Ülke ekonomimizin temel ekonomik sorunlarını sıralayacak olursak; yüksek cari açık ve bunun yarattığı yüksek oranlı dış finansman ihtiyacı, düşük büyüme oranı (daha doğrusu mevcut potansiyel büyümenin sürdürülememesi), yüksek bütçe açığı, yüksek enflasyon ve vergi adaletinin olmayışı ve bunların yarattığı gelir dağılımı adaletsizliği ve düşük tasarruf oranları olarak kısaca özetleyebilirim.
Bütün bunlar esasen ülke ekonomisinin bir türlü aşılamayan yapısal sorunlarını oluşturuyor. İzin verirseniz şimdi de sırayla bunları kısaca inceleyerek, çözüm önerilerimi sıralayayım.
Yüksek cari açık vermemizin temel sebebi enerji bağımlısı, daha doğrusu yüksek oranda petrol ve doğal gaz ithalatçısı olmamız ve ara malı ithalatına bağımlı üretim yapımızdır. Ancak nedenler bununla sınırlı değildir; TL cinsi borçlanmayı engelleyen yüksek enflasyon oranlarımız ve düşük tasarruf oranlarımız da bu soruna sebep olmaktadır. Açıklanan son resmi verilere göre 2025 yılı Ocak ayı itibarıyla yıllıklandırılmış cari işlemler açığımız 11,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Karbon tabanlı enerji ihtiyacımızı karşılayacak bir kaynağa sahip olmadığımız için, cari açığı düşürmek için sürdürülebilir, büyümeyi artırıcı, yatırımları destekleyici, üretkenliği artırıcı adımlar atmamız gerekiyor. Yani ithalatı kısıp ihracatımızı yükseltmek için, üretkenliğimizin yüksek olduğu sektörlerin teşvik edilmesi ve katma değeri yüksek, özellikle teknoloji ağırlıklı üretime geçilmesi ile verimliliğimizi artırmamız gerekmektedir, ki bu şekilde zaten ihraç edilen ürünlerin değeri artacağı için cari açık da doğal olarak azalacaktır. Bu nedenle bir an önce mevcut kaynaklarımızı üretimi ve verimliliği artıracak yöntemler üzerine kaydırmak zorundayız.
Yüksek bütçe açığının düşürülmesi, cari açığı azaltmaktan daha kolaydır. Kısaca bütçe açığını azaltmak yalnızca geliri artırarak ve/veya harcamaları azaltmakla mümkündür. Bu durum ancak kamu harcamalarını kısmak, ülkenin ekonomik büyüme oranını artırmak veya vergileri artırarak başarılabilir. Ancak, şunu da göz ardı etmemek gerekir; aşırı vergiler büyümeyi yavaşlattığı gibi ülkenin yoksullaşmasına da sebep olabilir. Bu nedenle öncelikle kamu harcamalarını kontrol altına almak ve büyüme oranlarını artıracak adımlar atmak gerekiyor.
Dar ve orta gelir grubunu ezen ve ülkedeki gelir dağılımını bozan yüksek enflasyonu düşürmenin en önemli yolu; kamunun harcamalarını düşürmesini gerektirir. Bunun içinde siyasilere harcamalarının hesabının sorulmasını gereken denetim mekanizmaları kurulmalı ve/veya mevcut sistemler etkin çalıştırılmalıdır. Ayrıca “itibardan tasarruf olmaz” mantığının derhal terk edilmesi gerekir. Kamudaki sınırsız harcamalara derhal son verilmeli ve özel harcamaları siyasilerin ve bürokratların kendi bütçelerinden yapmaları sağlanmalıdır. Bunun için de kamudaki yaygın yolsuzluk vakalarına acilen tedbirler alınmalıdır.
Vergi yapısının bozukluğu ise en kolay çözülecek konudur. Çünkü Maliye bürokratları bu konuda hem çok tecrübeli, hem de bu alanı bir çırpıda düzeltebilecek kabiliyete sahiplerdir. Bu sorunun çözümü için eminim ki yıllardır belki milyonlarca sayfa çalışma hazırlanmış, ama iş yasal boyuta ve/veya uygulama seviyesine gelince siyasiler tarafından bazı engellemelerle karşılaşılmaktadır. Yani vergi yapısının düzeltilmesi için siyasi irade gerekmektedir. Bizdeki siyasi irade; hem egemen güçlerin etkisi altındadır, hem de lidere veya örgüt yöneticilerine bağlı siyasi parti uygulaması iliklerimize karşı işlemiştir. Dolayısıyla bu yapı düzeltilmeden vergi politikaları da düzelemez.
Düşük tasarruf oranlarını yükseltmenin yolu ise; kamunun harcamalarındaki savurganlığı bırakması ve halka kaynak yaratmaktan geçer. Onun yolu da ‘her mahallede bir milyoner’ yaratma, belli kesimleri zenginleştirmek yerine halkın geçim sıkıntılarını düzeltip, ülkeye kaynak yaratıcı politikalar yapmaktan geçmektedir. Ama bunun için halkında siyasilerden talebinin olması gerekir ki, maalesef mevcut durumdan vatandaşın şikayetinin olmaması sorunların çözümünü zorlaştırmaktadır.
Özetle, Türkiye’nin yapısal sorunları kamu kaynaklıdır ve çözümü; öncelikle ülkemizdeki yolsuzluk ve yozlaşma sonucu çürümüş yapıların bir an önce ele alınıp, yolsuzlukla mücadele programlarının acilen başlatılmasını ve hem dürüst, hem de liyakatlı yöneticilerin işbaşı yapmasını gerektirir ve bu konu da takdir edersiniz ki toplumun temel ahlak seviyesine ve talebine dayanır. İlk etapta merkezi ve yerel kamusal siyasi gücü elinde bulunduranların, kamu kaynaklarını halkın ihtiyaçları için ona geri döndürmesi gerekirken, yolsuzluk yöntemleri ile kişisel veya siyasal kanallara yöneltilmesinin önlenmesi veya kaynakları çarçur etmesinden kaynaklanan sorunlara el atılması gerekir. Eğer bunu bir şekilde başaramazsak yapısal sorunlarımızı emin olun torunlarımız da görecektir düşüncesindeyim.
Yorumlar