WhatsApp
Advert
Advert

SÜREKLİ YÜKSEK BİR ENFLASYONUN TOPLUMA VERDİĞİ ZARARLAR HAKİKATEN ÇOK BÜYÜKTÜR!

Yayınlanma Tarihi :
author

Selami TÜTÜNCÜOĞLU

Enflasyon toplumda yaşanan bütün kötülüklerin anasıdır. Ekonomi bozulduğunda çıkış yolu bir şekilde bulunur, ancak ahlak bozulduğunda geri dönüş çok zordur; maddi kayıplar telafi edilir, ama manevi çöküş derin izler bırakır, ülkemizin şu anda tam da bu sorunu yaşadığını düşünüyorum. Çünkü ülkemizde uzun süredir devam eden yüksek enflasyon nedeniyle, hemen her gün farklı bir yerde, birer yozlaşma ve çürümüşlük vakası ile karşı karşıya kalıyoruz.

Süreklilik arzeden enflasyon toplumsal ahlakı bozduğu gibi, hemen her alanda kötülüğü de tetikliyor. Son dönemde ülkemizde yaşanan ve artan boyutta devam eden kadın ve bebek cinayetleri, kamu görevlilerinin artan oranda yolsuzluk vakalarına bulaşması ve bu konuların üstünü örtbas etme çabaları, gıda işletmelerinin toplum sağlığına zarar veren ve tüketiciyi aldatıcı biçimde üretim yapmaları, küçük yerlere kadar uzanan mafya çeteleri, uyuşturucu kullanımının yaygınlaşması, kumar alışkanlıklarının çoğalması, kamu görevlilerin intiharlarının artması, işçi kazalarında artış, terör vakaları, tükenmişlik sendromu yaşayan insanların sorun çözümünde uzlaşma arayışından ve diyalogdan uzak biçimde hemen kaba kuvvete başvurması, sosyal medyada sahtekarlık ve dolandırıcılık gibi daha sıralanması mümkün birçok olayın son yıllarda yaşadığımız enflasyon belası ile direkt bağlantısı söz konusudur. Enflasyon insanlarda çözüm yoluna başvurmadan hemen şikayet etmek, kuruntuya kapılmak, aşırı düşünme ve takıntı, işinden olma ve değişim korkusu, yersiz alınganlık, geçmişe takılıp kalmak, başkalarını suçlama ve yersiz sorumluluk hissi gibi psikolojik sorunların altından kalkamayarak yılgınlığa sebep olur.

Enflasyon malumunuz iktisadi anlamda, genel fiyat seviyelerinde sürekli bir artış ve buna bağlı olarak paranın alım gücünün düşüşünü ifade eder. Yani, aynı miktarda para ile daha az mal veya hizmet alabiliriz. Dolayısıyla enflasyonun toplumda gelir dağılımı üzerindeki olumsuz etkisi oluşur ve özellikle dar ve orta gelirli halk yoksullaşır. Ayrıca etrafında enflasyondan fayda sağlayan kesimi gördükçe, psikolojisi bozulur ve her geçen gün sosyal problemler artar.

Hızlı fiyat artışları üreticiyi elde edeceği kârdan, tüketiciyi ise ihtiyaçlarını karşılamaktan mahrum bırakır. Üretim faaliyetine katılan tüketicinin geliri düşerken, alacağı mal ve hizmet fiyatları da artar, dolayısıyla üretim yapmak cazibesini yitirir. Üreticiler ellerindeki fazla nakiti kolay para kazanmak amacıyla; mevduat faizi, gayrımenkul, altın veya döviz gibi üretim dışı yerlere yatırırlar, bu da finansal piyasalarda dalgalanmaya yol açar. Paradan kaçış ve mala hücum olduğundan üretim, iç tüketime bile cevap veremeyeceği için ihracat gelirleri düşer. Öte yandan eğer kamu tasarrufa yönelmezse, ki veriler siyasilerin buna hiç yanaşmadığını gösteriyor, bütçe açığı artacağından giderleri karşılamak için iç ve dış borçlanma rakamları ve ödeyeceğimiz faiz yükselir.

Enflasyonun görünmeyen, daha doğrusu belli bir süre sonra aniden ve nedeni tam belli olmadan ortaya çıkan sosyal sonuçları daha şiddetli hissedilir. Özellikle orta ve dar gelirli kesimin refah düzeyi gittikçe düşer. Maaş ve ücretlerdeki artış enflasyon oranında yapılmadığı için toplumda gelir dağılımı iyice bozulur. Sonuçta eşitlik ve sosyal adaletten uzak, huzursuz ve sağlıksız bir toplum ortaya çıkar.

Enflasyonun sosyal etkilerinin en önemlisi toplumda sosyal barışın bozulmasıdır. Gelir grupları arasındaki gelir paylaşımı kavgası kaçınılmaz hale gelir. Düşük gelirli ailelerde, aile içi ilişkiler gerginleşir ve dayanışma azalır. Dar gelirli ailelerde eğitim seviyesi düşer. Gelir seviyesi düştüğü için işletmeler daha ucuza mal ve hizmet üretmeye yönelir ve hemen bütün sektörlerde farklı boyutlarda sahtekârlıklar ortaya çıkar. Hepsinin kaynağı aynıdır; siyasi tercihlerle ortaya çıkan ve bir türlü düşürülmeyen enflasyon, sonunda toplumda derinleşen bir ahlaki çöküntüye neden olur. Hak yemenin yaygınlaşması, ahlaki bozulma ve çöküntü olarak toplumda her geçen gün daha da genele yayılır.

Malumunuz halen ülkemizde resmi rakamlara göre % 40 civarında enflasyon var ki, bunun aslında çok daha yüksek olduğunu çarşıda/markette/sokakta hissediyoruz. Ticari hayatın içinde olanların bazılarının fütursuzca sürekli fiyatlarını yükseltmeleri veya enflasyonu bahane ederek kâr marjını acımasız bir şekilde sürekli artırma gayreti içinde olmaları, iş yapma etiğinin ne denli bozulduğunu çok net biçimde bize gösteriyor. Sürekli yükselen fiyatlar ve bir türlü kontrol edilemeyen enflasyon, insanların birbirini kandırmaya çalışması, yani dolandırıcılıkların ve suç oranının ciddi artış göstermesi, sinir küpü şeklinde etrafta dolaşanların, yani mutsuz insanların artması ve hayatta kalmak için toplum içinde adeta orman kanunlarının davranışlara yansıması biçiminde topluma yansıyor. Aslında doğal kaynakları zengin, muhteşem doğası ve harika insanların bulunduğu bir ülkenin bu duruma düşmemesi gerekir. Kamuya, siyasilere ve kurumlara güven azalınca, doğal olarak sistem de yavaş yavaş bozulmaya başlıyor.

Ülkemizde bir günümüz yok ki fiyatlarla ilgili şaşırtıcı bir olayla karşılaşmayalım. Hatırlarsanız belli bir süre önce Suvla Şarapları’nın sahibinin  bir restoranda yaşadığı olay basına yansımıştı; kendi şaraplarını bir mekanda fahiş fiyata içmişler, daha sonra kontrol edildiğinde bir şişe şaraba alış maliyetinin üzerine 11-12 kat ekleyerek satan bir yeri dünyanın hiçbir yerinde görmediklerini açıklamışlardı. Bu olay aslında çöküntünün ilk çarpıcı işaretlerinden biriydi. Yani fiyat davranışının bozulması, net bir şekilde ahlaki çöküntüye işaret etmişti. Enflasyondan kaynaklanan bu davranış bozukluklarını bir çok işletmede bizlerde görebiliyoruz.

Bu arada işletme sahiplerinin de sesini ve dertlerini dinlememiz gerekiyor. Maliyetlerin sürekli yükselmesinden dolayı çok şikayetçiler. Çalışanların sürekli maaş artışı talep etmeleri (ki onlar da çok haklılar, malumunuz geçinme sorunu yaşıyorlar), girdi maliyetlerinin sürekli artması (satın aldıkları ürünlerin fiyatlarının sürekli yükselmesi), kira ve vergi gibi bir sürü diğer giderlerin de sürekli artış içinde olması, onları da fiyatları sürekli artırma girdabının içine itiyor. Yaşam savaşı verilen piyasada adeta artık orman kanunları işliyor.

Enflasyonun sebep olduğu ahlaki çöküş, sadece fiyat artışıyla karşımıza çıkmıyor, başka şekillerde de tanık oluyoruz. Örneğin girdi giderlerini azaltmak isteyen işletmeler, ürettikleri mallarda vadettikleri ürün yerine onun muadilini kullanabiliyorlar. Son dönemde sıkça kamuoyuna yansıyan Köfteci Yusuf olayını hepimiz biliyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın geçen yıl şubat ve mart ayında gerçekleşen denetimlerinde, ünlü ve ucuz köfte/et zinciri Köfteci Yusuf'a ait bazı numunelerde domuz eti bulunduğu belirlendiği açıklandı. İncelemelerin pişmiş köfte eti ve dana eti dönerinden numune alınarak yapıldığı bildirildi. İşletmenin sahibi ilk birkaç gün bu haberlere sessiz kaldı, sonrasında önce kurum olarak Köfteci Yusuf olarak açıklama yapıldı ve numune alma işlemleri sırasında birçok teknik hata yapıldığı, usulsüzlükler içeren ve gerçeği yansıtmayan analiz sonuçları sonrasında Tarım İl Müdürlüğü ve İlçe Müdürlüğü tarafından üretim tesisinde yerinde yapılan denetimlerde herhangi bir olumsuz sonuç ile karşılaşılmadığı bildirildi. Nitekim domuz etinin diğer etlerden daha pahalı bir ürün olması, açıklamanın makul olduğu inancına etken oldu. Daha sonra Köfteci Yusuf’un kurucusu ve sahibi Yusuf Akkaş, video yayınlayarak insanlardan konuya vicdanla bakmalarını istedi. Kendilerini "Ahlaklı ve emekleriyle uğraşan" kişiler olarak tanımlayarak, "Çok yanlış insana çattılar, Allah’ın gölgesi her şeye yeter. Şerden hayır doğacak” diyerek işi dini boyuta çekip meseleyi istismar etti. Ki köfte çok riskli bir yemek, içine ne koysanız köftenin karışımında bir şekilde yeniliyor, o yüzden ekstra hassas olunması gereken bir ortamda bana göre numunelerden domuz eti çıkmasa bile maliyeti düşürmek için başka şeyler konulduğuna ve bunu bir çok işletmenin yaptığına kesinlikle inanıyorum, bu nedenle de dışarıda hemen hiç köfte yemem.

Bu örnekte de yaşandığı gibi artık Türkiye’de suç işleyen kişi ve kurumlar, kendilerini kurtarmak için sorunu istismar edip bir komplo teorisine veya bir başka şeye bağlıyor. Genellikle hedef şaşırtıyorlar ve insanların dikkatini dağıtıyorlar, bir süre sonra kimse sorunun nereden kaynaklandığını ve işin esasını konuşmuyor. Bu durum artık toplumumuzda alışkanlık haline gelmiş bir manipülasyon şekli olarak karşımıza çıkıyor. Ya da suç işleyenler konuyu milletimizin balık hafızasına güvenerek unutturmaya çalışıyorlar. Köfteci Yusuf olayı da bildiğiniz gibi ülkede bir süre sonra unutulup gitti.

Şirketlerin ve işletmelerin girdi maliyetlerini azaltmak için yaptıkları sahtekârlıklardan bir başkası da ürün küçültme uygulamasıdır. Son dönemde aldığınız ürünlerin ve restoranların sunduğu yemeklerde alıştığınız boyuttan veya miktardan daha küçük olduğuna tanık olduğunuza eminim. Hemen hepsinde fiyatlar aynı iken, ürün boyutları %30-50 oranında küçülmüş, yada sayıları yarı yarıya azaltılmış haldedir. Fiyatı yükseltmekten kaçınmak için kâr marjını sabitlemek isteyen kuruluşlar, bu tür sahtekar yola gidiyorlar.

Fiyatları sürekli yükselten ve aşırı fiyat artırmayı adet edinenleri, ucuz olsun diye ürünün içine başka şeyler veya muadil ürün koyanları ve ürünleri küçültenleri artık hepimiz biliyoruz. Bazılarının ayakta kalma mücadelesi verdiklerinin de farkındayız, ama “Bu şekilde tüketiciyi yanıltarak ayakta kalacaksanız da, ayakta kalmayın o zaman” demek gerekiyor. Bu işletme sahiplerinin sağlık gibi dikkat edilmesi gereken ahlaki prensipleri çiğnemek yerine, şerefleriyle işletmelerini kapatmaları ve bizleri bu duruma düşürenlere seslerini duyurmaları gerektiği düşüncesindeyim. Çünkü aynı sektörden gelip de kepenk kapatanlar, ileride bir fırsat bulup tekrar dükkan açabilirler, müşteriler gözünde iyi bir intiba bıraktıkları için de müşterileri her zaman ahlaklı işletmelere geri dönerler. Diğer sahtekârlar ise yaptıkları sahtekârlıkla ayakta kalsalar bile, müşteri sadakati yüksek olmayacaktır. Ayrıca enflasyonun sebep olduğu bu ahlaki çöküşe neden olan siyasiler de, verilecek etkin tepkilerle harekete geçirilebilecektir görüşündeyim.

Enflasyonun sebep olduğu sosyal problemler, beyin ve yetişmiş iş gücü göçüne de sebep olmaktadır. Maalesef ülkemizin değerli beyinlerinin veya doktor, mühendis vs. gibi yetişmiş insan gücünün daha uygun koşullu ülkelere göç etme oranları hayli yükselmiştir. Öte yandan yeni kuşak (Z kuşağı) artık bir firmaya girip uzun yıllar orada kalarak kariyer yapmanın peşinde değildir. Sanal dünyada fenomen olmak, yada TV’de bir yarışmaya başvurup orada tek bir kare de olsa gözükmenin derdindedir, ki sanal dünyada kazandığı parayı çalışarak belki yıllarca kazanamayacağını da bilmektedir. Ayrıca artık hiç kimse şirketlerde belirlenen açlık veya yoksulluk sınırında olan rakamlara çalışmak istemiyor. İşletme sahipleri veya yöneticileri ise, masa başında insan kaynaklarını yönettiğini sanıyor, ama insanımız artık eskisi gibi değil. Neticede insan kalitesi düşüyor. Maalesef bunların sonucunda dürüst olmayan, emek sarf etmeden bedava sağlanan hususlara yöneliş başladı. Emek, hakkın haklıya verilmesi gibi değerler artık yok olmaya başladı. Toplumun en alt kademesinden, en üstüne kadar herkes gemisini yüzdürme derdine düştü. İnanın ülke altımızdan yavaş yavaş kayıyor. Toplumsal olarak ahlaki açıdan düzelmediğimiz sürece de bu sorunlar daha da katmerleşecektir. Toplum maalesef haketmediği kaynakların peşine düşmekten hiç çekinmiyor. Ülkesini seven, gerçek vatansever, kendi çıkarlarını toplumsal çıkarların üstünde görmeyen, haketmediği hiç bir şeye el uzatmayan o kadar az insan kaldı ki!

Çürümüşlük işte tam burada başlıyor, insanlar kendilerine dönüp bakmak yerine hep başkalarını suçluyor, oy verdikleri siyasilere gidip hiç hesap sormuyorlar. Halbuki hangi görüşten olursa olsun hemen tüm siyasi parti yöneticilerinin aynı olduklarını ve birisinin gidip diğerinin geleceğini ve hemen hepsinin ana amacının şahsi çıkarlar olduğunu da biliyorlar aslında. Ama “Vatan, Millet, Sakarya“ edebiyatını kahvehane köşelerinde yapmaktan başka bir yola girmiyorlar. Maalesef toplum olarak kararlı ve tutarlı değiliz, “toplumsal hayata ne katıyoruz ve nefes oluyormuyuz” sorusunu kendimize sormuyoruz. Sanırım sadece mental olarak kendimizi rahatlatacak şeyler söylemeyi ve/veya dinlemeyi yeterli buluyoruz.

Sonuç olarak enflasyon, servet ve gelir dağılımını değiştirici bir olaydır. Enflasyonda, haklı bir neden olmaksızın refah ve varlık, bir sosyal tabakadan diğerine geçmektedir. Enflasyonun refahtan insanların aldıkları payı değiştirmesi, sosyal bünyede tepkilere yol açmaktadır. Enflasyon hızı, servet ve gelirlerin kayma yönü üzerinde etkili olmaktadır. Aşırı ve hızlı enflasyonlarda, zekalarını ve pratik bilgilerini borsa taktiklerindeki ustalıklariyle birleştirebilen spekülatörler, büyük şirket sahipleri, bankalar, iktidara yakın imtiyazlı kişi ve kurumlar hayret uyandırabilecek önemde çıkarlar elde etmektedirler. Ayrıca enflasyon, sanayi girişimcilerine de yaramaktadır. Emisyonun hissedilir artışlar gösterdiği kronik enflasyonlarda, ticari aracılar ve tüketiciye doğrudan doğruya mal ve hizmet arzedenler, avantajlı bir ortamda faydalanmaktadırlar.

Ama sabit gelirlerle yaşayanlar, enflasyonların dilsiz kurbanlarıdır. Enflasyon şuurunun uyanmadığı ortamlarda, ücretler fiyatlara gecikerek intibak etmektedir. Uzun süreli kronik enflasyonlar, memur, işçi ve emekli sınıfının aleyhindedir.

Enflasyonun yaşandığı dönemlerde, özellikle milli karakter ve ahlak temelle­rinden sarsılmaktadır. Manevi ve ahlaki değerler küçümsenmektedir. Kumar düşkünlüğü yayılmaktadır. Keyif verici maddeler tüketimi artmaktadır. Gıda şartları bozulmakta ve genel sağlık durumu sarsılmaktadır. Yolsuzluklar çoğalmaktadır. Polis vak'aları, trafik kazaları ve boşanmalar yoğunlaşmaktadır.

Uzun süreli kronik enflasyonlar öğretmenlerin de sosyal statülerini ve geçim şartlarını geriletmektedir. Dolayısıyla yeni kuşağın eğitim ve kültür seviyesi düşmekte ve gençler dejenere akımlara kolaylıkla sürüklenmektedirler. Dejenere çocukların oranı, enflasyondan iktisaden yararlanmış ailelerde daha yüksek olmaktadır.

Sonuç olarak enflasyon, topluma bozgunla sonuçlanmış bir savaştan daha pahalıya mal olmaktadır. Bir an önce enflasyonla ve onun etken olduğu yolsuzluk ve çürümüşlükle ciddi biçimde mücadele etmek ve bu sorunları gidermek için gerekli önlemlere başvurmaktan başka çare inanın yoktur. Ülkemiz bu sorunlardan kurtulma potansiyeline ve imkan kabiliyetine sahiptir. Yeterki halk bilinçlenip hak ve hukukunu oy verdiği siyasilerden talep etsin ve ısrarla peşine düşsün düşüncesindeyim.

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar