WhatsApp
Advert
Advert

SON İSRAİL-ABD SALDIRILARI İRAN DİNİ REJİMİNİ DEVİREBİLİR Mİ, PİYASALAR BUNDAN NASIL ETKİLENİR?

Yayınlanma Tarihi :
author

Selami TÜTÜNCÜOĞLU

Malumunuz dün sabah İsrail Savunma Bakanı Katz’ın, ülkesinin kendisine yönelik tehditleri ortadan kaldırmak amacıyla İran’a "önleyici bir saldırı" başlattığını açıklamasının ardından, ABD Başkanı Trump’da, saldırıya katıldıklarını bildirdi. İran'ın başkenti Tahran'da ve bazı büyük şehirlerde patlamalar duyulurken, ABD-İsrail ortak saldırısının "büyük çaplı" olacağı duyuruldu. İran Devrim Muhafızları, misilleme olarak füzeler ve dronlarla İsrail'e saldırı başlattıklarını açıkladı. İran saldırılarına ABD Savunma Bakanlığı "Operasyon Destansı Öfke" adını verirken, İsrail de "Kükreyen Aslan" adını verdi. ABD ve İsrail'in saldırılarında ana hedefin İran'ın üst düzey yetkilileri olduğu belirtildi. İsrail ise ülke genelinde OHAL ilan edildiğini açıkladı. Bu gece Trump, ABD-İsrail ortak saldırısında İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in öldürüldüğünü açıkladı. İran devlet medyası, Hamaney'in kendisi, kızı, damadı ve torununun öldürüldüğünü doğruladı. İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hamaney'in ölümünün ardından İsrail'e ve bölgedeki ABD üslerine "kısa süre içerisinde" misilleme saldırısı başlatacağını bildirdi. Trump ise İran'ın "ağır taarruz" tehdidine, “Yaparlarsa onları daha önce görülmemiş bir güçle vururuz!” dedi. Trump ayrıca dün sabah başlayan hava saldırılarının amacının "rejim değişikliği" olduğunu söyledi. Trump, "Süreci uzatıp her şeyi kontrol altına alabilirim, ya da birkaç gün içinde bitirebilirim. Her halükarda İran'ın kendisini toparlaması birkaç yıl sürecektir” dedi.

Hatırlarsanız size bu gerginliği ve muhtemel gidişatı-sonuçlarını ve piyasalara etkilerini bir kaç gündür detaylı biçimde değerlendirmiştim. Öngörüm doğrultusunda ABD ve İsrail beklenen sınırlı saldırıyı başlattılar ve İran rejim liderlerini hedef aldıklarını ve amaçlarına kısmen ulaştıklarını görüyoruz. Halbuki BM Anayasasının öngördüğü müzakere yolu ile aralarındaki anlaşmazlıkları çözmeleri gerekiyordu, yine uluslararası hukuku açıkça çiğnediler, ama hiç bir ülkenin liderinden esaslı bir tepki malesef yok! Halbuki son görüşmenin yapıldığı Cenevre'de mesafe de alındığı basına yansımıştı, görüşmeler daha bitmemiş ve ara verilmişken askeri harekatı başlattılar ve diplomasiyi çöpe atıp orman kanunlarını işlettiler! Trump’ın açıklamalarından bu harekatın İran'da Rejim veya Yönetim Değişimini hedef aldığını anlıyoruz. Ancak bu hedefe ulaşmada bu defa da başarısız olunacağı aşikar, çünkü İran’ın karşı tedbirlerini aldığını, ancak dini lideri ile bazı askeri liderlerini koruyamadığını görüyoruz. Ayrıca İran halkının bu saldırıları desteklediğine dair bir işaret yok. Öte yandan İran, balistik füzeleri ile mukabelede bulundu ve beş komşu devletteki ABD üslerini ve İsrail'i ateş altına aldı. Nitekim sert beyanatlardan bu sürecin devam edeceğini anlıyoruz. ABD'nin "bize görüşmelerde istediklerimizi İran vermiyor" yolundaki açıklamaları, İran’ın balistik füzelerinin imhasının istendiği şeklinde yorumlandı, ki İran’ın öz savunma aracı olan bu füzeleri elbette elinde tutmaktan vazgeçmeyeceği aşikardı. Aksi bir durum zaten düşünülemezdi ve bu, 90 milyonluk nüfusu ve 1000 yıllık tarihi ile İran'ın bölgedeki cüce konumu ile hegemon heveslisi tavır takınan İsrail'e teslim olması anlamına gelecekti. İran isabetli vuruşlar yapabilirse, İsrail geçen defa almadığı dersi bu defa alabilir. Bu arada İran en büyük kozunu oynadı ve Hürmüz Boğazını kapattı, bunun kısa mı, yoksa uzun süreliğine kapatıldığı dünya ekonomisi için çok önemli, çünkü sonuçları küresel ekonominin sıkıntıya girmesine neden olacaktır. İran ayrıca sürpriz yapıp, Çin'den alacağı hedef istihbaratıyla ABD donanma gemilerine de saldırabilir. Bu durum ABD'nin denizlere egemen geleneksel güç olma durumunun geçmişte kalabilme riskini barındırıyor. Sonuçta karşılıklı misilleme tehditleri savruldu, bakalım buna ne kadar cesaret edebilecekler, hep birlikte göreceğiz. Ama mesele henüz çok yeni, bilgiler sınırlı ve aktörler pozisyon almakta yavaşlar. Bazı hususlar açıklığa kavuştuğunda sizlere daha geniş askeri değerlendirmeler yapabilirim.

Kısaca İran’a yönelik ABD ve İsrail saldırısı ani bir savaş değildir, beklenen bir gelişme idi. Haftalar boyunca adım adım kurgulanmış bir krizin son perdesi oynanıyor. İşaretler açıktı, niyet görünürdü ve saldırı ortamı sistemli biçimde hazırlandı. Ama bir savaşın öngörülebilir olması, sonucunun yönetilebilir olduğu ve hedefe ulaşabildiği anlamına gelmez. Bilinen tek şey şu; Ortadoğu artık eski Ortadoğu değil, hayli değişti! Daha öncede açıkladığım gibi müzakere masasını bir bahane olarak ve İran rejimini sıkıştırmak için kullanan, rejimin kabul edemeyeceği taleplerle masaya gelen ABD ve İsrail'in uçakları aynı saatlerde İran semalarına girdiler, halbuki daha masa devrilmemişti. Yani bu saldırı asırlardır yürütülen uluslararası siyasetin bir sütununu daha çökertti; diplomasi masası hem meşruiyet zemini üretmek, hem de karşı tarafı son ana kadar hareketsiz tutmak için kurulmuş oldu; müzakereler, karşı tarafı son ana kadar beklemeye zorlayan, bölgesel ve uluslararası kamuoyunu hazırlayan, askeri hamlenin meşruiyet zeminini önceden döşeyen bir ara istasyon işlevi gördü! Öte yandan size daha önce de yazdığım gibi ABD Anayasası tekrar çiğnendi, çünkü I. Madde, 8. Bölümü uyarınca, savaş ilan etme, ordu kurma ve destekleme, donanma sağlama ve sürdürme, askeri harcamaları finanse etme ve düzenleme yetkisi yalnızca Kongre'ye aittir. Ama ABD halkından da bu konuda büyük bir tepki yok, tüm bunlar demokrasi için büyük bir endişe kaynağı!

Piyasalara olan etkisine de bakalım. Bu saldırılar Ortadoğu’da tansiyonu yeniden yükseltti ve eminim ki bölgedeki her ülke saldırgan İsrail ile destekçisi emperyal ABD’den kendini korumak için daha fazla silahlanmaya bütçe ayıracaklar, silah fabrikaları 3 vardiya çalışmaya geçecek, halklar yoksullaşacaktır! Öte yandan enerji piyasalarından döviz kurlarına, altın gibi güvenli liman varlıklarından bölge borsalarına kadar küresel piyasalarda dalgalanma riski arttı. Ancak görünen o ki piyasalar bu gidişatı daha önce fiyatlamış olacaklar ki, yatırım araçlarından şu ana kadar büyük bir çıkış olmadı; sadece petrol, ons altın ve kripto paralarda kıpırdanma görüyorum. Ancak gerginlik sürerse petrol fiyatlarında sert yükseliş ihtimali, enflasyon beklentileri, doların seyri ve altın talebi önümüzdeki dönemde daha belirleyici olacaktır. Elbette çatışmanın süresi ve petrol arzına etkisi, fiyatlamaların yönünü tayin edecek temel unsur olacak. Bölgedeki askeri hareketlilik küresel piyasalarda jeopolitik risk algısını artırırken, enerji piyasalarında arz güvenliğine yönelik endişeler fiyatları yukarı yönlü destekleyebilir. 

Ham petrol fiyatlarının, dün yaklaşık yüzde 3 artışla 67.02 dolara yükseldiğini ve Haziran 2025’ten bu yana en yüksek seviyesine çıktığını gözlüyorum. Bölgede gerilimin tırmanması halinde enerji piyasalarında oynaklık artacaktır, küresel piyasalarda kalıcı ve yüksek fiyat baskısı oluşturma riskini göze alamayan ABD yönetimi, daha öncede ifade ettiğim gibi düşük petrol fiyatlarını destekleyen politika yaklaşımı nedeniyle İran'a yönelik askeri müdahalenin uzamasını istemeyecektir düşüncesindeyim. 

Ancak yine de bu saldırı, petrol arzında devasa bir kesinti yaratarak küresel ekonomiyi derin bir resesyona sürükleme riski taşıyor. Dünyanın en önemli su yolu olan Hürmüz Boğazı, küresel deniz yolu ham petrol ihracatının üçte birine ve LNG arzının %20'sine ev sahipliği yapıyor. Bu hattın kapatılması arzın ikame edilememesi anlamına gelir. İran günlük yaklaşık 3,3 milyon varil üretimle küresel arzın %3’ünü sağlasa da asıl stratejik gücü, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı üzerindeki konumundan kaynaklanıyor. 

Öte yandan yukarıda da değindiğim gibi piyasalar şu ana kadar İran riskini hafife almış durumdalar, fakat gerginliğin daha da büyümesi durumunda petrol fiyatlarının hızla varil başına 100 doların üzerine çıkması sürpriz olmayacaktır ve dünyanın üretim merkezi olan Asya ekonomileri büyük bir stoklama mücadelesine girişeceklerdir. Suudi Arabistan ve BAE’nin boğazı by-pass eden boru hatları olsa da bu hatların devasa sevkiyat hacmini karşılamakta çok yetersiz kaldığını da biliyoruz.

Öbür yandan İran’ın bölgedeki ABD üslerine yönelik füze saldırıları, tanker sigorta maliyetlerini katlayarak deniz trafiğini durma noktasına getirebilir ve risk primini artırır. ABD'nin 415 milyon varillik stratejik rezervi kendisi için bir tampon oluşturacaktır. Ancak krizin ölçeği ve süresi uzarsa uluslararası stoklar bile bu açığı kapatmaya yetmeyecektir.

Özetle emperyal ABD, bölgedeki Rusya ve Çin’in etkisinin son dönemde artmasından rahatsız oldu, saldırgan İsrail’i de arkasına alıp Ortadoğu’ya geri döndü. İsrail ise bölgede kendisine müzahir kalan tek devlet İran’ı da zayıflatarak Ortadoğu’da serbestçe at koşturmaya hazırlanıyor. ABD’ye uzun yıllardır diş gösteren İran dini rejiminin hayli zayıfladığını da gözlüyoruz, bakalım tamamen yıkılacak ve Ortadoğu’nun tek hakimi ABD olabilecek mi, hep birlikte izleyip göreceğiz. Umarım bizim cenah, halihazır gelişmeleri reel biçimde değerlendirip ve gelecekte muhtemel gelişmeleri doğru biçimde öngörme yeteneğine sahiplerdir, diğer türlü korkarım ki emperyal bir ülkenin tamamen güdümüne girebiliriz!

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar