve toplum da halkın kazıklanması üstünde durmaz! Haa birde üstüne üstlük ilgilerinin bir nedenle (!) görmemezlikten geldiği kaçak yapılar yükselir durur ve hemen her seçim dönemi öncesi çıkarılan imar affı uygulaması beklenerek, haksız kazançlar hanesine bir çizik daha atılır!
Öte yandan bu tür akçeli işlere bulaşmayıp, tam aksi davranışlarla işlerini yasal biçimde yürütmeye çalışan insanlara ise hemen her kademede zorluk çıkarılıp, hem maliyetleri artırılır, hem de bu ülkede yaşadığına pişman edilir!
Bu ne yaman bir çelişki değil mi sevgili dostlar. Elinde ciddi miktarda parası olan iki girişimci düşünün; bunlardan birisi imara açılacağını içeriden aldığı bilgilerle bir şekilde önceden öğrenerek bu tarlaya düşük bir meblağla yatırım yapmış olsun, diğeri çok daha yüksek meblağlı bir parayla imalat ve ihracata yönelik yatırım yapsın. Biri hiç bir çaba göstermeden ve risk almadan rant geliri ile zengin olur. Diğeri “üreteceğim, ihracat yapacağım, ülkeme faydam dokunacak” diye dünyanın çilesini çeker, ama o girişimci her türlü vergiye tabii tutulduğu gibi, kimse yardımcı falan olmaz ve yaptığı yatırıma pişman olduğu için bir daha bu işlere girişmez, ülke de bir türlü gelişmez!
Özetle rant geliri kamuya, yani bizlere değil, haksız kazançla zenginleşen insanlar ile imtiyazlı egemen şahıslara sürekli akar, ülkesini seven girişimciler ise avcunu yalar, halk ise bu düzenin farkına bile varmaz, hatta rantiyeden beslenip zenginleşen müteahhitleri kendisine yönetici seçmekte bir sakınca görmez!
Rant gelirini kamu yerine haksız kazanç elde eden kişilere akıtır ve üstüne üstlük vergilendirmezseniz, rantiyeler ve yedi sülalesi hesapsız zengin olur ve ömür boyu bu işi yaparlar, hiç üretim falan yapmazlar, harcarken de aldıklarının fiyatını bile sormazlar, gariban milletin sırtından geçinir dururlar! Ülkemizin rantiye kazançlarından faydalanmayı sürdüren kimi siyasi, bürokrat, memur, müteahhit ve diğer kişilerden bir an önce kurtulması şarttır, bunun için Türkiye ne yapıp edip gelişmiş ülkelerdeki uygulamaları hayata geçirmeli ve rant gelirini mutlaka kamuya, yani bizlere aktararak ülkemizin iliğini kemiğini eriten yozlaşma ve çürümeden kurtulma çareleri aramalıdır, inanın ülkemizin yaşadığı bu adaletsiz gelir dağılımından başka çıkış yolu yoktur!
Yorumlar