Bugün de son günlerde sürekli gündemde olan emeği ile geçinmeye çalışanların ücret artışı tartışmaları konusunu incelemek istiyorum.
Maalesef asgari ücret ve/veya memur ve emeklilere yapılacak zam tartışmalarının aylarca sürdüğü garip bir ülkede yaşıyoruz, özellikle medyanın da etkisiyle sorunun gerçek tarafları yerine, hemen herkes bu konuyla ilgili bir şeyler söylüyor. Bu durum bir ülke için hiç normal değildir. Bu nedenle de her kafadan bir ses çıkmasının ve konunun sürekli istismar edilmesinin önemli sebepleri olduğunu da inkar edemeyiz.
Öncelikle şunu söylemeliyim; ülkemizde asgari ücretle çalışan kişi sayısı çok yüksektir. Resmi verilere göre kayıtlı çalışanların yüzde 42'si asgari ücretle çalışıyor, ancak bunun çok daha yüksek olduğu, % 60’lara ulaştığını iddia edenler vardır. Halbuki gelişmiş ülkelerde asgari ücret, ortalama ücrete yakın değildir ve asgari ücretle çalışan oran çok düşüktür. Örneğin 335 milyon nüfusu olan ABD’de resmi verilere göre 250 bin civarındaki kişi asgari ücretle çalışmaktadır, ki bu sayı çalışan nüfusun %0.15'ine denk gelmektedir.
Bizde maalesef son yıllardaki ekonomi politikalarıyla birlikte asgari ücret standart ücret haline dönüşmüş ve siyasi mülahazalar ile “daha az ücret alana, daha çok zam” politikası nedeniyle de, asgari ücretin üstünde ücret alanlar bu rakama doğru ciddi oranda gerilemişlerdir. Toplumda asgari ücret ve ona yakın ücret alanların oranının % 80’leri bile geçtiği konuşulmaya başlanmıştır.
Öte yandan ülkemizde son yıllardaki enflasyonun yüksekliğinin yanında, resmi olarak açıklanan enflasyonla, hissedilen enflasyon arasındaki farkın çok yüksek olması ile, ücret ve maaşların gerçeği yansıtmayan resmi enflasyona göre yapılması, çalışan ve emeklilerin alım gücünü ciddi oranda düşürüp yoksullaşmasına sebep olmuştur. Dolayısıyla her 6 ayda yada yılda bir kez yapılan zam görüşmeleri esnasında, hatta hemen her gün ücretlere zam meselesi ülkenin gündeminden düşmemektedir.
Öbür yandan asgari ücret ve memur maaşları her ne kadar görüntüde işçi ve işveren taraflarının içinde bulunduğu bir karar süreci sonunda belirlense de, sarı sendikaların varlığı nedeniyle, Çalışma Bakanlığı yoluyla bizzat Cumhurbaşkanı tarafından belirlenmekte, ama asgari ücretin maliyeti özel sektöre yüklenmekte, bu nedenle popülist politikalarla bol keseden artış yapılmaktadır. Emekli ve memur maaşlarında ise durum farklıdır, çünkü kamu bütçesine verdiği yük nedeniyle bunlar ayrı değerlendirilip, daha düşük zamlar verilmekte, böylelikle beyaz yaka diye tabir ettiğimiz daha eğitimli kitle cezalandırılmaktadır.
Diğer taraftan enflasyon ülkenin yer yerinde aynı hissedilmemektedir, örneğin enflasyon İstanbul’da çok daha yüksekken, Anadolu’nun bir yerinde çok daha düşük hissedilmektedir. Yani ülkede enflasyon %80’se, kimileri için gerçek ya da hissedilen enflasyon %100’ iken, kimileri için %60 olabilmektedir. Ama ülkemizde aynı seviyede ücret artışları yapıldığı için, bu durum çok farklı refah etkileri yaratmaktadır. Yani çalışan ve emekli ücretlerinin ülkenin her yerinde aynı uygulanması haksızlığa neden olmakta, enflasyonun yüksek hissedildiği bölgelerde yaşayanlara olumsuz yansımaları olmaktadır.
Diğer önemli bir husus, ülkemizdeki enflasyonun çok yüksek seviyelerde seyretmesi nedeniyle, düşük ve orta gelir grubunu çok fazla etkilemesidir. Örneğin ülkede enflasyon düşük olsa, mesela %3’se, bir grubun enflasyonunun %2 olmasıyla diğer grubun enflasyonunun %4 olması arasında o derece dramatik bir fark olmayacaktır. Yani esas sorunumuz enflasyonun yüksekliğidir.
Öte yandan bildiğiniz gibi TÜİK tarafından açıklanan rakamlara toplumda yüksek derecede bir güvensizlik oluşmuştur. Dolayısıyla geçtiğimiz dönemde sürekli tartışılan “gerçekleşen enflasyona göre mi, yoksa beklenen enflasyona göre mi zam yapılsın?” konusunun önemi kalmamakta, resmi verilere göre yapılan zamlar çalışanları asla tatmin etmemekte, ayrıca gerekli ilave tedbirler alınmadığı için de enflasyonu da artırmaktadır.
Malumunuz ücreti ile geçinenler, geçmişte ne kadar zam aldıklarıyla pek ilgilenmezler, halihazır durum onlar için önemlidir. Geçen seneki rakamlara göre asgari ücret net 17.002 TL’yse ve açlık sınırı 20.432 TL, yoksulluk sınırı 66.553 TL ve bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 26.527 TL’yse asgari ücret hayli düşük demektir. Kaldı ki kasım, aralık aylarındaki fiyat artışlarıyla beraber bu rakamlar yaklaşık %5 daha yukarıya çıkacak, insanlar daha da yoksullaşacaktır.
Bildiğiniz gibi asgari ücrete %30 oranında zam yapılmıştır ve asgari ücret 22.104 TL’ye yükselmiştir. Aylık ortalama %2.5’luk enflasyonla hesapladığımızda, bu durumda Mart 2025’te asgari ücret yeniden açlık sınırının altına düşecektir. Merkez Bankası’nın yaptığı son ankete göre hanehalkının beklenen enflasyonu %67.2 seviyesindedir. Gerçekleşen enflasyonun 2024 yıl sonunda %44.38 olduğunu biliyoruz, çalışanların %30’luk bir maaş artışı ile matematiksel olarak daha da fakirleşecekleri aşikardır.
Sorun sadece ücretlere zam oranının belirlenmesiyle de çözülmemektedir. Taraflarca uzlaşılmış bir enflasyon oranı olmadığı için, şirketlerin asgari ücretin üstünde maaş alan çalışanlarına da hangi oranlarda zam yapacağı tamamen belirsizdir; ki ekseriyetle firmalar işlerinin iyi gitmediği gerekçesiyle “asgari ücret üstünde maaş alanlara daha düşük zam” politikasını takip etmekte, diğerlerine asgari ücret zam oranından daha düşük zam yaparak, orta gelirli kesimi asgari ücret seviyesine doğru bir adım daha çekmekte ve ülkede gelir dağılımı adaletsizliğini her geçen gün artırmakta, daha eğitimli kesimler cezalandırılmaktadır.
Şirketlerin personel maliyetlerinin asgari ücret zammıyla %30 yükselmesi doğal olarak ürün fiyatlarına da yansıyacaktır, bu defa da enflasyon doğal olarak yükselecektir. Her ne kadar konu tartışmalı olsa da, ücret artışlarının enflasyona neden olmayacağını söylemek fazla iyimserlik olur. Sektörlere ve sektördeki işgücü yoğunluğuna bağlı olarak, ücret artışlarının mal ve hizmet fiyatlarına yansımaları farklı olacaktır. Ülkemizde fiyatlama davranışları tamamen bozulduğundan firmaların maliyetleri içinde personel giderlerinin payı düşük olsa bile, çalışan ücret artışlarının direkt olarak fiyatlara yansıyacağı aşikardır, çünkü işverenler bunu yapmaktan hiç çekinmeyeceklerdir ve bu durum enflasyonun artışına sebep olacaktır.
Elbette yeni durum enflasyonla mücadeleyi daha da zorlaştıracaktır. Malumunuz fiyatlama davranışlarının bozulması da ülkemizde bir anda gerçekleşmedi, yıllardır düşürülmesi için tedbir alınmasını haykırdığımız enflasyonla mücadele maalesef seçim sonuçlarını bekledi. Seçim ekonomisi uygulamalarıyla dağıtılan bonuscu genişlemeci politikalar, ekonominin birçok dengesini alt üst etti, ki enflasyon bozulan dengelerden sadece biri, ama en önemlisi ve maalesef düzeltilmesi en zor olanlardan biri. Ayrıca enflasyonun düşürülmesinin önemli bir başka tedbiri, kamuda tasarruftur, ama siyasilerin bunca toplumsal tepkiye rağmen buna hiç yanaşmadığını üzülerek gözlemliyoruz. Yapısal reformlardan hiç bahsedilmiyor bile. Kala kala topluma ücret ve maaş tartışmaları kalıyor ve sonuçta uzun ve sert tartışmalı bir dönem hiç bitmiyor. Ama nedense ülkede bunun en büyük sebebinin enflasyondan başkası olmadığı fikrinin yanından kimse geçmiyor!
Sonuç olarak ne kadar tartışılırsa tartışılsın iktidarın aklından geçen oranlar uygulamaya konacak, siyasiler hiç tasarruf yapmayacaklar, yapısal hiç bir tedbir getirilmediği için de, ilk bir kaç ay çalışanlar aldıkları zamla idare edecek, ama enflasyon yine yükselecek, daha sonraki aylarda ise yoksullaşma daha da artacak, gelir dağılımı adaletsizliği yükselecektir. Sonuçta bu az sarmalda yıllardır sürdürülen neoliberalizm çarkı değişmeksizin sürüp gidecektir düşüncesindeyim.
Yorumlar