WhatsApp

SÜREKLİ KALKINMAYI AMAÇLAMAYAN EKONOMİK POLİTİKALAR ÜLKELERİ GERİLETİR!

Yayınlanma Tarihi :
author

Selami TÜTÜNCÜOĞLU

İktidarlar yeniden seçilebilmek için farklı bir yola girmiş olsalar da Türkiye’nin geleceği, sadece büyümek değil; nasıl, kimle ve ne pahasına büyüdüğümüzü sorgulamaktan geçmektedir düşüncesindeyim. Sustainomy diye adlandırılan yeni iktisadi alan, bu sorulara yanıt verebilecek seviyede yeni bir bilimsel çalışmadır. Eğer biz bu konuya siyaset üstü, kuşaklar arası ve dünyayla uyumlu bir kalkınma vizyonu olarak bakamaz isek treni kaçırabiliriz!

İklim krizi, gelir eşitsizliği ve yapay zeka uygulamaları ile birlikte zirveye çıkan dijital dönüşüm dalgası, artık içinde yaşadığımız çağda eski ekonomi reçetelerini rafa kaldırdı, inanın hiç biri artık işe yaramıyor. Nitekim siyasiler bunlarla övünmeye kalksalar bile ne büyüme oranı, ne de ihracat rakamları bir ülkenin refah seviyesinin yükseldiğine işaret etmiyor.

Dünya gündeminde iktisadi alanda öne çıkan pek çok yeni yaklaşım var; ancak ne yazık ki bu hususlar ülkemizde henüz yeterince bilinmiyor, malumunuz kısır iç siyasi tartışmalar gibi daha önemli konularımız var! Fakat dünyanın önde gelen düşünce kuruluşları ve saygın ekonomistleri bu yeni bir kavramlar üzerinde kafa yoruyor.

Bu yeni konseptin popülerleşmesi Time dergisinin Nisan 2025 tarihli “Sürdürülebilir Büyümeyi Sağlamak Ekonominin Yeniden Düşünülmesini Gerektiriyor (Achieving Sustainable Growth Requires Rethinking the Economy)” analiziyle öne çıktı. Kavram; “sustainability” (sürdürülebilirlik) ile “economy” (ekonomi) kelimelerinin birleşiminden doğuyor ve  sistemsel bir yaklaşımı temsil ediyor.

Yeni modelin, üç sac ayağı var. İlki Prosperity (Refah). Malumunuz refah sadece gelir değil, fırsat eşitliği, sosyal güvenlik, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim gibi kapsayıcı kalkınma ölçütlerini içeren önemli bir kavram.

İkinci ayak People (İnsan). Bireyin ekonomik karar süreçlerine katılımı, dijital dönüşümde geri kalmaması, beceri dönüşümüne erişimi gibi önemli hususlar dikkate alınıyor.

Son sac ayağı Planet (Gezegen). Ekonomik faaliyetlerin çevreye olan olumsuz etkisinin sıfır seviyeye indirilmesi; yani karbon-nötr üretim ve tüketim döngüsü esas alınıyor.

Bunun ötesinde Sustainomy, diğer ekonomik yaklaşımların önceliklendirdiği “piyasa” yerine, “ekosistem” kavramını dikkate alıyor. Bildiğiniz gibi şirketler sadece kendi karlılıklarına dikkat ederler. Bu yaklaşımı kabul etmeyen sustainomy, şirketleri tedarikçisine, çalışanına, doğaya ve topluma katkısına göre değerlendiriyor. Ayrıca model, "authentic intelligence (gerçek zeka)" adı verilen bir anlayışla, yapay zekayı insanın yerine geçen değil, insanı güçlendiren ve tamamlayan bir güç olarak konumlandırıyor.

Kısaca uluslararası ortamda gündemin önemli bir konusu olan yeni ekonomik yaklaşımı tanımladıktan sonra, bu konseptin Türkiye ekonomisi için neden önemli olduğu ve nelere yönelmemiz gerektiği konusuna da değinmek istiyorum. Ülkemiz malumunuz özellikle son yıllarda döviz darboğazı, yüksek enflasyon ve üretim-tüketim dengesizliği gibi yapısal sorunlarla boğuşup duruyor. Kısa vadeli ve siyasi saiklerle dağıtılan teşviklerle büyümeye çalışan, ama orta sınıfı her geçen gün zayıflayan ve gelir dağılımı adaletsizliğinin had safhaya çıktığı bir ekonomik yapı son dönemde iyice belirginleşti. İşte Sustainomy, bu kısır döngüye karşı uzun vadeli ve kapsayıcı bir çıkışı bize sağlayabilir.

Aklıma ilk gelen husus KOBİ’ler, çünkü Türkiye'de her 10 işletmeden 9'u küçük ve orta çaplı KOBİ ve ülkemizin yaşadığı ekonomik sıkıntılar büyük çaplı işletmelerin tesisine kolay kolay imkan vermiyor, bu nedenle eğer doğru adımlar atabilirsek KOBİ’ler üzerinden güçlenen bir ekonomi ve büyük işletmelere dönüşebiliriz. Sustainomy, bu işletmelere düşük faizli yeşil dönüşüm kredileri, dijitalleşme hibeleri ve bölgesel ekosistem destekleri sunabilir. Eğer sağlanan destekler partizanlık gözetilmeden sistemsel ve adilane dağıtılır, yakından takip edilip denetlenirse, ekonomimizin canlanması sağlanabilir düşüncesindeyim.

Öte yandan her geçen gün artış eğilimindeki yeşil enerji yatırımları, ülkemizin özellikle döviz darboğazı sorununa neden olan enerji meselesinin aşılmasında büyük bir fırsat kapısıdır. Türkiye rüzgar ve güneşte büyük bir potansiyele sahiptir, ama kömür gibi sektörlere de bağımlı bir ülkedir. Eğer bu geçişi planlı ve adil şekilde yapıp iş gücünü korumayı becerebilirsek, ülke ekonomimizin enerjiye bağımlılık sorununu, dolayısıyla da cari açığımızı azaltabiliriz.

Genç nüfus bizim altın bileziğimizdir, nitekim geleceğin nüfus öngörüleri bunun da kayba uğrayacağını dikte ediyor. Bu nedenle genç nüfus beceri dönüşümüne bir an önce el atmalıyız. Eğitim sistemimize; iktisadi okuryazarlık, yapay zeka okuryazarlığı, veri analizi, sürdürülebilirlik odaklı girişimcilik gibi alanlar ithal edilip yada yaygınlaştırılırsa, Türkiye genç nüfusunu gerçek bir rekabet avantajına çevirebiliriz.

Türkiye’de bu modelin kesinlikle uygulanabilir olduğu görüşündeyim, yeterki toplum bunu anlayıp talep etsin, siyasi erki zorlayıp buna izin vermesini sağlasın. Çünkü Sustainomy, "herkese refah" gibi kulağa ütopik gelen bir hedefi, çok gerçekçi adımlarla basit biçimde tarif ediyor. Türkiye ekonomisinin belkemiğini oluşturan KOBİ’ler bu modelin merkezinde yer alırsa, sadece büyük şirketlere değil, orta sınıfa ve yerel girişimciliğe dayanan bir büyüme gerçekleşebilir. Bu da hem işsizliği azaltır, hem de bozulan gelir dağılımının iyileşmesine imkan sağlar.

Öte yandan, biliyorsunuz ülkemiz son yıllarda ciddi enerji yatırımları yaptı; rüzgar, güneş ve yeşil hidrojen alanında adımlar atıldı. Ancak bunların stratejik bir çerçeveye oturması gerekiyor. Sustainomy yaklaşımı, klasik teşvik mekanizmaları yerine, sektörel dönüşümleri uzun vadeli planlarla birleştiren bir “geleceğe hazırlık portföyü” önermektedir. Bu sayede kömürden çıkış yaparken, iş gücünü mağdur etmeden temiz teknolojilere geçişi mümkün kılabilir.

Modelin en heyecan verici yanının ise iş dünyasına yaptığı çağrı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu yaklaşım, “sadece pazara değil, ekosisteme odaklanın” diyor. Yani bir firma sadece kendi kar’ına değil; tedarikçisine, müşterisine ve çevresine katkı sağladığı ölçüde güçlü olabilecektir. Bu olumlu yaklaşım, Türkiye'deki aile şirketlerinin uzun ömürlü hale gelmesi için de bir reçete olabilir.

Bugünün Türkiye’sinde sıradan bir vatandaş, çoğu zaman ya işsiz kalma korkusuyla, ya da yüksek enflasyon nedeniyle artan yaşam maliyetleriyle boğuşurken her geçen gün yoksullaşmaktadır. Sustainomy’nin sağladığı dönüşüm ile KOBİ’ler desteklenerek yerel istihdam artacaktır. Yeşil enerjiye geçişle faturaların orta vadede düşmesi sağlanacaktır. Kamu yatırımlarının sosyal refahı öncelemesiyle eğitim, sağlık, ulaşım gibi alanlarda daha nitelikli hizmet sunulacaktır. Gençler için dijital ve sürdürülebilir becerilerle donanmış bir iş gücü piyasası yaratılacaktır.

Sonuç olarak Türkiye planlı, programlı ve geleceğin trendlerini esas alan bir yaklaşımla yakın ve orta vade geleceğini yeniden kolayca tasarlayabilir. Amaç siyasilerin istedikleri gibi sadece büyümek değil; vatandaşın topyekün refah seviyesini de yüksekten, sürdürülebilen bir kalkınma modeli ile bunu tesis edebilmektir. Sustainomy yaklaşımı, bunu sağlayabilecek yeni ve heyecan verici bir yol göstericidir. Siyasilerin böyle bir konuya olumlu bakabileceğini sanmıyorum, ama bu konuya eğilmesinin ülkemizin her geçen gün gerileyen iktisadi düzeninin rayına dönmesine imkan sağlayabileceğini düşünüyorum.

begendim
1
Begendim
bayildim
1
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar