WhatsApp
Advert
Advert

UTANÇ DUYMAYAN, SUÇLULUK DUYGUSU TAŞIMAYAN VE İKİYÜZLÜLÜĞÜN ARTTIĞI BİR TOPLUM SORUNLARINI ÇÖZEMEZ!

Yayınlanma Tarihi :
author

Selami TÜTÜNCÜOĞLU

Bilmiyorum siz de farkındamısınız, gün geçmiyor ki yaşadığımız dünyada yeni ve şaşırtıcı bir ikiyüzlülük ve utanmazlık vakası ile karşılaşmayalım. Daha dün kendi giriştikleri eylemleri, bugün işlerine gelmediği için benzerlerini yapanları suçlu ilan etmeyi müteakip, bir süre sonra aynı uğraşıya bir kez daha koyulanları görmekten inanın bıktım. Hele herkesin önünde kendi akrabasının veya yakınının kayırılmasını hiç çekinmeden isteyenlerin, bu konuda herkesi acımasızca itham etmelerini ve kendilerine hiç kusur bulmamalarını inanın artık kaldıramıyorum!

Utanç ve suçluluk duygusu esasen yüksek ahlak sahibi her insanın içselleştirdiği bir davranış biçimidir. Farkındaysanız toplumumuzda özellikle akçeli ve/veya siyasal gücü elinde tutan çevrelerde, her ikisi de giderek nadir bulunur hale dönüştü. Utanma duygusunu yitirmiş kişilerde bunun sebebini, elbette siyasal ya da ideolojik bakış açılarına bağlayamayız, çünkü bazı kesimlerde daha yaygın olsa da, utanmazlık bugün artık her yerde karşılaştığımız yaygın bir olgu.

Bence içinde yaşadığımız piyasa ekonomisi kültürü, artık utancı bir insan kalitesi değil, aksine değişimi engelleyici ve yenilikleri köstekleyici bir duygu olarak değerlendiriyor. Ayrıca sanki bir gösteri toplumunda yaşadığımız için öne çıkmak/ileri fırlamak isteyen herkes; siyasetçisinden din adamına, sanatçısından akademisyenine kadar kendini hiç çekinmeden başkasının hakkını yiyerek utanmazca işler yapmak konusunda bir sınırlamaya tabi tutmak konusunda bir engelleme de hissetmiyor, hatta bu konuda toplumsal teşviğin bile olduğu söylenebilir.

Dünyaya hakim olan vahşi kapitalizmin narsisizmi, yani kişinin kendi benliğine karşı duyduğu hayranlığı teşvik ettiği ve artırdığı malumunuz bilim adamlarınca da sıkça ifade ediliyor. Sanırım buna neden, içinde bulunduğumuz sistemin başarılı biçimde devamı için, herkesin kendisi için çok önemli olduğu ve mutlaka iyi bir fikre sahip olduğunun sürekli biçimde dikte edilmesi ve insanların buna inandırılmasıdır. Ki liberalizmde malumunuz insanlar sadece bir piyasa aktörüdür. Bu sistemde insanlar, yani girişimciler, tüketiciler ya da uygulayıcılar suçluluk duygusu ya da utanç içinde olurlarsa sistem tıkanır. İnsanların sisteme daha istekli katılmaları için kimi zaman mutluluk hapı diye bilinen antidepresan ilaçlarla, hatta metamfetamin ismindeki uyuşturucu yardımıyla kendilerini sevmeleri, kişiliklerine güvenmeleri bile açıkca istendiği istatistiklerle sabittir.

Öte yandan piyasa ekonomisinin utanç duygusunu bir tehdit olarak görmesi nedeniyle, kapitalizm 1930 yılından beri adını “kişisel gelişim” koyduğu bir sektörü, adeta sahte bir bilim dalının uygulaması olarak geliştirmiştir. Lisans seviyesinde bir üniversite eğitimi bile olmayan meşhur Dale Carnegie adlı yazar tarafından başlatılan ve asıl amacı kendini sevme ve sevdirme olan kişisel gelişim akımına 1950’li yıllarda protestan bir papaz olan Norman Peale’in “pozitif düşünme” adını verdiği bir teknik de eklenmiş ve bu akım yıllar içinde büyük bir sektör haline dönüşerek, günümüzde koçluk mesleği olarak bilinen ve milyonlarca insanın çalıştığı iş alanları doğmuştur.

En çok satan eseri “Arkadaş Bulma ve Etki Yaratma Sanatı” olan Dale Carnegie’nin “Üzüntüyü Bırak Yaşamana Bak” adlı kitabının başlığından da anlaşılacağı gibi serbest piyasa sistemi, insan olmanın vazgeçilmez şartı olan etik kaygıların bir yana bırakılmasını açıkca istemekte, ahlaki değerlerin bence en önemlilerinden olan utancı rafa kaldırmaya çalışmaktadır.

Esasen Batı toplumlarında daha çok suçluluk duygusu, Doğu’da ise utanç, kişisel ve toplum ahlakını biçimlendiren bir rol oynar. Yeterince uygarlaşıp cemaat/tarikat/kabile yapısından çıkamamış toplumlarda ise utanç değil, güce tapınmak ön plandadır, ki içinde yaşadığımız toplumda bu tür güce tapınma örneklerine sıkça rastlayabilirsiniz. Çünkü insanlarda bireysellik ve kendine güven hala oluşmamış, bir güce yaslanarak veya hiç olmazsa haksızlıklara sessiz kalarak kendi çıkarlarını koruma içgüdüsü hakimdir. Batı’daki yozlaşma ise, suçluluk duygusunu iflah olmaz biçimde erozyana uğratmaktadır.

Nitekim artık hiç bir şeyden çekinmeyen insanlar, bu utanmazlıklarını arsızca örtmek için, ikide bir başkalarına “hayasızlar” diyerek saldırmaktadır. Bu tür utanmaz insanlar, kendi sırlarını saklamak için başkalarının sırlarını da araştırırlar ve bunları acımasızca kötüye kullanırlar. Toplumda utanmazlık davranışlarının çoğalmasıyla magazincilik, üçüncü sayfa haberciliği de yayılır, nitekim bunlar avamlaşmayı artırarak birbirini tamamlayan olgulardır.

Esasen utanç, insanın ölümlü olması ve doğaya hiçbir zaman tam anlamıyla boyun eğdiremeyeceğini bilmesinin bir sonucudur. Bu duygunun kaybolması ise bence insanlığın kaybolmasıdır, çünkü utancı olmayan biri ya önceden insan iken, sonradan bir utanmaza dönüşmüştür, ya da yetiştiği çevre ve gelişmemiş kültürü nedeniyle zaten hiç iyi insan olamamıştır. Zira utanç manevi bir değerdir, bu değer kutsal kitapları ezberleyerek edinilemez, aile terbiyesinden gelir.

Meşhur psikiyatrist Nietzsche’nin vurguladığı gibi; gizemli olan, şeffaf olmayan her yerde ve ilişkide utanç vardır. İnsanın kendini aşmasını, yeni değerler ve yeni bir etik yaratmasını arzu eden büyük filozof “Böyle Buyurdu Zerdüşt” eserinde; utancı olmayan insanları bir hayvana, maymuna benzetir ve “İnsan üstesinden gelinmesi gereken bir şeydir. Onu aşmak için ne yaptınız?” der.

Neoliberal dönemin bazı psikologları ise utancı, çıkarı veya zevki bastıran kötü bir düşünce, bir hastalık olarak görürler ve utanan insanları depresyon ilaçları ile tedavi etmeye kalkışırlar. Farkındaysanız aynı etkiyi kokain gibi uyuşturucular da yapabilir ve bu tür ilaç ya da zehirlere alışmış olanlarda zaten utanma da olmaz.

Kapitalizmin tüketim toplumu aşamasına geçişinden sonra ısrarla sürdürdüğü, insanlara kendileri hakkında iyi fikirlere sahip olma ve kendilerine güvenme duygularını aşılama çabası, çocuk eğitimi bilimi olan pedagojiyi de etkilemiştir. Neoliberal eğitim, çocukları kendi başına bırakmayı, onların “kendileri olmasını sağlamayı” ve büyüklerin fazla müdahale etmemesini bir dogma haline getirmiştir. Oysa çocuklar ancak çeşitli engeller ve zorluklarla karşılaştıkları zaman ilerlemeyi öğrenirler, hatalarından ders çıkarırlar ve kendi kendine yeterli iyi bir insan olabilirler. Hiç kimse kendisi hakkında iyi düşünmeyi başkalarından öğrenmez, bu duyguyu kendisinin kazanması gerekir.

20. Yüzyılın ikinci yarısından beri utanmayan ve suçluluk duygusu olmayan insanlar yetiştirmek, meşhur filozof Freud’ü doğru dürüst anlamayan piyasa psikanalizcilerinin işi haline gelmiştir. Bu çarpık teoriler, psikolojiden sosyolojiye ve pedagojiye de yayılmış ve toplumsal ahlakı çürütmüştür.

ABD’den tüm dünyaya yayılan ve toplum mühendisliğine yönelen bu neoliberal teoriler, şu sıralar o kadar güç kazandı ki, din adamları bile “insanlara iyi gelen” neoliberal uyanış metotlarını uygulamaya başladılar. Onlara göre de utanç bir hastalıktı, insanların kendileri hakkındaki tüm olumsuz düşünceleri yanlıştı ve bunları tedavi etmek gerekiyordu. Hele ki toplumda sınıf mücadelesi yerine, bu mücadeleyi verecek gruplar olarak dayatılan kesimlerden kişilerin, kendileri hakkında kötü düşünmeleri çok vahimdi. Örneğin toplumdan dışlanmış birisi, kendisi hakkında olumsuz fikirlere sahipse ve bazı davranışlarından utanç duyuyorsa bunun nedeni, egemen grubun ona utanç duygusunu aşılamış olmasıydı. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar utanmalarına gerek yoktu, utanması gereken egemen gruplardı, ama ekonomik ve/veya siyasal gücü ele geçirmiş olan egemen grubun da utanmaya hiç niyeti yoktu! Ama kişisel gelişim sektörünün paraya ihtiyacı vardı. Kimlik mücadelesi veren grupların ne yaparlarsa yapsınlar utanç duymamalarını sağlamak için, uyanış eğilimindeki psikolog ve sosyal danışmanlar terapi kursları açtılar ve utanç duymayan bir kitle oluşturdular. Bu şekilde egemenlerin kültürel hegemonyasını yıkmayı planlamışlardı.

Ancak netice; çürüyen ve yozlaşan bir toplum yapısı, yaygın şiddet, suç örgütlerinin bir çok yöredeki hegemonyası, uyuşturucu ve uyarıcı salgını olarak karşımıza çıktı. Etik değerlerin yitmesi, gerek girişimcilerin, gerekse emeği ile geçinenlerin kısa vadede ve bir an önce çok para kazanacak işlere yönelik stratejiler yapmalarına yol açtı. Bu da küçük ve orta işletmelerin batmasına neden oldu ve sermayenin çok az sayıdaki kişilerde birikmesini tetikledi, özetle gelir dağılımı adaletsizliği aşırı boyutlara yükseldi.

Utanma duygusunun ortadan kalkışı ile dünya hegomanı olan ABD’nin tüm dünyaya yaydığı ve toplumumuzda da ikiyüzlü ve utançdan uzak davranış biçimlerinin yaygınlaştığı bariz biçimde ortadadır. Tüm bu olumsuzluklar ülkemizde malesef çok yaygın, nede olsa gelişmiş ülkelerden olumlu örnekler yerine, olumsuz olanları çabucak benimsiyoruz! Durumun tüm dünyada vahimleştiği bir ortamda, bizim gibi az gelişmiş toplum ve kurumlar bu yozlaşmaya, gelişmiş ülkeler kadar dayanıklı olabilirler mi emin değilim, nitekim aksi yönde gelişmelerle karşı karşıyayız.

Çürüme ve yozlaşmanın yaşandığı, kendi adaletini kaba kuvvetle tesis etme alışkanlıklarının arttığı, bazı kentlerin sokaklarında acımasız zorbaların cirit attığı ülkemizde, aynı zamanda da görünüşte dindarlığın, içselleştirilmemiş ve şova dönüşmüş bir maneviyatın zirve yaptığı bir durumdayız maalesef. Utanç ortadan kalkınca da, otoriterliğe yatkınlık, haksızlıklara sessiz kalma ve sadece kendi çıkarlarını düşünme eğilimi artmıştır. Öte yandan yıllarca artan oranda yaşanan bu olumsuzluklar, siyasetten sosyal yaşama kadar her alana yansımış, seçmenlerin kendi toplumlarının durumuna bir anlamda tepki vermelerine neden olmuştur.

Hemen her açıdan toplumumuzun her katmanına yerleşmiş bu olumsuzluklardan ve yaşadığımız bu durumundan, utanç duymaya başlamak ve sorunlarımızı bir an önce çözmek dileğiyle!..

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar