WhatsApp

ÜLKEMİZ NEDEN DİĞER ÜLKELERE NAZARAN DAHA PAHALI?

Yayınlanma Tarihi :
author

Selami TÜTÜNCÜOĞLU

Yurt dışına sık seyahat eden birisi olarak ülkemizin artık çok pahalı olduğunu kanıtlama ihtiyacı duymuyorum, çünkü bunu net biçimde ülkemizin her yerinde yaşıyoruz. Eminim en az birkaç pahalı harcama kalemi herkesin zihninde belirmiştir. Eskiden bunu çoğunlukla yeme-içme sektörü için dile getiriyorduk. Ama artık her alanda bariz biçimde pahalı olduğumuz aşikar.

Beni makalelerimle tanıdığınızı düşünüyorum, biliyorsunuz görüşlerimi bilimsel verilere dayandıran bir yapım vardır, bunun dışında yapılan yorumların benim için pek önemi yoktur, hatta çoğunlukla bunlar kahve muhabbetine dönen kişisel gözlem ve/veya kanaatlerdir. Öte yandan bazı analistler de veri kullanıyor, ama ya kullandıkları verilerin kalitesi düşük ve/veya çarpıtıldığı için doğruyu yansıtmıyor, bu nedenle de objektif olamıyorlar, kişisel kanaatlerine ve/veya duyulmak/görülmek istenen sonuçlara yönelerek masa başında dizayn edilerek kendilerine sunulan verilere esir olmuş durumdalar. Öyle ki, hemen hergün hatalı davrandıklarını yazdığım en azından bürokrat seviyesindeki Ekonomi Yönetimini bile bazen eleştirmenin haksız olduğunu düşünüyorum, zira onlar da önlerine konan verilere bakarak analiz yapıyorlar. Bu durum da elbette kaçınılmaz olarak hatalara yol açıyor. Dikkate alınacağını hiç sanmıyorum ama ben yine de belirteyim; ahlak seviyesi yüksek, siyasi kaygıları olmayan, ciddi seviyede akademik eğitim almış ve uzun süreli saha tecrübesi olan kişileri bu tür önemli kararların alındığı makamlara oturtmamız gerekiyor, diğer türlü objektif olmayan verilerle ve insanlarla doğru sonuçlara asla ulaşamayız! Eğer önerdiğim hayata geçirilirse açıklanan resmi rakamlarla, genel temayül arasındaki zıtlıklar daha iyi anlaşılabilir düşüncesindeyim.

İzninizle şimdi de neden pahalıyız sorusunu cevaplayayım. Öncelikle Türkiye'de varlık fiyatları, son dönemde yaşanan uzun ve yüksek seviyeli enflasyonun etkisiyle doğru konumlanmamıştır. Bunun en başında gayrimenkul fiyatları gelmektedir. Örneğin fiyat istikrarının ciddi biçimde savrulduğu bu rüzgardan faydalanan bazı insanlar, bundan 15-20 yıl önce 100 bin dolara satınaldığı ve artık yıpranmış bir konuta, şu sıralar 400 bin dolar fiyat biçiyorlar, hatta bu fiyata alıcı bile bulabiliyorlar. Çünkü ülkemiz insanının iktisadi okuryazarlık seviyesi malesef çok düşük, bu durum değerlemelere tesir ederek, bu insanların spekülatör ve manipülatörlerin söylemlerine esir olmasına sebep oluyor. Hatırlarsanız bu konuları makalelerimde defalarca bilimsel çalışmalara dayandığı biçimde detaylı bir şekilde analiz etmiş, konut fiyatlarının ve özellikle alt ve orta gelir grubu için kiraların toplam harcama paketindeki payının artışına işaret etmiştim. Nitekim inanmakta güçlük çektiğimiz TÜİK'in hanehalkı tüketim harcaması anketi bile bu görüşü teyit etmektedir. Konutun payı 2022 yılında %22.4 iken, 2023'te %23.9, 2024'te ise %26.0’ya yükselmiştir. Hatta %20'lik düşük gelir grubunda bu oran, %33.2'ye kadar yükselmiştir. Bunları dikkate aldığımızda astronomik seviyeye ulaşmış gayrımenkul satış fiyatlarını ve kiraları makul seviyeye indirmeden, pahalılık sorununu aşmak malesef mümkün değildir. Hatırlarsanız bundan bir sene öncesine kadar gündemimizde olan bir konu; enflasyon oranlarını düşük gösterebilmek için %25 konut kira tavan uygulaması idi ve ülke uzun süre buna maruz bırakıldı ve sonunda serbest bırakılınca da ev sahibi ile mahkemelere düşmeyen kiracı kalmadı, kira fiyatları da mahkemeler yoluyla nerdeyse 8-10 kat birden arttırıldı! Ayrıca devasa bütçe açığını kapatmak maksadıyla, ikinci konut sahibini daha yüksek vergi oranı ile cezalandırmayı planlayan bir maliye politikası uzunca bir süre tartışıldı, bereket bundan vazgeçildi, eğer yasa çıksaydı kiraların bu oranda artışı gerçekleşecek ve kiracı olarak yaşayan insanlar sokaklara düşecekti. Demek istediğim, tüm bunlar çözüme ne kadar da uzak olunduğunun bir göstergesidir.

Öte yandan hatırlarsanız 2001 yılındaki ekonomik krizden çıkılırken rahmetli Kemal Derviş tarafından atılan reform adımlarının en başında kamu ihale kanunu gelmişti; bununla kamu yöneticilerinin yolsuzluk yapma yolları tıkanmıştı. Ama bu yasa çıktığı tarihten bu güne kadar 200’den fazla değişikliğe tabii tutularak, kamu yöneticilerinin önü corruption’a açıldı! Şu duruma bakarmısınız; Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün yayımladığı 2024 Yılı Yolsuzluk Algı Endeksi sonuçlarına göre Türkiye 107. sıraya kadar düştü! Bu çok önemli yasanın delinmesiyle, Dünyanın açık ara en pahalı altyapı yatırımlarını KÖİ yöntemi ile yapıyoruz ve doğal olarak bunun bedelini pahalılaşarak bizler ödüyoruz. Yani bu gelişmelerle yolsuzluk ve çürümüşlük toplumda yaygınlaşarak, çok önemli bir doğrudan ve dolaylı maliyet unsuru haline geldi! Bu arada bazı kesimlerin hızlı ve açıklaması zor zenginleşmesini de bu unsurla açıklamak mümkün. Doğal olarak önümüzdeki pastaya hakkı olmayan bir çok insan saldırdığında, bize fazla bir şey kalmıyor ve hayat pahalılaşıyor!

Ülkemizde hemen her alanda verimsizlikler çok fazladır ve bu durumda pahalılık yaratıyor. Verimsizliğin malumunuz birçok nedeni var, ama bence en büyük nedeni aileden başlayıp okullara kadar uzanan eğitim sisteminde yaşanan sorunlar ve bunun etkisiyle maruz bırakıldığımız kalitesizliktir. Küresel eğitim sıralamasında en son ankete göre malesef 55. sıradayız. Kabiliyet, ehliyet, liyakat alanlarında ciddi zaaflarımız var, karar makamlarında yetersiz ve/veya dürüstlüğü tartışılır insanların yer alması, ahlaklı ve yeteneklilerin yolunu tıkamaktadır ve gelişme ataletimiz bu yüzden bir türlü kırılamamaktadır.

Toplumumuza manevi açıdan zarar veren günlük o kadar çok olumsuz vaka ile karşılaşıyoruz ki, dürüst insanlarımız bile ahlaki yönlerini sorgulamaya başlıyor. Sadece ticari değil, hemen her alanda ahlaki sorunlarla karşı karşıyayız. Fırsatçılık diye ifade edilen, ama aslında istismarcılık vakası olan o kadar çok fazla durumla karşı karşıyayız ki, hangi birisine ne işlem yapılacağını, kimi kime şikayet edeceğimizi tahayyül edemiyoruz. Bu durumda pahalılık sorunumuzu artırıyor. Örneğin Urla'da 1 porsiyon vasat kalamar 700-800 TL iken, Sakız Adasında açık ara daha kalitelisi 7-8 Euro’ya satılıyor. Bugün Çeşme’de orta seviyeli bir restorana gidip karnınızı doyurduğunuzda kişi başı 1.500-2.000 TL talep ediliyor, New York’ta aynı düzeyde bir yerde 20 dolara tıka basa karnınızı doyurabilirsiniz. Ülkemizde bu fiyatların alıcısı da olduğu için, iktisattaki arz-talep dengesi kurulup sorun yok gibi görünüyor, ama “moral hazard” dediğimiz topluma verilen manevi zararın haddi hesabı yok inanın, bu olumsuz örnekleri gören ve fiyat artırma imkanı olan herkes aynını uyguluyor ve pahalılık almış başını gidiyor!

Son olarak ülkemizde devletin, halka hizmet veren bir kuruluş olmak yerine sadece vergi salan bir kurum haline dönüşmüş olması ve siyasilerin halktan kopuk yaşaması sonucu, harcamalarında hiç bir kısıntıya gitmemeleri nedeniyle oluşmuş devasa bütçe açığını azaltmak için, devlet tekelindeki ürün ve hizmet vergi ve harçlarına zam yapmayı periyodik hale getirmesi ve bunun mantık sınırlarının ötesinde yüksek olması sonucunda, bu durumun maliyet enflasyonuna yol açması elbette pahalılığın diğer önemli bir sebebidir. Bir otomobil almaya kalktığınızda ödediğiniz ÖTV ve KDV ile 2 adette devlete araba almanın rutinleştiği, bir işçi çalıştırdığınızda neredeyse bir işçi parası kadar devlete çeşitli kanallardan ödeme yapıldığı bir ülkede pahalılık bitmez sevgili dostlar! Lütfen bir esnafa yada küçük seviyeli bir işletmeye girdiğinizde sahibi ile oturup konuşun, her yeni çıkan mevzuat ile üzerinde giderek artan devletin maliyet yükünü size anlatsın, anlatılanları duyduğunuzda bu maliyetlerden kaçınmanın onlara hak olduğunu düşünürsünüz, çünkü mevzuata tam uyduğu zaman esnafın cebine hiç bir şey kalmayacaktır. Sürekli akaryakıta yapılan zamlarla ulaştırma giderlerindeki muazzam artışı geçtim, elektrik, su, doğalgaz, internet ve telefon gibi iletişim araçlarının maliyetlerinin periyodik yükseltilmesi ülkemizi aşırı pahalı bir hale getirmiştir.

Çözüm akıl ve bilim yoluna dönmektir. Eğer seçim kazanacağız, illaki iktidarda kalacağız düşüncesini terk edip, vatandaşı ve halkı düşünen bir yola girilip, iktisat biliminin kurallarına riayet etmeye başlanırsa emin olun hemen herşey zaman içinde düzelecektir. Çünkü serbest piyasada denge çabucak kurulur, yeterki siyasiler buna halkın çıkarları dışında müdahale etmesin! Fakat bu durumun toplum kesinlerince talep edilmesi şarttır, ki sorun bence o noktadadır düşüncesindeyim.

begendim
1
Begendim
bayildim
1
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar