WhatsApp
Advert
Advert

Tevekkül

Yayınlanma Tarihi :
author

Şükrü KABUKÇU Manisa İl Müftüsü

Tevekkül

Her Müslüman hayata imanın öğrettiği değerler ile bakar. Hayatın içinde fert ve toplum için kolaylıklar ve zorluklar vardır. Karşılaştığı olaylarda çözüm üretirken inandığı değerler birinci etkendir. Yaşadıkları, bilgisi ve tecrübesi çözüm için kendisine katkı sunar.

Bir de yaratılış gereği bizim değiştiremeyeceğimiz kurallar vardır. Mesela, kışın havalar soğur. Yazın da havalar ısınır. Bunlara fizik kanunları da deriz. Bunun haricinde dünyadan istifade etmemiz için de her insanın emek vermesi yani çalışması gerekir. Düşündüklerimizin yerine gelmesi için biz dua ederiz. Ama hepimiz biliyoruz ki dua iki şekilde olur: Fiili dua ve kavli dua. Yine güzel bir söz vardır: orman için dua etmek, fidan dikmektir diye.

İnsan yaratılışı gereği yardım ister, dayanır veya güvenmek ister. Bunun karşılığı tevekkül kavramıdır. Sözlükte “Allah’a güvenmek” anlamındaki vekl kökünden türeyen tevekkül “birinin işini üstüne alma, birine güvence verme; birine işini havale etme, ona güvenme” mânasına gelir. (DİA) Biz her işi kendimiz yapamayız. Hem iş bölümü hem de fiziken yapamadığımız işler için bir başkasından isteyebiliriz. Veya makinalardan istifade ederiz. O zaman güvenmeyi yani tevekkül etmeyi nasıl anlamalıyız?

Bunu bize en güzel şekli ile anlatan Efendimiz (s.a) şu mübarek sözleridir. Bu bizim coğrafyada darb-ı mesel haline de gelmiştir.

Enes b. Mâlik şöyle anlatıyor:

“Bir adam, "Ey Allah"ın Resûlü! Devemi bağlayıp da mı Allah"a tevekkül edeyim, yoksa bağlamadan mı tevekkül edeyim?" diye sordu. Resûlullah (sav), "Önce onu bağla, sonra Allah"a tevekkül et!" buyurdu.” (Tirmizî, Sıfatü"l-kıyâme, 60) . biz bunu deveni sağlam kazığa bağla sonra tevekkül et şeklinde ata sözü haline getirmişiz.

Tevekkülü Nasıl Anlamalıyız?

Kul, sebeplere sarılır. Fiilen ve fiziken yapması gerekenleri yerine getirmelidir. Peygamber Efendimiz (s.a) ‘in hayatı bunun en açık delili ve örneğidir. Hicret esnasında, Bedir, Uhud ve Hendek savaşları öncesinde, Mekke’nin fethi öncesinde kul olarak alınması gereken bütün tedbirleri almış ve Rabbine iltica etmiştir.

Rabbimize tevekkül etmek bizim öncelikle imanımızın gereğidir. İman etmek aynı zamanda güvenmektir. Neye güveniyoruz? Rabbimizin buyruklarının bizim en tek güvenilir yol olduğuna inanıyoruz, demektir. Şüphe etmeyiz. Emrettikleri ve yasakladıkları konusunda itiraz etmeyiz, edemeyiz. Yani farzlar ve haramlar bu konuda dinin emrettiklerini yerine getirmek Rabbimize olun güvenimizin neticesidir. Hikmetlerini araştırırız. Yine mesela haramların oluşturduğu zararları araştırırız. Ama şunu biliriz ki hikmetini bilmesek bile biz Rabbimizin buyruklarını yerine getirmek için gayret gösteririz.

Tevekkül İki Boyutludur

İlk olarak biz kul olarak üzerimize düşeni yaparız. Yani sebeplere sarılırız. Bu konuda yukarıda da bahsettiğimiz üzere peygamber Efendimiz (s.a) ‘in hayatın bizim için birinci örnektir. Yani biz tarlaya önce tohumu ekmekle görevliyiz. Bunu yaparken de mevsimine dikkat etmekle yükümlüyüz. Yine ektiğimiz tohumun özellikleri ve zamanında sulanması ve diğer hususlara da dikkat etmeliyiz. Ve sonra tabi ki Rabbimize dua edeceğiz.

 

عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) :

“لَوْ أَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَوَكَّلُونَ عَلَى اللَّهِ حَقَّ تَوَكُّلِهِ لَرُزِقْتُمْ كَمَا تُرْزَقُ الطَّيْرُ تَغْدُو خِمَاصًا وَتَرُوحُ بِطَانًا.”

 

Ömer b. Hattâb"ın naklettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Eğer siz gereği gibi Allah"a tevekkül etmiş olsaydınız, tıpkı sabahleyin kursakları boş olarak çıkıp (akşam) doymuş bir şekilde dönen kuşların rızıklandırıldığı gibi sizler de rızıklandırılırdınız.”(Tirmizî, Zühd, 33;  İbn Mâce, Zühd, 14). Bu hadisi şerifte “gereği gibi tevekkül etmek “ ifadesi önemlidir. Kuşlar sabahleyin rızıklarını aramak için kanat çırpıyorlar. Gayret gösteriyorlar.

İkinci olarak Rabbimize sığınmaktır. Bizim elimizde var olan her türlü maddi imkânlar sınırlıdır. Ayrıca dünyalık birçok şeye sahip olmak istediğimiz her türlü neticeyi almak için bize fırsat ve imkân vermez. Bizim insan olarak imkânımız ve dahlimiz sınırlıdır. Mekke’nin fethi sonrası Huneyn Savaşı bu konuda acı bir örnektir. Tevbe suresi 25 ve 26. Ayetlerde şöyle buyruluyor. “Allah birçok yerde, bu arada Huneyn Savaşı’nda gerçekten size yardım etmiştir. O gün çokluğunuz sizi böbürlendirmiş, fakat bunun size hiçbir yararı olmamıştı; o yer geniş olmasına rağmen size dar gelmiş, nihayet geriye çekilmeye başlamıştınız. Bunun üzerine Allah, peygamberinin ve müminlerin üzerine kendi katından bir güven duygusu indirdi, bir de göremediğiniz askerler gönderdi ve böylece inkâr edenlerin cezasını verdi. İşte bu, inkârcıların hakettiği karşılıktır. “

Enes b. Malik’in naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Kişi evinden çıkacağı zaman, "Bismillâh, tevekkeltü alâllâh, lâ havle velâ kuvvete illâ billâh." (Allah’ın adıyla. Allah’a tevekkül ettim. Güç ve kuvvet sadece Allah’tandır.) dediğinde (ona) şöyle denilir: "(İşte şimdi) sana rehberlik edilir, ihtiyaçların karşılanır ve korunursun…"” (Ebû Dâvûd, Edeb, 102-103)

Tevekkül Ve Sabır

Tevekkülün sonrasında kul bazı zorluklarla karşılaşabilir. İşte asıl o zaman tevekkül anlam kazanmaya başlar ki, kul zorluklar karşısında Rabbine isyan etmez. Uhud savaşında gerekli tedbirler alınmış, okçular tepesindeki bazı Müslümanların talimata uymaması sebebiyle sıkıntı çekilmişti. Ama sonucunda hem Efendimiz (s.a) hem de sahabe sabır ve metanetle sonuca katlandılar. Şehitlerini defnettiler.

Başladığımız bir işte her zaman aynı sonucu alamayabiliriz. Örneğin sınav için dersini çalışan öğrenci sınavda istediği sonucu alamayabilir. Ama önemli olan sınav için gerekli hazırlığı yapmaktır. Karşılaştığımız zorluklar karşısında meşru çareler aramaktır. Biz üzerimize düşeni yaparız ve karşılaştığımız sonuçlara sabrederiz. Nahl suresi 41 ve 42. ayette şöyle buyrulmaktadır:

وَالَّذٖينَ هَاجَرُوا فِي اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا لَنُبَوِّئَنَّهُمْ فِي الدُّنْيَا حَسَنَةًؕ وَلَاَجْرُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۘ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَۙ اَلَّذٖينَ صَبَرُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

“Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, onları dünyada güzel bir şekilde yerleştireceğiz. Eğer bilirlerse âhiretin mükâfatı elbette daha büyüktür. Onlar, sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir.”

Tevekkül, imanın gereğidir.

Tevekkül, boş durmak değildir, bilakis öncelikle kulun üzerine düşeni yapmasıdır.

Tevekkül, tembellik değildir.

Tevekkül, güç ve kudret sahibinin Rabbimiz olduğunu iyi bilmek ve insan olarak imkânlarımızın sınırlı olduğunu bilmektir.

Tevekkül, razı olmanın diğer bir boyutudur.

Tevekkül, kendi ve etrafı ile barışık olmaktır.

 

AZİMDEN SONRA TEVEKKÜL

 
" - Allaha dayanmak mı? Asırlarca dayandık!
Düştükse bu husrâna, onun nârına yandık!
Yetmez mi çocukluktaki efsâneye hürmet?
Hâlâ mı reşid olmadı, hâlâ mı bu ümmet?
Dersen ki: ufuklarda bir aydınlık uyansın;
Mâziye ateş vermeli, baştan başa yansın!
Şaşkınlık olur köhne telâkkileri ihyâ;
Şeydâ-yı terakki, koşuyor baksana dünya.
Elverdi masal dinlediğim bunca zamandır;
Ben kanmıyorum, git de sen aptalları kandır!"



- Allah'a değil taptığın evhama dayandın;
Yandınsa eğer, hakk-ı sarihindi ki yandın.
Meflûc ederek azmini bir felc-i irâdi,
Yattın kötürümler gibi, yattın mütemâdi!
Mâdem ki didinmez, edemez, uğraşamazsın;
İksir-i beka içsen , emin ol yaşamazsın.
Mevcûd ise bir hakk-ı hayat ortada şâyet,
Mutlak değil elbette, vazifeyle mukayyet.
Takyid-i İlahi ki: bilâ-kayd ona münkaad.
Kalbinde cihanlar darabân eyleyen eb'âd.
Lâ-kayd olamazdın, biraz insâfın olaydı,
Duydukça bütün sine-i hilkatten o kaydı.



"Allah'a dayandım!" diye sen çıkma yataktan...
Mânâ-yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan!
Ecdâdını zannetme asırlarca uyurdu;
Nerden bulacakdın o zaman eldeki yurdu?
Üç kıt'ada, yer yer, kanayan izleri şâhid:
Dinlenmedi bir gün o büyük nesl-i mücâhid.
Alemde "tevekkül" demek olsaydı "atâlet"
Miras-ı diyânetle yaşar mıydı bu millet?
Çoktan kürenin meş'al-i tevhidi sönerdi;
Kur'an duramaz, nezd-i İlâhiye dönerdi.



"Dünya koşuyor" söz mü? Beraber koşacaktın;
Heyhât, bütün azmi sen arkanda bıraktın!
Mâdem ki uyandın o medîd uykularından,
Bir parçacık olsun, hadi, hiç yoksa, kımıldan.
Ensendekiler "leş" diye çiğner seni sonra;
Ba'sin de kalır tâ gelecek nefha-i Sûra!
Çiğner ya, tabi, ne düşünsün de bıraksın?
Bir parça kımıldan diyorum, mahvolacaksın!
Dünya koşuyorken yolun üstünde yatılmaz;
Davranmayacak kimse bu meydana atılmaz.
Müstakbeli bul, sen de koşanlarla bir ol da;
Mâziyi, fakat, yıkmaya kalkışma bu yolda.
Ahlâfa döner, korkarım, eslâfa hücumu:
Mâzisi yıkık milletin âtisi olur mu?



Ey yolcu uyan! Yoksa çıkarsın ki sabâha:
Bir kupkuru çöl var, ne ışık var, ne de vâha!
 

 

 

begendim
1
Begendim
bayildim
1
Bayildim
komik
1
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar