Aslında “Tahtakale” İstanbul/ Eminönü’nde bir mahalledir, ancak ismini söz konusu mahalleden de alsa asıl bahsedilen yer, Kapalıçarşı'nın hemen yanında yer alan Altıncılar Sokak'ta bulunan gayrıresmi döviz borsasıdır. Buranın en önemli özelliklerinden birisi, yazılı bir kuralı ya da kaydının bulunmaması ve serbest şekilde döviz ve altın alışverişinin yapılabilmesidir.
Burası 1970’li yıllardan beri Türk piyasasının en canlı ayaklı borsasıdır. Burada her sabah erken saatlerde çok ciddi miktarda altın ve döviz telefonlar üzerinden alınır ve satılır. Benim değerli metal sektöründe çalıştığım dönemde 5-10 milyon dolar civarında seyreden günlük ortalama işlem hacmi, döviz işlemlerine getirilen vergi ve komisyonlar nedeni ile bugünlerde 40-50 milyon dolara kadar ulaşmıştır. Bölgede hizmet veren simsarlar, işlem hacminin bazı günler 100 milyon dolara kadar çıktığını söylüyorlar.
Burada yazılı bir kural yoktur, hiç bir kayıt kuyudat tutulmaz ve devletin hiç bir müdahalesi olmadan (hatta bazen kamu’nun da alıcı veya satıcı olabildiği) komisyonsuz ve vergisiz serbest şekilde döviz ve altın alışverişi yapılır. Ayaklı Borsa’da hemen her döviz ve büyük kuyumcu firmalarının simsarları vardır, her simsarın elinde 3’e yakın telefon bulunur ve her sabah erken saatlerde oluşan döviz fiyat iniş çıkışları takip edilerek firmaların karar vericilerine bildirilir. Döviz alışverişi yapanlar 20 bin, 30 bin dolar veya 3 kilo altın yerine 20-30-3 gibi kısaltmalar kullanır, küçük meblağlarla pek işlem yapılmaz ve yüksek hacimli alışverişte fiyatta anlaşılması halinde simsarın bağlı bulunduğu ya da birlikte çalıştığı döviz veya kuyumcu bürosuna gidilerek işlemler tamamlanır. Bu arada o mekanda çıkan seslerden istifadeyle piyasada o günkü fiyatlar oluşur. Bölgede 50’ye yakın simsar bulunur, bunlar döviz bürosu ve kuyumcuya bağlı olduğu gibi kendi hesabına da çalışabilirler.
Bu borsanın kendine has raconu vardır, söz senettir, çuvalla taşınan paraların tek kuruş bile eksik gedik olmadan, o sokakta her gün böylesine el değiştirebilmesinin sebebi güven’dir. Orada “para eşittir güven” dir, söz ağızdan çıktıktan sonra geri dönülemez. Bölgede tanınmayan simsarlarla iş yapılmaz, hemen herkes birbirini tanır. Ülkenin döviz piyasası önce burada oluşur, daha sonra serbest piyasaya (döviz bürolarına) ve bankalara yansır. Burada oluşan fiyat daima bankaların işlem yaptığı fiyatın üstündedir, bu nedenle yüksek hacimli işlem yapacaklar ile zamanı müsait olanlar Kapalıçarşı veya Kuyumcukent piyasasına giderler.
Bu borsada yapılan işlemlerden nedense devlet hiç vergi ve/veya komisyon almaz/alamaz, öte yandan müdahale de etmez/edemez, sanırsam ederse ülkede finansal kriz çıkabileceğini düşünür! Ki 1978 yılında dönemin Başbakanı Bülent Ecevit böyle bir girişimde bulunduğu zaman, ülke ekonomisinin sıkıntıya düştüğü dilden dile anlatılır. Anlayacağınız döviz piyasası, devletin kontrolü dışında ve hiç bir vergi ödenmeden kendiliğinden oluşur.
Sanırım modern bir devlet olmak ve çağdaş bir piyasa oluşturabilmek için yeterli şartları hala taşıyamadığımızdan olsa gerek, nerdeyse Orta Çağdan kalma bir piyasa sistemine devlet olarak müdahil olup piyasayı bir türlü kontrol edemiyor, büyük paralar dönen işlemlerden hiç vergi/komisyon alamıyor ve belli sermaye gruplarının kontrolüne terk ediyor, ama bütçe açıklarını gidermek için emeği ile zar zor geçinen insanların vergilerini yükseltmekten de hiç çekinmiyoruz. Örneğin çalışanların brüt ücretleri içinde yer alan “işveren payı” ismindeki meblağı işletmeden kesip, sanki bu onun hakkıymış gibi işverene vergi iadesi öderken, çalışandan ise “kademeli vergi dilimi” uygulaması ile her ay eksilen oranda ücret ödeyerek onların yaşamlarını sıkıntıya sokmaktan hiç çekinmiyoruz. Öte yandan çalışanlar için uyguladığımız artan orandaki vergi dilimi uygulamasını sermaye sahipleri veya işletmeler için uygulamayı uygun bulmayan veya buna ses etmeyen, hatta bu adaletsizliğin farkında bile olmayan, emeği ile geçinen insanların haklarını korumak için meclise gönderilen siyasiler ise, maalesef ki sadece oy zamanı halkı hatırlamakta, diğer zamanlarda da adaletsiz vergi sistemlerini savunan egemen unsurlarla kolkola yaşamlarını sürdürmektedirler! Halkımız ise maalesef bu durumdan bihaber olduğu gibi, haberdar olanlar da sadece seyirci kalmaktadır.
Her aksaklıkta temenni ettiğim gibi, önce durum farkındalığı oluşması, daha sonra da bu aksaklığın da kısa sürede düzelmesi umuduyla iyi Pazarlar dilerim.
Yorumlar