Bugün sizlere insanoğlunun geleceği ile ilgili çok önemli bir meselenin ulaştığı endişe verici nokta hakkında bilgi vereceğim. Bildiğiniz gibi çalışmalarımda gerek ekonomimizi, gerekse yaşamımızı ciddi biçimde etkilemeye başlayan “iklim krizi“ konusundaki gelişmeler konusuna sürekli dikkat çekiyorum. Son günlerde ülkemizin dörtbir yanını saran orman yangınları ile kavurucu sıcakların yarattığı su kesintileri, enerji tüketimi ve diğer olumsuz gelişmeler sonucunda milyarlarca dolarlık beklenmeyen maliyetler sonrası, bu konu tekrar bilinç düzeyi yüksek insanların gündemine girdi. Malesef kamuoyunda bu konuda bilinç düzeyi tam olarak oluşmamış olsa bile, bugün bu konuda son dönemdeki önemli gelişmeler hakkında sizleri bilgilendirip, farkındalık düzeyimizin yükseltilerek bu konuya insanoğlunun daha fazla yönelinmesi gerektiğini vurgulayacağım.
İzin verirseniz sözlerime işin vahametini göstermek açısından medyada rastladığım çarpıcı bir başlıkla başlayayım; “Bilim insanları uyarıyor: “İşimiz Allah’a kaldı” dönemi başlamış olabilir!”
Son dönemdeki gelişmelerden sonra realite maalesef şu ki; sıcaklıkta yükseliş öyle bir hal almış durumda ki, bilim son bir yılda yaşanan değişimi açıklamakta zorlanıyor ve konunun uzmanları tedbir almakta geç kalındığını ve gidişatın iyi olmadığını söylüyorlar.
Sanırım son dönemde yaşadığımız farklı iklim felaketleri ve değişimlerinin etkisiyle, üzerinde yaşadığımız gezegeni 50 yıl öncesine kıyasla daha iyi tanıyor ve havalar nasıl olursa olsun atmosferdeki geleceğimizin pek iyi olmayacağını tahmin edebiliyoruz. Her ne kadar bilim adamları siyasi liderleri son yıllarda sürekli uyarıyor olsa bile, maalesef uyarılar pek dikkate alınmıyor ve geçen yılın mart ayı sonlarından bu yana sıcaklık rekorları kıran bir dünyanın yangınlar, kuraklık, kuraklığa bağlı göç ve göçe bağlı daha çok gerginlik ve çatışma ile karşı karşıya olduğunun artık yavaş yavaşta olsa farkına varmaya başlandığını düşünüyorum.
İnsanın doğasında var, karamsar haberlerden uzak duruyoruz, sanki ülkemizde hiç yaşamayacakmışız gibi deprem ve küresel ısınma haberleri o kadar da ilgimizi çekmiyor, bu nedenle de küresel ısınmanın sonuçlarını tam olarak tahayyül etmekte zorlanıyorduk, ama son dönemdeki orman yangınları inşallah artık bazı tedbirler almamız gerektiği gerçeğini gözümüze sokar!
Sıkıntılı geçmişi unutmayı, gelecekte başımıza gelecek muhtemel sorunlara pek aldırış etmeden bugünü yaşamayı tercih eden yaratıklarız maalesef. Emperyal ülkelerin delege ettiği ülke ve terör örgütlerinin birbirine drone’larla, balistik füzelerle saldırdığı; yeni bir Soğuk Savaş dönemine girdiğimiz söylemlerinin ayyuka çıktığı bir sırada belki de bu tercihimizde biraz da haklıyız. Öyle ya, 10-20 yıl sonra kime öle, kim kala! Diğer yandan şöyle bir endişe de var; ya bu felaketlerle karşılaşmak için 20 yılımız kalmadıysa!
Basitçe ifade etmek gerekirse sorunun özü şu; dünya sıcaklığını etkileyen tüm parametrelerin etkisini üst üste koyduklarında bile bilim insanlarının yine de bugünkü sapmanın gerisinde kaldıklarını görüyoruz. Yani bilim insanları bile dünyamızın bu kadar kötüye gideceğini bilindik bilimsel yöntemlerle hesap edememişler.
Realite şu; dünya bir yılı aşkın süredir sıcaklık rekorları kırıyor. Bilmiyorum farkındamısınız sıcaklık rekorlarını egale edip duruyoruz. İstanbul’da son bilmem kaç yılın en sıcak günü diye başlayan haberler, artık son yıllarda “İstanbul’da tüm zamanların en sıcak günü”ne evrildi. Küresel ortalama sıcaklık ise son 12 ayda endüstri çağı öncesi dönemin 1.58°C üstünde ölçüldü ve daha da önemlisi bu rakama 10 sene sonra ulaşılabileceği hesaplanıyordu.
Fakat asıl sorun bizim sıcaklığımızın artması değil, bir de denizlerin, özellikle de okyanusların ısınması sorunumuz var ki, asıl orada durum çok fena. Geçen yılın mart ortalarından bu yana deniz yüzeyi sıcaklıkları her gün yeni bir rekor kırıyor. Sıcaklıklar 2023 Mart’ından bu yana ortalamada neredeyse yarım derece artmış durumda. 2024 yılında bu fark 1 dereceyi zorlar oldu. Deniz yüzeyi sıcaklığı ise yılın başından bu yana 21°C’nin üzerinde seyrediyor ki bu görülmüş bir şey değil. Geçen ay bu değer 21.07°C’ye ulaşarak yeni bir rekor daha kırdı.
Yani okyanus sıcaklıkları yaklaşık bir yıldır öngörülebilir alanın dışında çıkmış durumda. Evet, bilim insanları dünyanın standart sera gazı emisyonlarından kaynaklanan sapmanın dışına çıkmasına sebebiyet veren birkaç faktör olduğunu ve sıcaklığın bu faktörlerin de etkisiyle standart emisyonların yol açacağı ısınmanın ötesine geçeceğini öngörüyordu. Fakat bu faktörlerin etkisi hesaba katıldığında bile bilimsel hesaplar birbirini tutmuyor.
Çünkü standart dışı durumlarla karşılaştık. Bunların ilki El Nino ve La Nina adı verilen birbirinin zıddı iki iklim olayı. Kısaca bu iki iklim olayı; Pasifik Okyanusu’nun merkezi ve doğusunda meydana gelen ısınma ve soğuma olaylarıdır; El Nino ısınma, La Nina ise soğumayı betimliyor. Okyanuslarda El Nino döneminde olmamızdan kaynaklanan bir ısınmanın yaşanacağını bilim insanları zaten tahmin ediyordu. Fakat bilim insanları El Nino kaynaklı ısınmanın yaşandığı önceki yıllara (1997-98 ve 2015-16) kıyasla çok daha hafif gerçekleştiğini tespit etti. Yani El Nino’nun ısınmaya bir etkisi oldu, ama beklenen kadar çok olmadı.
İkinci önemli faktör ise bir deniz altı yanardağ patlaması. 2022 Ocak’ında Tonga’da (bir Pasifik adası) gerçekleşen Hunga Tonga–Hunga Ha‘apai volkanik patlaması okyanusun içine büyük miktarlarda lav püskürmesine ve lavların etkisiyle okyanus suyunun buharlaşarak havaya çok miktarda su buharı salınmasına neden oldu. Su buharı da atmosferde sera etkisi yaratan bir gaz. Ayrıca yanardağ patlaması kurum ve aerosol bulutlarının (aerosol bir sıvının ve bazı katı maddelerin gaz içinde dağılması demek, spreyler, duman ve sis gibi) doğrudan havaya karışmasına da yol açtı. Kurum ve aerosol güneşin etkisini azalttığı için bir miktar soğuma sağladı, ama su buharının sera etkisini dengeleyemedi ve dünyamız biraz daha ısındı.
Üçüncü faktör ise oldukça ilginç ve bir çevre koruma önleminden kaynaklanıyor. 2020 yılında deniz taşımacılığındaki yakıt uygulamalarında bir değişikliğe gidildi ve bu da havaya daha az miktarda aerosol salınmasını sağladı. Uzun vadede atmosferde kirliliğe yol açan aerosol bulutlarının kısa vadede soğutucu etkisi olduğu biliniyor. Çevreye olumlu katkı yapacak olan yeni yakıt uygulaması nedeniyle atmosferdeki aerosol oranı azalınca, aerosol bulutlarına bağlı soğumada da bir miktar azalma oldu ve yerküre buradan da biraz ısındı.
Sonuçta bilim insanları sizlere açıkladığım bu üç standart dışı etkeni hesaplamalarına dahil ettikleri halde bugünkü ısınma miktarı, hesaplarının çok üstünde çıkıyor.
Endişelerin ortasında bilim dünyası kesin olarak bir şey söylemek için ağustos ayını beklememiz gerektiğini söylüyor. Yani El Nino’nun etkisinin tam olarak ortadan kalkacağı zamanı bekleyeceğiz. Eğer o zamana kadar bu anomali ortadan kalkarsa rahatlayacağız, yok kalkmazsa işte o zaman bilimin çözemediği veya hesaplanamayan alana, yani “işimiz Allah’a kaldı” alanına balıklama dalacağız!
O noktadan sonra her şey çok hızlı gelişebilir ve insanoğlu sonuçlarını çok da kestiremediği küresel ısınmanın can yakıcı etkilerine birkaç yıl içinde sert bir şekilde maruz kalabilir.
Ne gibi etkilerle karşılaşabileceğimize de kısaca değineyim. Örneğin tatlı su ihtiyacımız küresel bazda bir krize neden olabilir, yani musluklarımızdan su akmayabilir. Tatlı su eksikliğine bağlı olarak tarım alanlarımız hızla küçülebilir, küresel çapta bir kıtlık yaşayabiliriz. Bunun sonucunda elektrik üretimi tüketimi karşılamayacağından elektrik kesintilerinin rutine bağlandığı bir enerji kriziyle karşı karşıya kalabiliriz.
Böyle bir durum yaşandığında, son dönemdeki lokal çatışma haberlerinden bile hayli olumsuz etkilenen küresel ekonominin karşı karşıya kalacağı durumu tahayyül bile edemiyorum. İnsan benzeri canlılara ilişkin eldeki en eski kanıtların 1 milyon 800 bin yıl öncesine uzandığı ve ilk modern insan olan Homo Sapiens’in evrim teorisine göre 200.000- 300.000 yıl önce ortaya çıktığı gözönüne alındığında, içinde yaşadığımız bu güzel gezegene son dönemde yaptığımız bunca kötülüğü kaldıramadığı ve bizden intikamını alabileceği de akıllara geliyor.
İnşallah bilim insanlarımız biraz daha yoğunlaşarak bu acil soruna çare bulmak için insanoğluna yeni tedbirler önerir, siyasilerimiz de bir an önce bunları dikkate alır ve kalan ömrümüzü gezegenimizde huzur içinde tamamlar, gelecek nesillere de yaşanabilir düzeyde devredebiliriz.
Yorumlar