Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde kamuoyunu sarsan sahte diplomalılar listesi yayımlandı. Hukukçusundan mühendisine, öğretmeninden psikoloğuna kadar onlarca ismin, sahte diplomalarla kamuya, akademik dünyaya, hatta özel sektöre bile sızdığını öğrendik. Bazılarının not ortalaması 0.64 iken, 3.29’a çıkarılmış, kimi hiç kayıt yaptırmamış, ama mezun görünüyor. Kimisi doçentlik ve profesörlük gibi akademik unvanı bile almış. Ödemeler ise 250 bin TL ile 2.5 milyon TL arasında değişiyor, hatta kripto para ile bile ödeme kabul edilmiş!
Öte yandan bugün 2019-2023 yılları arasında bir müteahhit liderliğindeki şebekenin, sahte e-imza, sahte banka dekontları ve gerçeğe aykırı değerleme raporları kullanarak, proje aşamasındaki konutları muvazaalı şekilde yabancılara satarak Türk vatandaşlığı kazandırdığını öğrendik. Geçen yıl CİMER’e yapılan ihbarla başlatılan ilk soruşturmada İstanbul’da 146 taşınmazın usulsüz satış yoluyla 870 yabancıya vatandaşlık verildiği tespit edilmiş.
Ben şahsen bu duyduklarıma hiç şaşırmadım, hatta bu işleri, yani başkalarının hakkını yiyerek ve diğer insanlara kötülük yaparak yaşamını sürdüren insanların her geçen gün çoğaldığını çevremden zaten gözlüyordum. Öte yandan şu ana kadar bu fena işleri yapıp yakalanmayanların, tespit edilenlerden fazla olduğuna da eminim, çünkü ülkemizde zaten var olan çürümenin boyutları her geçen gün daha fazla arttığını düşünüyorum.
Örneğin Hazine arazilerine gecekondu yapıp, sonra da bu gecekondulara tapu alıp, kat karşılığı satıp zengin olanlarla, sahte diplomayla doktor, mühendis veya akademisyen olanların bence hiç bir farkı yoktur. Mesela sınav sorularını bir şekilde önceden ele geçirip, diğerlerinin önüne geçenlerin son yaşanan vakalardan hiçbir farkı yoktur. Ayrıca eskiden sahte kimlik kartı veya pasaport çıkarmak yeraltı ve istihbarat örgütlerinin işi idi, şimdi bu işler belli ki hem kolaylaştı, hem de rutinleşti, çünkü tespit edilen bu vaka ilk değil. Esasen sahte diploma basmak o kadar da önemli değil, bence mühim olan bu sahte diplomaların devlet veritabanında kayıtlarını değiştirebilmektir. Çünkü diploma kaydını değiştirebilen, yarın tapu kaydını veya banka hesaplarını da değiştirebilir. Bir bakmışınız birgün biri gelip, baba yadigarı evinizden “çık, burası benim” veya “bankada paranız kalmadı” diyebilir!
Bence bu sorunun, yani corruption’ın gitgide yaygınlaşmasının kaynağı birey değildir, çünkü bu olaylar bir bireysel suç değil, devletin dijital altyapısına yönelik organize bir saldırıdır. Çünkü sahte diploma işlemlerinin çoğu BTK onaylı e‑imzalarla, yani resmi kimliklerle yapılmış. Örneğin vefat etmiş kişilerin e‑imza sertifikaları aktif edilmiş. Öğrenci işleri yöneticilerinin kimlikleri taklit edilmiş. Mezun görünmek için transkriptler dijital olarak değiştirilmiş. Not yükseltme işlemleri yapılmış, sistem ise “gerçekten öyleymiş” gibi davranmış. Yani mesele sadece sahtecilik değil, bunu yapanların bu kurumları çok iyi bildiğine, hatta içeriden birilerinin olduğuna işaret ediyor ve bu durum, meselenin aynı zamanda bir güvenlik ve ulusal kapasite sorunu olduğunu ortaya koyuyor.
Sahte doktor, sahte mühendis, sahte psikolog, sahte öğretim üyesi, sahte konut, ne ararsan var! Bu şekilde diploma elde eden bir öğretmen, binlerce öğrenciyle temas kurdu. Bir psikolog, belki intihara meyilli bir hastayla görüştü. Bir mühendis, büyük bir yapının statik hesabına imza attı. Bir eczacı, reçeteye dokundu, belki de hayat kurtarması gerekiyordu. Bir Ukraynalı satın aldığını sandığı konutla Türk vatandaşı olmuş, ama ortada evi falan yok! Öte yandan bu sahtekarlıkları yapan veya yaptıran sayısı da öyle böyle değil, ciddi rakamlara ulaşmış!
Öbür yandan bu kişilerin hiçbiri aldıkları diplomaların niteliklerine sahip değil, çünkü o diplomalar sahteydi ve işin en tehlikeli kısmıysa bu kişilerin büyük bir kısmı muhtemelen hala görevde! Bunu neden söylüyorum; 2016’daki Fetö kalkışması sonrası aradan nerdeyse 10 yıl geçmesine rağmen, o örgütün hile ile kamu görevine sızdırdığı kişileri hala ayıklayamadık, anlayacağınız bu işi ortadan kaldırmak hiçte kolay değil!
Bence sistemimiz çökmeye yakın seviyeye ulaştı, peki bu kötülükler dünyası yaygınlaşırken sizce biz ne yapıyoruz? Sanırım bizler gibi bu gelişmelerden endişe duyup, kişisel tedbirlerini artıranlar olmasına rağmen, büyük çoğunluk “Aman canım, ne var bunda…” diyor! Veya bu işler siyasiler arası suçlamalara dönüştürülüp sulandırılıyor, mecrasından çıkarılıp partileri savunmaya yöneltiyor.
Artık yeter sevgili dostlar, son yıllarda Fetöyle başlayıp her geçen gün ülkenin liyakatiyle, gençlerinin emeğiyle, alın teriyle oynayan bir illegal güruhla karşı karşıyayız ve daha da önemlisi yetkililer yeterli tedbirleri almıyor, halkta “bitsin artık bu iş” demiyor!
Bu işlerin kamuda belli yetkilere sahip, yani yönetici pozisyonunda olan veya bilgi sistemleri gibi kritik yerlerde görev yapan kişilerden destek ve yardım almadan yapılması mümkün değildir. Ama bu insanların yakalanması için hiç bir girişimden haberdar değiliz, hatta kamuoyunda bunların korunduklarına dair bir algı bile var!
Eğer bu konuya da “gündem nasıl olsa değişir ve unutulur gider” diye bakarsak, yarın sahte diplomalı bir adamın elinden yaşanan bir felaket ile karşılaşabilir. Ayrıca bu işi sadece para için yapıldığı algısı da hatalı olabilir, belki de çeşitli nedenlerle kendi ülkemize düşman ettiğimiz (!) ülkelerin istihbarat örgütlerinin işidir ve gittikçe de yaygınlaşabilir.
Bir Türk vatandaşı olarak önerim şudur; tespiti yapılan bu kişiler ile buna destek olan kamu personeli şiddetle cezalandırılmalı, kamuda, özelde veya bir STK'da bir daha görev alması mutlaka engellenmeli, daha da önemlisi istihbarat örgütleri ile ilişkileri dikkatle incelenmelidir, tespit edilemeyenler için ise gayretler çoğaltılmalıdır.
E-devlet, YÖK ve BTK sistemleri tekrar denetlenmeli, bunların yöneticileri ile bilgi sistem personelinden siyasi mülahazalarla atananlar dahil, ayrı bir güvenlik tahkikatından geçirilerek uygun olmayanlar derhal görevden el çektirilmelidir.
Sahte e‑imza sistemini kuran, sürdüren veya buna göz yuman yada yetersizliği nedeniyle farkında bile olmayan tüm bürokratlar idari soruşturmayla geçiştirilmemeli, gerekirse görevden uzaklaştırılmalı ve ceza soruşturmasına tabi tutulmalıdır.
Bence bu mesele, siyasilerin günlük tartışma istihkakları gibi görülen “listelik” bir konu değildir, devlet güvenliği meselesidir. Bu nedenle ülkemizde yaygınlaşan corruption’un bu vesile ile üstüne gidilmeye başlanması için tüm siyasi partilerce bir girişim başlatılarak, Türk halkının bu berbat gidişatın farkına varması sağlanmalıdır!
Unutmayalım ki bu ülke, çalınan diplomalarla veya haklarla değil, hak ederek alınan emeklerle yükselecektir! Artık kendimize gelme zamanıdır. İyilik nedir, kötülük nedir kavramları toplumda işlenmeli, kötülükler Türk toplumunun gündeminden artık çıkarılmalıdır! Ayrıca küçük büyük hepimizin bu konuda kendisine görev düştüğü kanısındayım.
Aydınlık bir ülke ve dünya için ele ele verelim, hepinize sağlık ve huzur diliyorum…
Yorumlar