Ülkemizde 2023 yılındaki genel seçimler öncesi başlayan ve halen de devam eden, hemen her gün bir takım ekonomik karar değişiklikleri gerçekleşiyor. Öte yandan Donald Trump’ın ABD Başkanlığına seçilmesi ve hiç beklenmedik kararlarıyla küresel açıdan da ani iktisadi değişiklikler söz konusu. Tabii bu değişiklikler ile birlikte ülkemizde yaşanan yüksek enflasyon yatırım araçlarına yönelimi de bir anda değiştiriyor ve eğer bunları dikkatlice takip etmez ve geç kalırsanız da zarar görüyorsunuz.
Normal koşullarda bu politikalar bir ülkede çok sert ve hızlı değişmez, ama Türkiye gibi yüksek enflasyonun olduğu gibi bir ülkede yaşıyorsanız ve küçük tasarruflarınızı ve yatırım kararlarınızı bu değişikliklere adapte edemezseniz, maalesef bir anda servetinizin erimesi ile karşılaşabilirsiniz. Bu konuda en fazla şikayeti BES, bireysel emeklilik sisteminden alıyorum, çünkü bu alana yatırım yapanların önemli bir kısmı, defalarca hatırlattığım halde fonlarını takip etmiyor ve bu işi sadece kurumlara bırakıyorlar ve sonuçta büyük zarara uğrayabiliyorlar.
Malumunuz yeni Ekonomi Yönetimi geçen yıl önce faizleri ciddi seviyede birden yükseltti, şimdilerde de düşürmeye başladı. Yani son birkaç yılda baş döndürücü bir hızda faiz oranlarının değişmesi, başta küçük tasarruf sahipleri olmak üzere tüm yatırımcıların kafalarını çok karıştırdığı gibi, yatırım tercihlerini de değiştirdi. Örneğin hemen herkes TL mevduata yönelirken, borsaya ve dövize yatırım geriledi. Ekonomi Yönetiminin döviz kurlarını baskıladığı hususunda ciddi iddialar var ve bu durum dövize yatırım yapanları ortada bıraktı, halbuki ülkede ciddi bir enflasyon var, ama kurlar enflasyonun çok altında artıyor ve bu anormal bir durum.
Normal koşullarda bir ülkenin iktisat politikaları bu kadar dalgalı olmaz ve insanlar yüksek enflasyon karşısında paralarının alım gücünü korumak için bu kadar çaba sarf etmezler. Ama biz böyleyiz maalesef ve eğer gözümüzü açmaz isek elimizdeki ve avucumuzdakinden olacağız!
TL cinsi yatırım araçlarından faiz getirili 3 temel enstrüman var. Bunların başında hepimizin çok iyi bildiği, TL vadeli banka mevduatları, diğeri tahvil ve bono, diğeri de PPF olarak kısaltılmış olan para piyasası fonları.
Vadeli mevduat oldukça basit; bankaya paranızı belli bir faiz karşılığında, belirli bir vade de yatırıyorsunuz, yani bankaya borç veriyorsunuz ve vadenin sonunda da ana paranızla beraber faizinizi alıyorsunuz. Ama vade boyunca paranıza dokunamazsınız, ancak faizinden feragat ederseniz, banka size paranızı geri verir. Vadeli mevduatta önemli olan faiz ve vergi oranlarıdır, daha doğrusu vade sonunda elinize geçecek net kazançtır, ki bu konuda bankalar bazen trikli ifadeler kullanır, dikkat etmenizi ve vade sonunda elinize geçecek miktara bakmanızı öneririm. Biliyorsunuz vadeye göre faiz oranları ve vergi oranları değişmektedir. Faiz oranlarına geleceğim, ama burada vergi oranlarını açıklayayım; 6 aydan kısa vadeli mevduatta %10 vergi (stopaj), 1 yıllık mevduatta %7.5 stopaj söz konusu.
Normal koşullarda borç-alacak ilişkisinde vade ne kadar uzun olursa, borcun geri ödenme riski o kadar yüksek olduğu için, alacaklı bu riski kompanse etmek için daha yüksek faiz talep eder. Ama şu anda ülkemizde durum böyle değil. Son güncel oranlara göre mevduat faizleri ortalama; 1 aylık % 45, 3 aylık % 42, 6 aylık % 40, ve 1 yıllık % 37 seviyelerinde. Gördüğünüz gibi vade uzadıkça faiz oranı düşüyor, yani anormal bir durum söz konusu. Bunun nedeni; enflasyonun düşme trendine girmesi ile birlikte faizlerin de düşmesine ilişkin beklentinin olması.
Geçtiğimiz Perşembe günü Merkez Bankası güncel politika faizini % 45’e düşürdü, ki bu oranla kısa vadeli mevduat faizi birbirine çok yakın duruyor, yani; eğer biraz yüklü miktarda paranız varsa, bir miktar reel faiz veriliyor ve enflasyonun üstünde bir kazancınız oluyor.
Dezenflasyon sürecinde olduğumuzu düşünürsek, TCMB’nın 2025 yılı içinde politika faiz oranlarını düşüreceğini bekliyoruz, buna göre mevduat faizleri de düşecektir. Bu durumda “her ay mevduatı yenilemek mi, yoksa uzun vadeli (örneğin 1 yıl) mevduata mı paramı yatırırsam daha kazançlı olurum” sorusu öne çıkıyor. Bu öncelikle faiz indirimlerine ilişkin öngörünüze ve paranıza ne zaman tekrar ihtiyaç duyacağınıza bağlıdır. Öte yandan şu konuyu da atlamamalısınız; aylık mevduatı tercih ettiğinizde, bileşik getiri avantajı vardır, yani her ayın sonunda ana paranıza eklenmiş faizle birlikte oluşan yeni bakiye üzerinden, ilave faiz getirisi elde edersiniz.
Ben şahsen 2025 yılında enflasyonun ciddi bir düşüş kaydedeceğini düşünmüyorum, dolayısıyla faizlerdeki düşüşün yavaş olacağını öngörüyorum. Hem parama her an ulaşabilme esnekliği, hem de bileşik getiri avantajı nedeniyle kısa vadeli mevduat bana daha avantajlı gözüküyor.
Şimdi de diğer TL yatırım aracı olan tahvil-bono konusunu izninizle inceleyelim. Biliyorsunuz son dönemde borçlanma araçları fonları (yani PPF) getirileriyle ön plana çıkmaya ve popüler olmaya başladılar. İşte bu borçlanma araçlarının içinde tahvil ve bonolar vardır. Genel olarak tahvil ve bonoların istisnaları olmak kaydıyla, vade boyunca getirileri baştan belli olduğu için, sabit getirili menkul kıymet olarak da adlandırılırlar.
Tahvil ve bonoları devlet çıkardığı gibi, SPK izniyle özel şirketlerde çıkarabilir, yani bu yöntemle devlet veya şirketler halka veya Eurobond kapsamında dışarıya borçlanabilir. Borçlanma süresi 1 yıldan uzun ise buna tahvil, 1 yıl ve daha kısa vadeliyse bono denir. Devletin ihraç ettiği uzun vadeli borçlanma araçlarına devlet tahvili, kısa vadeli olanlara da hazine bonosu denir.
Tasarruf ettiği parayı değerlendirmek isteyen bilinçli yatırımcı, eğer “şartlar uygunsa” devlete ya da sağlam şirketlere borç vererek getiri elde etmek isteyecektir. Şartların uygun olmasının en büyük koşulu, aldığı riske değecek kadar bir potansiyel getirinin bulunmasıdır. İşte burada en önemli konu, tahvilin istediğiniz zaman alıp satılabildiği ve bu nedenle de fiyat değişimine uğramasıdır, halbuki vadeli mevduatta böyle bir durum yoktur.
TL cinsinden devlet tahvilleri esasen bir borçlanma senedidir ve tahvilin altında devletin imzası/garantisi vardır, yani siz bu senetle vade geldiğinde gidip alacağınızı hemen tahsil edersiniz. Vade sonunda ödenecek para nominal değerdedir, yani senet üzerinde yazan rakamdır. Dolayısıyla siz bunu satın alırken daha düşük fiyatla satın almalısınız ki, kazanç elde edesiniz. Örneğin ben devlete borç veriyorsam ve 1 yıl sonra 100 TL tahsil edeceksem, bugün vereceğim borç 100 TL’nin çok altında olmalıdır ki kar’lı olayım. Çünkü paranın da maliyeti vardır ve özellikle bizim gibi yüksek enflasyon ortamında zarar etmek riski oldukça fazladır.
Öte yandan elinizdeki nakdi borç vererek aldığınız bir risk var, paranızı serbestçe kullanma özgürlüğünden vazgeçmenin de bir bedeli var. Ayrıca işin alternatif kısmı da var, yani benzer riskleri alarak, birbirine yakın vade de, alternatif bir yatırım aracındaki bir getirinin çok altında bir faiz getirisi elde ederek, devlete borç vermeye aklı başında hiç kimse razı olmaz. Bu nedenle devlet tahvili faizleri, piyasadaki diğer faiz oranlarından bağımsız olarak hareket etmez, aynı paraleldedir.
Vadesine 1 yıl kalmış bir devlet tahvilinin faizi bugün itibarıyla yaklaşık %40 seviyesindedir. Yani vadesine 1 yıl kalmış bir devlet tahvili almak isteseniz, bu tahvili bugün 71.43 TL’ye almanız gerekir ki vadesinde elinize geçecek tutar 100 TL olsun, aradaki fark %40’lık kazançtır.
Tahvillerin vade içinde de alıp satılabildiğini belirtmiştim, biz buna ikincil piyasa diyoruz. Bir çok insanın bilmediği ve kafa karıştıran yer de burası. Yani tahvil faizleri düştükçe bu ikincil piyasada, tahvilin ilk alım fiyatı da yükseliyor ve tahvil yatırımcısı yüksek kazanç sağlıyor, ki bu alandaki yatırımcıların çoğu profesyonel kurum ve kişiler. Son zamanlarda yaşanan şey tam da bu, borçlanma araçları fonlarındaki, yani Para Piyasası Fonlarından yüksek getirinin ve işi iyi bilenlerin PPF’na yönelme sebebi de burada yatıyor.
Yorumlar